19 Ekim 2020 Pazartesi / 2 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Orhan Miroğlu
omiroglu@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Bir tarih harap oluyor

10 Aralık 2015 Perşembe

Körleşme, Kitle ve İktidar gibi ölümsüz eserlere imza atmış olan Elias Canetti, süren savaşlar nedeniyle, Batılıların Mezopotamya’yı son iki yüzyıldır  unuttuğunu düşünüyor ve Mezopotamya’nın sahip olduğu uygarlıkların yeniden keşfedileceği bir yüzyılın hayaliyle yaşıyordu.

Canetti, artık yaşamıyor. Ama ardında bıraktığı eserler, dünyanın dört bir yanında okunmaya devam ediyor.

Canetti’nin umut ettiğinin aksine, yaşamakta olduğumuz yüzyıl, Batılılar’ın Mezopotamya’yı yeniden keşfedeceği bir yüzyıl olmayacak, bu artık aşikar. Olmayacak ama, hep söylenegeldiği gibi, bu yüzyıl da öyle görülüyor ki, ‘milada dönüşün’ yüzyılı olacak:

Birinci paylaşım savaşı kesildiği ve kaldığı yerden,  ‘vekalet savaşları’ üzerinden devam edecek. Ortadoğu’da sınırlar yeniden çizilecek. Mezopotamya’nın ve Ortadoğu’nun muktedirleri, yeniden belirlenecek. İyimser bir tahminle ortak milli kimlikler yeniden inşa edilecek. Ama belki de kendi içlerinde yeni yeni bölünmelere uğrayıp ayrışacak..

Irak ve Suriye’de olduğu gibi, bizim şu ‘hendek siyaseti’ nedeniyle yaşadığımız toplumsal bölünme gibi.

Hendek siyaseti, yeni göçlere yol açtı. Giden gidiyor, kalan kalıyor.

Hendek ve siperlerin kazıldığı çatışmaların can almaya devam  ettiği ilçelerde, tarihi miras adına korunması gereken ne varsa, yakılıp yıkılıyor, her biri birkaç binlik tarihe sahip o güzelim ilçelerde, insanlık mirası eserler göz göre birer harabeye dönüşüyor.

Tahir Elçi, dört ayaklı minarenin dibinde bu konuya dikkat çekmek için basın açıklaması yapmak istedi, ama bunu da hayatıyla ödedi.

‘Bu alanda çatışma , silah, operasyon istemiyoruz’ demişti ki, nereden atıldığı henüz belli olmayan bir tek mermiyle, dört ayaklı minarenin dibinde can verdi.

Dört ayaklı minareyi ayağından, Tahir’i ensesinden vurdular!

Dün bir camiyi cayır cayır yaktılar..

Hendek ve siper kazılan yerlerin biri siyasi, diğeri tarihi diyebileceğimiz iki özelliği var.

Siyasi özellikleri, yüzde 90’larda, hatta bu oranı da aşan oranlarla alınan oylarla HDP’li belediye başkanları tarafından yönetilmeleridir. İnsan bu kadar yüksek oy aldığı yerlere bir de hendek/siper  kazıp, ne ister acaba?

İkinci özelliği bu ilçelerin son bir iki yüzyılda değil, yüzyıllar öncesinden kurulan, her taşın altında bir tarihin bir uygarlığın fışkırdığı yerleşim yerleri olmalarıdır.

Nusaybin dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biridir. Gırnavas’ta hala keşfedilmeyi bekleyen bir tarih, bir dünya mirası var. Klasik Yunan felsefesi, Nusaybin’de yetişen Süryani düşünürlere çok şey borçludur.

Ya Cizre?

Botan Mirlerinin başkentidir. Memo Zîn’iyle, o büyük ve ölümsüz aşkı Cizre’de yaşadı. Mem ve Zîn, bugün, Cizre’de yan yana, türbe haline gelmiş bir mezarın içinde uyuyor..

Ya Sur?

Dört Ayaklı Minare, Kurşunlu Cami, Ermeni kilisesi ve daha onlarca eser Sur’dadır. Sur demek eski Diyarbakır demektir.

Bir hareketin en yüksek oy aldığı ilçeleri, hendek ve siper kazarak, insanla beraber tarihi de katletmesinin bir amacı olabilir mi?

Olabiliyor işte, oluyor. Özgürlük iddiasında olan bir hareket, bölgeyi insansızlaştırarak, tarihi mirası yok ederek, nasıl bir gelecek tahayyül ediyor bilinmez ama kendi aklınca geleceğe bir çeşit ‘yatırım’ yapıyor!