13 Temmuz 2020 Pazartesi / 22 Zilkade 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Halime KÖKCE
hkokce@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Atakan bir evlattır

26 Şubat 2020 Çarşamba

Bir kitapçıda çekilmiş videosu ile hayatımıza girdi. Hemen üstüne çullandık ve aynı hafta içinde tükettik Atakan'ı. Erasmus, "Çocukta vakitsiz bilgelikten nefret ederim" sözüne atıfla "büyümüş de küçülmüş" tabir ettiğimiz halin bir tür canavarlaşma olarak algılandığına dikkat çeker.

Başta takdir ettiğimiz şey aslında tahammül edemediğimiz şeydir.

Atakan'ın başına gelen de bu. Önce dâhi diye yere göğe koyamadık sonra, annesine karşı saygısız hareketinden dolayı, yerin dibine geçirdik Atakan'ı.

Medyanın bu iştahıyla alakalı annenin günahı da büyük. Belli ki çocuğun medyatik olması için özel çaba sarfetmiş.

Bildiğim kadarıyla Aile Bakanlığı Atakan ve ailesiyle temasta. Atakan'ı sadece medyanın değil ailesinin istismarından da korumak gerek. Zira onu sosyal medyanın tüketimine sunan onlar. Aksi takdirde daha şimdiden Atakan'ın geleceğine dair bir öngörüde bulunmamız mümkün.

Varsa Atakan'da bir cevher, onu, altın yumurtlayan tavuğu kesen doymaz nefislerden muhafaza edebilmeliyiz.

Hikmetsiz bilginin pırıl pırıl dimağları tarumar edeceğini de unutmadan...

Temizliğe giden kadın geçinemiyor mu?
BBC Türkçe'nin "Geçinemiyoruz" adlı kurgu belgeseline konuşan bir kadın... "Gelirimiz belli, her şeyi kısıtlı imkanlarla yapmamız gerekiyor" diyor. Sonra aynı kadının yatlarda, partilerde çekilmiş fotoğrafları ortaya çıkıyor...

BBC Türkçe, Gezi kalkışmasından beri bu tür yalan haberleri mütemadiyen yapıyor, alışkınız... Mesele edeceğim husus, fakirlik edebiyatı yapan kadının aslında hiç de öyle olmadığı değil. Nitekim kısa sürede kadınla ilgili gerçekler ortaya döküldü. İddia ettiği gibi bir hayat sürmediği ve BBC Türkçe'nin maksatlı yayınına aynı maksatla çeşni olduğu anlaşıldı...

İnsanların hayatlarını bu kadar kolay pazara çıkarmaları, mahremiyet algısının giderek aşınması ve sosyal medyada hemen her şeyin paylaşılabiliyor olması da başka bir tartışmanın konusu.

BBC Türkçe'nin yalan haberi bazı yerleşik algıları konuşmamıza vesile olabilir fakat.

Peşin söyleyeyim; evlere temizliğe gitmek bir fakirlik göstergesi değildir. Bir kadın temizliğe gidebilecek kadar sağlıklı ve becerikli ise bu, çoğu örnekte bir ailenin düze çıkmasıyla sonuçlanmaktadır. Buna kadın mucizesi diyoruz!

Muhtemelen BBC Türkçe'ye "Geçinemiyoruz" diye konuşan kadın için de aynı şey geçerlidir.

Üstelik ev işi, pek çok işten çok daha iyi kazandırıyor. Artık SGK kapsamına da alındı. Çalışma ortamının ev olması, kadınlar için fazladan bir uzmanlık gerektirmemesi, günlerini ve saatlerini kendilerine göre ayarlama imkanı sunması ve emeklilik hakkı dolayısıyla kadınlar için gayet cazip bir sektöre dönüşmüş durumda. Ancak bu sektörde tutunmak o kadar kolay değil. Çünkü bunu rızık kapısı görmek ve bedenen yorulmayı göze almak gerekiyor.

Onuruyla bu işi yapıp ev, araba satın alan, çocuklarını okutan ve temizlikten kazandığı parayla ekonomik anlamda sınıf atlayan pek çok örnek biliyorum.

Bizzat yakınlarım var, hayranlık beslediğim kadınlar...

Tembel ya da dikiş tutturamayan kocalarının eve para getirmesini bekleyip çocuklarını ele muhtaç etmektense bileğinin gücüyle çalışan ve ailesinin kaderini değiştiren kadınlar...

Demek istediğim bazı işlere dair bakış açımızı değiştirmek zorundayız. Türkiye'de işsizlik oranının düşmesi için de bu gerekli. Özellikle de genç işsizliğinin azalması için. Yurt dışında hizmet sektöründe çalışanların, kafelerde garsonluk yapanların, bulaşık yıkayanların çoğu üniversite öğrencisi. Türkiye'de evde bakım ve temizlik işlerinde çalışmaya pek itibar edilmiyor fakat. Hatta burun kıvrılıyor. Evet kolay değil ama bir mağazada 10 saat ayakta kalmaktan daha zor değil.

Tıpkı sanayi sitelerindeki, fabrikalardaki ara işler gibi bu iş kollarında da çalışacak Türk vatandaşı bulmak zor. Tekstilciler, ayakkabıcılar kan ağlıyor; yabancılar da olmasa tezgaha mal çıkartamayacağız diyorlar.

Herkes üniversite okumak istiyor, hiçbir mesleğe tekabül etmeyen bölümler bitirip sonra da mavi yakalı olma arzusuyla işsizler kervanına katılıyor. Masa başı iş olsun, maaşı da iyi olsun diye beklerken ailelerine, topluma yük haline geliyorlar.

Temizliğe giden cefakar kadınların okuttuğu çocukların eli iş tutmuyor.