26 Ekim 2020 Pazartesi / 9 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sibel ERASLAN
sibeleraslan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

''Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'' Türkiye'nin eksenidir

26 Ağustos 2020 Çarşamba

’Türkiye’nin ekseni’’ hakkında yerli yabancı pek çok yorumu okuyarak geldik bugünlere. Ayasofya-i Kebir Camii’nin 86 yıllık yasağın ardından yeniden açılması, Türkiye’nin kendi eksenini, kendisinin belirlediğinin göstergesidir. 86 yıl boyunca, müze olarak sergilenen, ibadete kapalı fetih camiinin asli haline dönüşmesi, esaretten kurtuluş olarak alkışlandı yüreklerde. Şehrin çalınan tacı, yeniden başına konuluyordu adeta. Şehir kaybettiği asli rumuzuna, mührüne bir asra yakın zamandan sonra, işte yeniden kavuşuyordu...

İstanbullular, şimdiye kadar hiç bir merasime böylesine akın etmemişlerdi. Pandemi önlemleri çerçevesinde camiiye sınırılı sayıda kişi gireceğini bildikleri halde, hiç olmazsa camiinin civarında olabilmek için, sabah ezanından çok evvel, daha geceden yollara çıkmış, hatta sokak aralarına serdikleri seccadelerinin üzerinde sabahlamışlardı... Çünkü Ayasofya Camii, İstanbulluların gönüllerinin gözbebeğiydi. ‘’Ezana üç saat kala Başakşehir’den yola çıktık, Cuma namazını, ancak İstanbul Üniversitesi’nin önünde yere serdiğimiz seccadelerin üzerinde kılabildik, daha ileriye gidemedik’’ demişti bir arkadaşım. Yollarda, birbirine lokum ve su ikram eden, karanfil dağıtan, seccade, siperlik veren, bayram havasında birbirini tebrik eden kalabalığın içinden zoraki yol bulabilmiştik...

Hz.Yakub’un oğlu Yusuf’u çöldeki tüm kuyularda arayıp, kurda kuşa sorması misali, bir büyük hasretti Ayasofya Camii... Ayasofya Camii’ni kör kuyulara atmışlardı sanki. Sanki, kurt yedi demişlerdi... Ve tıpkı Yusuf kıssasındaki gibi, Ayasofya Camii’nin yeniden açılışı, herkesin birbiriyle barışmasına vesile olmuştu. Her siyasi görüşten insan vardı o Cuma vaktinde, Türkiye oradaydı. Kalpleri telif etmiş, birleştirmiş, barıştırmış bir sevinçti, göz aydınlığıydı bu açılış...

Fethetmek ve anahtarla açmak aynı kökten, aynı anlam evinden çıkmış iki sözdür. Dolayısıyla; 1453’teki fetih ile, 2020’deki yeniden açılış, değerler dünyası bakımından, birbiriyle içiçedir, anlamdaştır. Allah İstanbullulara, ülkemize ve hassaten İslam alemine bu şerefi yeniden bahşetmiştir. Allah vesile olanlardan, özellikle Cumhurbaşkanımızdan razı olsun.

Bazı çevrelerce evrensel müze değerleri bağlamında geri bir adım olarak karşılansa da, bu haksız eleştiriyi yapanlar, müslüman kalbindeki titreşimden ya habersiz ya da siyaseten onu küçümser haldedirler. Halbuki milletimizin Ayasofya Camiine dair hasretli-hürmetli belleğinde, siyasetten çok daha büyük bir şeye, itikada dair bir hafıza vardır. Ayasofya Camii, içinde Allah Teala’nın ayetleri okunan bir ibadethanedir. Ayasofya Camiinin değerini tek başına bilinçsel düzeyle de açıklayamayız. Orada daha da büyük bir şey vardır: Müslüman gönlü... Bu gönül, ancak Allah’ı anmakla agah olur, dua ile sükun bulur. Camii, Müslüman kalbinin, mimarideki karşılığıdır. Duanın duagahıdır. Kalp atışlarının taşa geçmiş izidir.

Müslüman kalbi belki sıradan ve küçüktür, ama oraya hiç bir yere sığmayan, lamekan ve ebedi olan Allah gelip sığar. Şaşırtıcı bir ölçü öyle değil mi; hem küçük ve sınırlı, hem de sonsuzluğa açık bir kalp. Evet, camiler vücuttaki kalbin karşılığı olarak, kamuda Allah’ın anıldığı mübarek mekanlardır. Camiileri kapatmak, kapılarına kilit vurmak ise, gönülleri yıkmak, kalpleri kırmak anlamındadır...

Ayasofya-i Kebir Camii Şerifinin yeniden açılışında, İstanbul’un kırık kalbinin onarılması, ihya edilmesini de okumamız gerek.

86 yıl aradan sonra kılınan ilk Cuma namazında Meryem Suresini ağlayarak dinledik. Hz.Peygamberimizin arkadaşları, müşriklerin baskısından bunaldıklarında ilk hicretlerini Habeşistan’a yapmışlardı. Oradaki Hristiyan hükümdarın adaletini talep ederlerken, Meryem Suresini okumuşlardı. Meryem suresi, Hristiyanlarla Müslümanların, severken ve hürmet ederken ortaklaşa hislerle baktıkları bir büyük azizeden, veliyyeden bahseder.

Pagan dönemde bir pantheon olan, ardından Bizans döneminde Kilise’ye dönüşen, sonrasında vandal istilalarıyla metruk harabeye çevrilen, Fatih Mehmet Han ile fethin simgesi bir ulu camiiye ihya ve inkılab olan Ayasofya-i Kebir Camii-i Şerifi, 86 yıllık kesintiden sonra yeniden uyandı... Allah gönüllerimizin aydınlığını hiç eksiltmesin...