Bağımlılıklarla mücadele konusu, son zamanlarda ünlü kişilere yapılan polis baskınları ve uyuşturucu operasyonlarıyla birlikte yeniden gündeme geldi. Aslında sürekli gündemde olan bir meseleydi; adli vakalara, polisiye olaylara baktığınızda, şiddet, hırsızlık, çetecilik, aldatma, dolandırıcılık, trafik kazası, adam öldürme gibi pek çok işlenen suçun arka planında, buz gibi duran gerçek zaten bağımlılık sorununun ta kendisiydi...
Sanal bahis ve kumar konusunun sayın Cumhurbaşkanımızın gündeminde de oluşu ve bu kötü bağımlılıkların insanı sadece bireysel anlamda değil, aileyi ve toplumu derinden yaralayan problemler olduğunu ifade edişiyle de bağımlılıklarla ve özellikle bahis-kumar bağımlılığı ile mücadele, yeniden gündeme geldi.
Yeşilay'ın 2025 "Kumar Rapor"unda en dikkat çekici paragraflarından birisiydi, yasal ve yasal olmayan kumar ayrımı... Yasal kumar kavramını benim vicdanım kabul etmiyor. Ama meseleye uzman gözüyle bakanlar, tümden yasaklamanın, merdiven altı kontrolsüzlükleri de beraberinde getireceğinden söz ediyorlar. Ama kanımca bu ayırımın varlığı; kumar sektörünün devam etmesini veya serbest hale getirilmesini planlayan çevrelerin, çıkış kapısıdır... Şöyle diyor 2025 Yeşilay Kumar Raporu:
"Devletlerin kumar faaliyetlerinin bir bölümünü yasaklaması ve bir bölümüne izin vermesi ile birlikte yasal-yasa dışı kumar (ve bahis) şeklinde ikili bir ayrıma gidilmektedir. Kanun koyucu ve idarenin ortaya çıkardığı yasal düzenlemelere uygun olarak faaliyet gösteren kişilerce oynatılan kumar oyunları "yasal" kavramı içerisinde kalırken diğerleri "yasa dışı" olarak nitelendirilmektedir. Şüphesiz "yasal" olarak isimlendirilse de kumar niteliği ortadan kalkmamakta, emek harcanmaksızın kazanç elde edilmesi söz konusu olmaktadır. Nitekim kumar gerek "yasal" gerekse "yasa dışı" olarak ifade edilse de ortaya çıkan tablo farklılık göstermemekte, farklılık bireyler açısından isimlendirmeden öteye gitmemektedir.'
Kumar hakkındaki raporlara göz attığımızda, mezkur bağımlılığın sonuçlarının sadece bireysel değil, aileyi ve toplumu da çökertebilecek çapta önemli sonuçlar olduğunu görüyoruz. Nitekim kumar bağımlılığı, bireysel ve toplumsal düzeyde ciddi sonuçları olan bir "halk sağlığı sorunu" olarak kabul edilmektedir.
Bir diğer çetrefilli konu ise dijitalleşen kumar sorunudur. Dijital kumar türlerinin yaygınlaşması sonucu ne yazık ki kumara başlama yaşı düşmüştür. Dijitalleşmeyle kumarla tanışma yaşı, 10-19 yaş aralığına inmiştir. Nitekim uzmanlara göre; 30 yaş altı bireyler kumar bağımlılığı açısından en riskli, en kritik grubu oluşturmaktadır. Dijital oyunların arasına serpiştirilmiş, reklamlarına konulmuş kumar oyunları, ne yazık ki kumar deneyimlerini erken yaşlara çekmiştir. Bu durumda uygulanması gereken etkin önleme programları sadece birey için değil toplum için de hayati önem arz etmektedir...
Bağımlılığa müdahele ve tedavi konuları ise kuşkusuz uzmanlar kadrosuyla yürütülecek milli politikalar halinde, bir yanıyla devletin, diğer yanıyla sivil toplumun yapacağı çalışmalarla sürdürülmesi gereken uzun vadeli, uzun soluklu, sabır ve özen isteyen konulardır. Psiko-eğitim müdahaleleri, psiko-sosyal tedaviler, destek grupları gibi birbiriyle bağıntılı halkalar halinde, koordineli bir mücadele programı gerekmektedir.
Yeşilay bünyesindeki YEDAM'a telefon ile başvuru yapanların profili, bu bağımlılığın toplumumuzun içindeki yaygınlığı hakkında bir ön-bilgi mahiyetini taşır. Buna göre; "2021-2024 yılları arasında YEDAM'a kumar için başvuran kişi sayısının 15.624 olduğu belirtilmektedir. Kumar bağımlılığı nedeniyle YEDAM'a başvuran kişilerin yaş ortalaması 34'tür. Başvuruların %97'sinin erkek olduğu, %53'ünün ise evli olduğu ve %85 oranında lise ve üzeri eğitim durumu olduğu belirtilmektedir..."
Bağımlılıklarla mücadele konusunda tanınmış yazarlardan Osman Atalay'ın makalelerini ilgiyle takip eden birisi olarak, okuduğum raporlarla da bir arada düşündüğümde, ciddi bir koordinasyon sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu zannediyorum...
Çünkü sayın Atalay'ın çizdiği profil çok daha tedirgin edici, çünkü o bir pandemiden bahsediyor: "Son 15 yıla ilişkin resmî ve özel saha verileri, Türkiye'nin özellikle uyuşturucu ve kumar alanlarında beklenen başarıyı sağlayamadığını, aksine sorunun derinleşerek yeni sosyolojik katmanlara yayıldığını ortaya koyuyor. Bu durum, bağımlılığı yalnızca bireysel bir zafiyet ya da kriminal bir olgu olarak değil, kamu sağlığı, toplumsal güvenlik ve sosyolojik çözülme başlıkları altında ele alınması gereken yeni bir "pandemi" olarak tartışmayı zorunlu kılıyor.
Türkiye'de 18 milyon ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisi ile 6 milyon üniversite öğrencisi olmak üzere yaklaşık 24 milyon öğrenci eğitim görüyor. Buna ek olarak, ne eğitimde ne istihdamda yer alan yaklaşık 5 milyon "ev genci" ile birlikte 30 milyona yakın genç nüfus, potansiyel risk altında. Uyuşturucu, alkol, kumar ve tütün kullanımına başlama yaşının ergenlik dönemi (12–19) aralığında yoğunlaştığı bilinmekte. Bu durum da erken müdahale ve koruyucu sosyal politikaların hayati önemini açıkça ortaya koyuyor..."