Ramazan ayının sonuna yaklaşırken, gönüllerimizde hem vuslatın huzuru, hem de derin bir hüzün taşıyoruz. Bir yanda rahmet, mağfiret ve bereketle dolu bir ayı uğurlamanın içsel sükûneti; diğer yanda ise İslam coğrafyasının dört bir yanından yükselen acıların kalbimizde bıraktığı ağır bir yük var.
Ülkemiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde bir yandan 6 Şubat Asrın felaketinin yaralarını sararken, bir yandan da mazlum coğrafyalara elini uzatıyor.
İslam âlemi; başta Filistin, Gazze, Pakistan, Afganistan, İran, Lübnan ve Körfez ülkeleri olmak üzere pek çok mazlum coğrafyada yaşanan savaşların, yıkımların ve insanlık dramlarının gölgesinde Ramazan Bayramı'na hazırlanıyoruz. Bu bayram, ne yazık ki yalnızca sevinci değil; hüznü, sorumluluğu ve vicdani muhasebeyi de beraberinde getiriyor.
Bu mübarek günlere; bir yanda bayramın getirdiği kardeşlik, merhamet ve umut iklimiyle, diğer yanda yetimlerin, gariplerin, yurtlarından koparılanların ve bombaların gölgesinde hayata tutunmaya çalışan mazlumların acısıyla giriyoruz. Sofraların eksik, duaların mahzun, kalplerin buruk olduğu bir bayram arifesindeyiz.
Gerçek şu ki; İslam dünyasının dört bir yanında gözyaşı dinmeden, adalet tecelli etmeden ve masumların feryadı susmadan gerçek bir bayram sevincinden söz etmek mümkün değildir. Ancak biliyoruz ki; zulme karşı duran, mazlumun yanında saf tutan bir vicdan var oldukça umut da yaşayacaktır. Ve umut varsa, yarınlar yeniden inşa edilebilir.
***Mazlum Coğrafyaların Sessiz Çığlığı
Gazze'de Ramazan, artık huzurun değil; sirenlerin, enkazların ve çadırlarının gölgesinde yaşanıyor. Sahur vakitleri, iftar sofraları yerini hayatta kalma mücadelesine bırakmış durumda. Filistinli çocuklar, kadınlar İsrail'in acımasız saldırılarıyla dünyanın gözleri önünde hayatlarını kaybederken, uluslararası sistemin suskunluğu insanlık adına derin bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.
İsrail-ABD'nin İran'a saldırılarıyla yaşanan savaş ve istikrarsızlık, Suriye'de henüz yaraları kabuk bağlamamış iç savaş nedeniyle umutsuzluğa sürüklenen nesiller, Lübnan'da İsrail'in işgal girişimi ve bombalamalarıyla derinleşen kriz, Yemen'de adeta unutulmuş bir insanlık dramı, Afganistan ve Pakistan'da yaşanan kardeş savaşı...
Tüm bu tablo, İslam dünyasının parçalanmış acısının ortak bir yansımasıdır.
İran'da yaşanan savaşın etkilediği Körfez'deki kırılgan dengeler...
Her biri, ümmetin ortak vicdanında derin yaralar açmaya devam ediyor.
Bu coğrafyalarda bayram sabahı; yeni elbiselerin sevinci değil, kayıpların hüznüyle karşılanıyor. Bayram, çocuklar için şeker değil; çoğu zaman gözyaşı demek oluyor.
***Türkiye'nin Vicdani Duruşu
Böylesine karanlık bir tabloda Türkiye'nin ortaya koyduğu duruş, yalnızca siyasi bir tavır değil; aynı zamanda vicdani bir sorumluluğun ifadesidir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, uzun yıllardır mazlumların sesi olmayı bir tercih değil, bir sorumluluk olarak görmektedir. "Dünya beşten büyüktür" çağrısı, sadece küresel sisteme yöneltilmiş bir eleştiri değil; aynı zamanda adalet arayışının güçlü bir ifadesidir.
Gazze ve Filistin meselesinde sergilenen kararlı duruş, uluslararası platformlarda verilen mücadele, insani yardım faaliyetleri ve İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaşta verilen diplomatik girişimler; Türkiye'nin sadece kendi sınırları içinde değil, gönül coğrafyasında da sorumluluk üstlendiğinin açık göstergesidir.
Gazze'ye ulaştırılan yardımlar, diplomasi masasında verilen mücadele, mazlumların sesi olma çabası... Tüm bunlar, Türkiye'nin yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda bir vicdan merkezi olduğunu ortaya koymaktadır.
***Vicdanın Sorumluluğu: Hepimize Düşen Görev
Ancak unutmamak gerekir ki; devletlerin ortaya koyduğu irade kadar, toplumların vicdani refleksi de önemlidir.
Bu bayram, sadece bayramlaşma değil; paylaşma zamanıdır. Sadece sevinç değil; sorumluluk zamanıdır. Yetimin başını okşamak, garibin kapısını çalmak, mazlum coğrafyalar için dua etmek ve imkânlar ölçüsünde destek olmak, bu bayramın en anlamlı ibadetlerinden biridir.
Evet, bu bayram buruk geçecek. Çünkü ümmetin bir yanı kanarken diğer yanının tam anlamıyla sevinmesi mümkün değildir.
Ama yine de bayram yapacağız.
Çünkü bayram, sadece sevinç değil; sabrın, direnişin ve umudun adıdır. Çünkü her karanlığın ardından bir aydınlık vardır. Çünkü inanıyoruz ki; adalet er ya da geç tecelli edecek, mazlumlar haklarına kavuşacaktır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde Türkiye'nin ortaya koyduğu duruş; Gazze'deki bir çocuğun, Suriye'deki bir yetimin, Lübnan'daki savaş mağdurlarının umudu olmaya devam ediyor.
Unutmayalım: "Zulüm ile abad olunmaz".
Ve bir gün, bu coğrafyalarda bayramlar yeniden gerçek anlamıyla bayram olacaktır.
Barışın, adaletin ve kardeşliğin hâkim olduğu bir dünya temennisiyle, Bayramınız mübarek olsun...