02 Aralık 2020 Çarşamba / 16 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Tony KARON
tkaron@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Arap Kışı Suriye’yi zorlayacak

15 Ekim 2012 Pazartesi

Kış geliyor ve bununla birlikte acı çeken milyonlarca Suriyeli’nin durumunun çok daha kötüleşeceği neredeyse kesin. Türkiye ve Ürdün’de mülteci kamplarına sığınan, çoğunluğu çadırlarda kalanların mültecilerin sayısı 335 bini aştı. Fakat Suriye’de kalan milyonlar, 30 binin üzerinde can kaybına sebep olan 18 aylık bir iç savaşın acımasız yıkımına göğüs germek zorundalar. Savaş ve yaptırımların getirdiği bir kuşatma ekonomisinde gittikçe artan sıkıntılarıyla, kış soğuğu ve yakıttan ilaç ve yiyeceğe her şeyin kıt oluşu ile mücadele etmek zorundalar. Bunlardan mahrum olmaları, roket ve bombaların yarattığı ölüm tehlikesinin yanında hastalık ve açlık tehlikesini de getiriyor.

Fakat bir grup Suriyeli, yaklaşan kışı acımasızca bir memnuniyetle karşılıyor olabilir: İşler ne kadar kötü olursa olsun, Başkan Esad, adamları ve iktidarı ellerinde tutmak için savaşıp ölmeye hazır olanlar, durumun onlar için çok daha kötü olabileceğini biliyorlar. Evet, rejim büyük arazilerin kontrolünü dik kafalı isyancılara kaptırdı. Fakat kırsal bölgeleri büyük ölçüde ellerinde tutabilseler de, büyük şehirlerdeki yakın çatışmalar söz konusu olduğunda, isyancılar silah bakımından umutsuz durumdalar. Üstelik ne müttefikleri ağır silah yardımı yapıyor, ne de NATO süvarileri, Libya’da olduğu gibi onları kurtarmaya geliyor.

Esad’ın silahlı kuvvetlerinin beklenen çöküşü hala gerçekleşmedi ve isyancıların tarafına geçenler azaldı. Taraflar stratejik bir çıkmaza girdiler: İki tarafın da öldürücü darbeyi vurma kapasitesi yok. Geçtiğimiz günlerde Suriye sınırında Türkiye ve Ürdün ile yaşananlar bu çıkmazın belirtileri. Türkiye’nin karşı ateş ve uyarıları ve NATO’nun üye ülkesini koruma yeminine rağmen, Suriyeli güçlerin altı gündür Türkiye’ye top atışına devam ettikleri gerçeği, Türkiye’nin Suriye’ye tek başına müdahale etmeme arzusunun ve hatta bunu etkin biçimde yapabilme kapasitesinin yeterli olmadığını bilen Esad’ın, Ankara’nın blöfünü gördüğüne işaret ediyor.

Türkiye, Libya’dakine benzer bir NATO müdahalesinin şu an olası olmadığının farkında. Esad’ı devirmek için dış güçlerin oynayabileceği tek rolün isyancıları güçlendirmek ve kötü etkileri kontrol altında tutmak olduğu uzatmalı bir savaşı öngören, endişe verici bir ABD stratejisi ile karşı karşıya kalabilir. Bunu yapmak Batı güçleri için, Suriye sınırındakilere ve savaşın ekonomi ve toplumları üzerinde büyük yük oluşturduğu ülkelere nispeten çok daha kolay.

Washington’daki iki partili mutabakat, isyancılara silah yardımı sağlama konusunda farklı görüşler içerse de, Suriye’ye doğrudan askeri müdahaleye karşılar. Bunun ötesinde ABD, Ürdün’e küçük danışman grupları gönderiyor. Fakat bunların başlıca amaçları, ülkeyi yan komşularındaki iç savaştan izole etmek.

Elbette işler Esad için de iyi görünmüyor. İsyanı bastırıp, tüm Suriye’nin kontrolünü ele geçirmesi düşük bir ihtimal ve salt güç ve korku ile yönettiği kitle gittikçe daralıyor. Yine de yenik sayılmanın çok uzağında ve Suriye, 1970’lerden 1992’ye kadar komşu Lübnan’da yaşananlara benzer biçimde, savaşan derebeyliklere bölünme tehlikesi altında.

Tabii ki Esad’ın rakipleri, Esad’ın şimdiye kadar sürgün edilmiş, hapsedilmiş veya öldürülmüş, bir şekilde ortadan kaldırılmış olacağını ümit ediyorlardı. Fakat rejim, Miloseviç seçeneğine yönelerek mezhepsel bir iç savaşı tercih etmiş veya kendini böyle bir savaşın içinde bulmuş gibi görünüyor. Kendi Alevi mezhebini, diğer azınlık gruplarını ve hatta şehirli Sünni burjuvaziyi harekete geçirmek için, radikallerin önderlik ettiği bir Sünni isyanı çıkabileceği korkusunu yarattı ve sonunda barışçıl protestoları şiddetle bastırarak, beklenenin olmasını sağladı. Ayrıca Esad bölgesel ve uluslararası stratejik dengeyi de sakin biçimde değerlendirdi ve Kaddafi’ye yapılana benzer bir müdahaleye karşı kendini koruma konusunda İran ve Rusya’nın güçlü desteğine güvenebileceği sonucuna vardı.

Elbette Miloseviç sonunda hak ettiği cezayı kendi halkının ellerinden buldu ve Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki bir hücrede öldü. Esad’ı da benzer bir kader bekliyor olabilir. Fakat Miloseviç, Yugoslavya’nın sonunu getiren savaş başladıktan sekiz yıl sonra devrilmişti ve bu esnada Sırp diktatör kendini, başlamasında büyük rol oynadığı savaşın bitirilme süreci için vazgeçilmez kılmayı başarmıştı. Bir an geldi ki savaşın sona erdirilmesi, küresel güç simsarları için güç dengelerinin değiştirilmesinden daha önemli bir önceliğe dönüştü. Esad bu hedefe ulaşmaktan çok uzak ve asla başaramayabilir. Fakat Suriye isyanının ikinci yıldönümüne sadece dört ay kalmışken, Esad’ın gidişattan memnun olmak için rakiplerinden daha çok sebebi var.  

* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.