29 Kasım 2020 Pazar / 13 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ersoy DEDE
ersoydede@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Bir televizyon programına sahiden gerek var mıydı?

09 Haziran 2019 Pazar

Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu televizyon programında karşı karşıya gelecek. Böyle bir düellonun hiç lüzumu yoktu baştan söyleyeyim. Yani taraflardan biri mevcut beldiye başkanı olur da kuvvetli rakiple ringe çıkar hakkındaki iddialara falan yanıt verir, anlarım.. Her ikisi de bu göreve talip olmuş ve en iyi kendisinin yapacağını anlatan adaylar.. Neyi tartışacaklar ki?.. Örnekse İspark’ın zarar ettiği tartışması açıldı varsayalım. Son günlerin en popüler konusu diye söylüyorum. Binali Bey de net tabloyu koltuğa oturduğunda görecek İmamoğlu da.. Bunun nesini tartışacaklar?… Makro siyasette  girilen tartışmaların havanda su dövmek olduğu da çıktı ortaya.. 31 Mart öncesi söylenmeyen söz kalmadı. Her iki tarafın kendi tabanında zerrece karşılığı olmadığını gördük.. PKK’ya verilen kadro sözleri ayyuka çıkmış olmasına rağmen misal İyi Partili ya da CHP’li seçmen kararını değiştirmedi.. Bugün adayların ihtiyacı olan sadece kendi kitlesini konsolide edebilmek.. Bunun için de karşı tarafla girilen polemiklerden çok kendi mahallelerinde bu seçimin neden önemli olduğunu anlatmak daha önemli.. Bu lüzumsuz televizyon tartışmasının kimseye katacağı bir şey yok.. 

 

İmamoğlu Özür Dilemeden Binali Bey’le buluşma olmamalı

AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı sıradan bir adam değil.. Bu millete senelerdir şerefle hizmet etmiş bir büyük devlet adamı.. Ve bu devletin valisine küfretmiş bir isimle yan yana fotoğraf vermesi hele de televizyon düellosu gibi tarafları eşitleyen bir projede birlikte yer alması kabul edilemez.. Binali Yıldırım, televizyon programı için Ekrem İmamoğlu’ndan söz almalıdır.. Ya programa çıkmadan evvel İmamoğlu açıkça özür dilemeli yahut programda yeri geldiğinde özür dileyeceğini bildirmelidir.. İşin ondan sonrası ise hiç bir şart altında tartışılmaz.. Efendim; “… VİP’e girebilirdi, giremezdi, işgüzarlık oldu vesire…” her neyse.. Vali’ye küfredilen bir ortamda konuyla bağlantılı, görece ‘hafifletici sebep’ sayılabilecek başka hiç bir konu konuşulmaz.. Oraya ‘Ünlem’ koyar bırakırsın.. 

 

“Uğur Dündar Gazeteci değildir bir TV İmajıdır”

Adayların televizyon düellosuna moderatör olacağı söylenen Uğur Dündar, sahiden de ‘pazarlandığı gibi’ gazeteciliğin yüzakı bir isim midir? Herkese senelerdir ‘Araştırmacı Gazeteci’ diye sunulan bu adam, mesleğin duayenleri tarafından hiç de öyle görülmezdi.. Misal Ufuk Güldemir.. Uğur Dündar için ‘gazeteci falan değil sadece bir televizyon imajıdır’ diyordu.. Şu sözler Ufuk Güldemir’e ait; “.. Kelime anlamıyla bile Uğur Dündar 'araştırmacı gazeteci' değildir…. Hakkında yüzlerce yalanlama davası mevcuttur. Yani Uğur Dündar bırakın araştırmacı gazeteciliği klasik anlamıyla gazeteci bile değildir. Araştırmacı ise hiç değildir…..Uğur Dündar'ın klasik anlamda da hiç bir 'ürünü' yoktur…. Bir kitap, tez veya 'paper' yaratamamıştır. Yazdığı ve basılan bir kaç araştırma, yardımcısı Haluk Şahin tarafından kaleme alınmıştır. Uğur Dündar'ın sicilinde 'unfair reporting' nedeniyle intihar vakaları vardır. Hakkında yayın yaptığı bir kişi kendisini yakarak intihar etmiştir….”Velhasıl yazı uzun.. Aşağı yukarı böyle devam ediyor.. Farkettiyseniz anti 28 Şubat tezlerinden yola çıkarak bir Uğur Dündar eleştirisi yazmadım. Bizzat Ufuk Güldemir’den naklettim.. Yoksa içinde; ‘..namaz, çocuklar..’ falan geçen daha uzun cümleler de kurmak mümkündü.. Not olarak bir köşede dursun..