23 Kasım 2020 Pazartesi / 7 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Yalçın AKDOĞAN
yalcinakdogan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

ABD’ye one minute kimleri korkuttu?

15 Aralık 2017 Cuma

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın liderliğinde toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul bildirgesi ABD’ye one minute anlamını taşıyordu. İslam ülkelerinin liderleri toplandılar ve ABD’yi eleştiren, kınayan ve hatta uyaran bir manifesto ortaya koydular. Birçok konuda sesi yeterince çıkmayan ve ABD ile ilişkileri çok farklı düzlemde devam eden bu ülkelerin hep bir arada ve bu tonda bir ses vermeleri başlı başına tarihi bir olaydır.

Bu ülkelerin tamamının Kudüs konusunda gönülden haykırarak konuşacağını biliyoruz. Yine tamamına yakınının Filistin ve Gazze’ye destek konusunda net tavır takınacağından da şüphemiz yok. Hatta büyük çoğunluğunun İsrail’e karşı sesini yükseltmesi de mümkündür. Ama iş ABD’ye gelince durum nedir?

ABD’ye tepki gösterme konusunda tek başlarına kalmaları halinde sesleri cılız çıkacak birçok İslam ülkesi hep bir arada olunca kuvvetli bir ses verdiler.

İşte tarihi olan durum,İslam dünyasının böyle önemli bir zamanda mukaddesatı için bir araya gelmesi ve hakikati haykırmaktan çekinmemesidir. Bu ruh, çok değerlidir; bu tavır çok kıymetlidir.

ABD ve İsrail’in herkesi susturduğunu, sindirdiğini, bastırdığını düşündüğü bir anda böyle bir tablonun ortaya çıkması onlar açısından büyük hayal kırıklığıdır.

Özellikle son dönemde yaşananlar, ABD’nin Kudüs kararı için adeta bir nevi arazi temizliği anlamına geliyordu. Katar, Lübnan, Suudi Arabistan hamleleri ve hatta Mısır darbesi, İsrail’in amaçlarına hizmet eden bir Ortadoğu tasarlıyordu. Herkes susturulacak, bastırılacak, tehdit edilecek ve ABD rahatlıkla istediği keyfi kararı verebilecek... Hatta ABD’deki Sarraf davasının bir yönünün de Türkiye’nin sesini kesmeye yönelik bir baskı oluşturmak olduğu düşünülebilir.

ABD’nin şantajına ve baskılarına boyun eğip uydu ülke haline gelenler böyle kritik anlarda dut yemiş bülbüle dönerler. ABD’nin kuklası olan rejimlerin bu tavırları onları ABD’ye yaklaştırsa da kendi halklarından ve İslam dünyasından uzaklaştırır. Efendilerinin yaktıkları esaret ateşinde yanan, yakıtını da kendisi karşılayan bu rejimlerin durumu çok hazindir.

İşte İstanbul bildirisi bu işbirlikçi rejimlerin eteğini tutuşturmuştur. Türkiye nasıl olur da onların kölelik ettikleri efendilerine ses çıkarır, onun buyruklarına karşı gelir! İsrail’le one minute olayı yaşandığında Türkiye’deki İsrail muhipleri korkuyla paniğe kapılmışlar, İsrail’in özrü gelince derin bir nefes almışlardı. Zirve sonrası ABD’ye tepki gösterilince Türkiye’deki Amerikan muhiplerinin de benzer bir korkuya kapıldığı düşünülebilir.

İstanbul zirvesi turnusol kağıdı gibi bir fonksiyon gördü. Zirveye gönülsüz katılanlar veya sonuç bildirgesini gönülsüz onaylayanlar var mıdır bilmiyoruz. Ancak varsa da böyle olan ülkeler bile önemli bir tavır, cesur bir duruş ortaya koymuştur ve bu şahsiyetli tavır cesaretlerini ve özgüvenlerini daha da artırmıştır.

ABD uzun zamandır uluslararası hukuku, müttefiklik ilişkilerini ve dünya halklarının iradesini hiçe sayan bir keyfilik ve tek taraflılıkla hareket ediyor. ABD’nin tek süper güç olduğu kanaatinden kaynaklanan bu tek taraflılık anlayışı, dünya halklarının sabrını taşırmaya başlıyor.

Soğuk Savaş Döneminde Komünizmi çevrelemeyi amaçlayan ABD yeni dönemde yeni tehdit algıları üretmenin yanında kendi kafasına göre yöntemlerle hasımlarını tasfiye etmeye çalışıyor.

ABD’nin karşısında Rusya, Çin, Hindistan gibi büyük ülkeler var; Çin ve Rusya hala ideolojik olarak karşıt pozisyonunu sürdürüyor ama ABD’nin seçtiği düşman İslam muhtevalı olan her şey. Görünürde terörist örgütler hedefe konulmuş görünse de İslam’la ilişkili olan ülkeler, örgütler, kurumlar, şahıslar bu konumlandırmadan kendilerini kurtaramıyorlar.

ABD’nin potansiyel rakipleri olan Rusya Çeçenler’le, Çin Uygur Türkleriyle, Hindistan Keşmir’le uğraştığından (yani kendi İslamcılarıyla bir mücadeleleri olduğundan) İslamcı terörizm şeklindeki bir kodlama hepsinin bir şekilde işine geliyor veya onların ses çıkarmasını perdeliyor.

İslam dünyasındaki işbirlikçi rejimler ise kendi saltanatları karşılığında bu düşmanlığı görmek istemiyorlar.

Türkiye gibi ABD ile derin müttefiklik ilişkileri olan bir ülke ise ilkesel olarak gerçekleri haykırmaktan geri durmuyor. Çünkü ABD’nin uluslararası hukuk, müttefiklik ilişkileri, karşılıklı çıkar gibi olguları görmezden gelmesi; son derece keyfi ve tek taraflı hareket etmesi, üzerinde yükseldiği demokratik/insani değerleri yok sayarcasına haksızlıklara imza atması, İslam’ı ve İslam dünyasını hedefe koyarak fütursuz girişimlerde bulunması kabul edilemez. Muhatapları bunu zillet göstererek kabul etse de, hayatın gerçekleri ABD’nin duvara toslamasına, kendi bindiği dalı kesmesine sebep olacaktır.

Bu yüzden İstanbul’dan yükselen onurlu ses, sadece Kudüs’le ilgili olsa da aslında ABD’nin son dönemki İslam’ı/Müslümanları hedefe koyan şımarıklığına ve pervasızlığına karşı şahsiyetli bir tavırdır.