Pazar günleri, okuyucuların eleştiri, soru ve görüşlerine ayırdığımız bir diğer 'Hasbihal'e daha muhterem okuyucuları selamlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmaları temennisiyle başlayalım:
*Trabzon'dan Kâmil Kasapoğlu isimli okuyucu; 'Amerikan Başkanı Trump, bizim C. Başkanımız Erdoğan'ı sık sık övüyor.. Bazıları bunu önemli bir gelişme sayıyorlar.. Biz ABD Başkanının öyle birinin C.Başkan'ımızı alkışlamasını nasıl yorumlamalıyız?' diyor..
--Trump'ın niyeti nedir bilemeyiz.. Daha evvelki akşam da, 'Çetin bir şahsiyet..' de diyordu Tayyib Bey için.. Kalblerde olanı okumak gibi bir yöntem yok.. Bu övgüler karşısında Erdoğan sükut ediyor.. Konuyu bir de tersinden ele alınız.. Trump veya bir başka yabancı devletin başkanı Türkiye C. Başkanı için eleştiriler yapsa, bu diplomatik, ekonomik ve iç siyasî dengeler açısından daha mı iyi ve faydalı olurdu?
Evet, konuya bu açıdan bakılmalıdır.. Kaldı ki, Trump'ın evvelki günlük not defterinde Erdoğan tarafından, kendisi hakkında söylenmemiş övücü sözlerin söylendiğini yazmak ihtiyacını ihtiyacını hissetti ve Erdoğan da o sözlerin söylenmediğini açıklayınca, Trump, o sözleri silmek zorunda kaldı.. Trump'ın dün akşam saatlerinde Truth Social hesabından dikkat çeken bir paylaşımda bulundu. Trump'ın notu şöyleydi:
'Thank you President Erdogan!
President Trump is the leader the World has been awaiting for centuries –He doesn't just talk about strength. He embodies it.'
Bu yazılana bakıldığında,Erdoğan, Trump için güya şöyle demişti:
'Başkan Trump, dünyanın yüzyıllardır beklediği liderdir. O sadece güçten bahsetmiyor, gücün kendisi..'
Ama, Erdoğan'ın böyle bir konuşma yapmadığını resmî kaynaklar hemen ABD'ye bildirince, Trump, o notu sosyal medya hesabından silmek zorunda kaldı.
Ama, daha da ilginç olan bir diğer ve iç siyasî sahnedeki gelişme de şöyle: AK Parti iktidarını zayıflatmak ümidiyle, her fırsattan istifade etmek isteyen bir takım tabela partileri veya ilginç teşekküller, Muhalefet partisine Mahkemece verilen 'Mutlak butlan..' kararını protesto etmek üzere, İstanbul Bakırköy'deki Özgürlük Meydanı'nda Ana Muhalefet Partisi'nin İstanbul İl Başkanı tarafından tertip olunan bir protesto gösterisine bir çok küçük partiler de katılması. Daha da ilginç olan ise, bunlar arasında İP ve TİP ve Emek Partisi, Sol Parti, Zafer Partisi ve de, merhûm Erbakan'ın oğlunun lideri olduğu YRP'nin de yer aldığının açıklanması..
*Abdullah Kul isimli okuyucunun yorumunda, 18 Mayıs tarihli ve, 'Biz haram yemezüz' diyenler, 'haram elinize geçmediğindendir..' başlıklı yazımıza değinerek –özetle-şöyle deniliyordu:
'Bu başlığın kapsamına kimler giriyor acaba? Bazen iğneyi de, çuvaldızı da kendimize batırmamız lâzım... Özeleştiri ve sorgulama yapmazsak ne kadar tutarlı olabiliriz ki, eleştirdiğimiz olguları bazen bizde yaşamıyoruz mu acaba? . Müslümanlar olarak " Masa, nisâ, kasa " zaafiyetine kapılıp üstelik bazen de kılıf geçirip meşrulaştırmak sûretiyle neler yapıldığını kamuoyunda dolaşmıyor mu? Biz inandığımız doğruları içselleştiremediğimiz içindir ki içimizden kaybediyoruz.
Yani herhangi birimizin yapacağı hataların alanı belki dardır ama ileri gelenlerin yapacağı zafiyet ve hataların etki alanı daha büyüktür..
Biz dünyanın içinde olalım da dünya bizim içimizde olmasın, çünkü hüsrana uğrar, kaybederiz.
*Abdullah Kul isimli okuyucu,, bir diğer mesajında da, bugün Müslüman halkların siyasî arenasında olanlar "zer, zor tezvir " den başkası değildir. Halkı Müslüman olan ülkelere birer deli gömleği giydirilmiş, sun'î , sınırlar çizilmiş, Müslüman halkların inanç temellerini esas almayan anayasalar kabul ettirilmiş..
Nasıl kurtulacağız bu durumdan, nasıl bir değişim dönüşüm olacak?
Müslüman halkların gerçekten bir İslamî bilinçlenme süreci geçirmesi gerekiyor. Evet, ilahî kanun açıktır, Ra'd Sûresinde; (meâlen): " Bir halk kendi halini değiştirmedikçe Allah onların halini değiştirmez. ".
*Faik Kaynak isimli /okuyucu kardeşimiz de, evvelki gün yayınlanan 'Nurtopu gibi yeni bir buhranımız doğdu..' başlıklı yazımıza değinerek, bizdeki Ana Muhalefet'in, 100 seneyi aşkın bir süredir, milletin kanını kene gibi emen ve , ülkenin kaymağını yiyen, ülkenin gidişatını, jakoben/ tepeden inmeci yöntemlerle belirten mâlum partiyi görüyoruz.. Siyasi bir oluşum içinde bu kadar entrika, hile, desise, ayak oyunları görmek, dünyanın başka yerlerinde de görülüyor mu? ' diyor..
*Naci isimli okuyucu da aynı konuda, '-kendisini devlet kurucu olarak gösteren parti'yi ayakta tutan belli bir azlık inanç grubunun etkili olduğunu hepimiz biliyoruz.. Onlar, böyleyken, şu devrimcilik ve çağdaşlık maskesini çıkarıp bir an evvel kendileri ile yüzleşmeliler..' diyor..
*
Gümüşhane'den. zaman zaman, 'Perişan Baba' mahlâsıyla yazdığı şiirleriyle karşılaştığımız Dr. Mustafa Yılmaz kardeşimizin 'Dedi-Dedim' başlıklı bir gazelinden birkaç beyt okuyarak bu hasbihali sona erdirelim:
'Dedi; 'bağ-ı dehr'i (dünya bağını) talân eden yavuz kimdir?
Dedim; bağçe içre kan giyinen sultan, menem (benim..)
Dedi; put'u- sanem'i kıran, 'muvahhid' kimdir?
Dedim; Lât'u Menat put-şiken (putkıran) İbrahim, menem..
Dedi; 'gam-ı canân'la âteşte yanan, kimdir?
Dedim; gam'u mihneti gül eden âteş, menem..
Dedi; Mecnûn'u çöllere salan Leylâ, kimdir?
Dedim; Leylâ çöldür; göle varan, Mecnûn menem! (...)