08 Temmuz 2020 Çarşamba / 17 Zilkade 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Mensur AKGÜN
mensurakgun@gmail.com
Yazarın Sayfası

Başarının ölçüsü

17 Ağustos 2014 Pazar

Türkiye’nin dünyayla olan ilişkilerinde sorunlar olduğu doğru. Kıbrıs 50 yıldır çözülemedi, Ermenistan’la ilişkiler 22 yıldır düzelemedi, ilişkilerin tarihini ilk başvuruya dayandıracak olursak AB’ye üyelik 55 yıldır gerçekleşmedi. Üstelik son bir kaç yıldır da İsrail ile olan ilişkiler bozuldu, Washington ile Ankara’nın arası açıldı, Mısır büyükelçimizi istenmeyen adam ilan etti.

Bazılarına göre Türkiye uyguladığı hatalı politikalar yüzünden Ortadoğu’da bile yalnız kaldı. Suriye’ye karşı uyguladığı politika da, Maliki rejimi eleştirmesi de, Sisi darbesine karşı çıkması da hatalıydı. Davutoğlu sıfır sorun derken sıfır komşu bıraktı. Eğer farklı bir yaklaşım benimsemiş olsaydı, Türkiye yalnız kalmayacak, hatta kimilerine göre böylesi büyük bir mülteci akınıyla uğraşmayacaktı.

***

Bu iddiaların sayısını daha da artırmak, dünyada ters giden her şeyden, çözülemeyen her sorundan Türkiye’yi, şimdiki ve önceki iktidarları sorumlu tutmak mümkün. Ama gerçekçi değil. Çünkü ne on yıllardır çözülememiş sorunların tek müsebbibi biziz, ne de Suriye, Irak gibi yerlerdeki olayların akışını değiştirebilme potansiyeline sahibiz.

Bugün Kıbrıs sorunu hala çözülemediyse nedeni Türkiye, dolayısıyla da Davutoğlu değil sürekli ayak sürüyen, kendileri için en doğru zamanı bekleyen Rum tarafıdır. Çözümün parametreleri belli olmasına rağmen sürekli bahaneler üreten ve müzakereleri geciktiren Anastasiadis’tir. Türkiye 2003’den bu yana çözüme destek veren taraf olmuştur.

Ermenistan ile olan ilişkilerin normalleşmesi gerektiği de doğrudur. Ancak bunun Azerbaycan’ı incitmeden yapmanın en kestirme yolu Karabağ sorununun çözümü yolunda adım atılmasıdır. AB ile ilişkilerde de bizden kaynaklanan sorunlar olduğu, ifade özgürlüğü başta olmak üzere demokrasi açığımızın çeşitli başkentlerde kaygı yarattığı doğrudur.

Ancak AB’nin belli başlı ülkelerinin Türkiye’yi kültürel nedenlerle aralarında görmek istemedikleri, Kıbrıs sorunun arkasına saklandıkları da aynı şekilde doğrudur. Suriye sorununun Türkiye muhalefeti desteklemese de yaşanacağı, Irak’ın Ankara’nın politikalarından bağımsız olarak parçalanma aşamasına geleceği görülmek zorundadır.

Türkiye özellikle bölgesinde ağırlığı olan etkili bir ülkedir. Fakat etkisi bütün olayların akışını değiştirebilecek kadar değildir. Türkiye’nin yapmaya çalıştığı sorunları kendisine en az zarar verecek şekilde yönetmektir. Bu, hiç hata yapılmadığı ya da yapılmayacağı anlamına gelmez. Anlaşılması gereken her devletin hata yaptığı, hata yapmanın Türkiye’ye özgü bir şey olmadığıdır.

Kaldı ki dünya siyasetinde anlık başarılara ya da başarısızlıklara yer yoktur. Bugün baktığımızda başarısızlık ya da hata olarak görülen bir politika yarın başarı olarak görülebilir. Haber üstünden analiz yapmak, sadece bugüne bakıp bir siyasetin başarılı ya da başarısız olduğuna karar vermek yanlıştır. Başarının ölçüsü en son okuduğumuz haberin tonu ve mesajı değildir.

Başarı 2008 Gürcistan krizi sırasında Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya kalmasını önleyecek inisiyatif geliştirmek, 2014’de Kırım’ın Rusya’ya katılacağı belliyken Tatarlar nedeniyle soruna taraf olma tehlikesini atlatmak, 2011’de Libya’dan on binlerce vatandaşını çok kısa bir süre içinde tahliye edebilmek, Suriye’deki yaşanan savaşa her türlü provokasyona rağmen askeri anlamda müdahil olmamak, dünya çapında milyonlarca insana yardım ulaştırabilmektir.  

***

Başarının ölçüsü ülkenin tüm çıkarların dengeleneceği bir siyaset benimsenmesi, siyasetin duygusal hezeyanlara rehin bırakılmaması, değişen şartlara uyum sağlanmasıdır. Türkiye elindeki imkanlar ve çevresindeki koşullar dikkate alındığında son 10 küsur yılda genel hatlarıyla başarılı bir politika izlemiş, gücünü ve etkisini arttırmış, kendisinden iyi ya da kötü bahsettirmiştir.

Bundan sonra yapılması gereken hatalardan ders çıkartmak, daha başarılı bir politika izlemek, var olan sorunların çözümü için daha fazla çaba harcamaktır. Yeni başbakanın dış politikayı iyi bilen biri olma olasılığı ve çevremizdeki sorunların yarattığı fırsatlar, Türkiye’yi dünya siyasetinde bambaşka bir yere taşıma potansiyelini içinde barındırmaktadır...