Okuyucularla Hasbihal..
Pazar günleri, muhterem okuyucularımızın eleştiri ve görüşlerine tahsis ettiğimiz bu sütunda bir Hasbihal'e daha, sağlık-âfiyet üzere, hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlıyoruz.
*Şenel Mutlu isimli okuyucu kardeşimiz 28 Kasım tarihli yazımda Bursa'dan aktardığım sahnelerle ilgili olarak özetle şöyle diyor: 'Selahaddin abi, geçmiş dönemlerde halkın inancına yönelik laik müdahalelerin nerelere vardığını hatırlatmak açısından belirteyim ki, 'Dedemin, Ezân-ı Muhammedî'nin 14 asırdır okunduğu şeklini zorla değiştirmeye yönelik laik rejim dayatmasına karşı çıktığı için bile, defalarca dövülerek öldürüldüğü'nü (ninem, anne-annem) anlatmıştı..
AK Parti döneminde, 'filan '...izm' mi dersiniz, putperestlik mi dersiniz; her ne ise, gırtlağımız daha bir sıkılıyor. Bu zorlamaların, bu putperestliğin geriletilmesi konusunda neler yapılması gerektiğini, sadece yöneticilerin değil, herkesin sorumlulukları olduğundan, neler yapılabilir konusunda, kamuoyu planında daha fazla yorumlara ağırlık vermek gerekiyor.
--Evet, bu kardeşimizin yazısını, katılarak aktarmakla yetiniyorum. 'Vicdan bile duymaz, sesi çıkmaz ise bir âh'ı/ Sessiz köleler çıkarır, binlerce put'u, 'ilah'ı..' sözünü bir daha hatırlayalım.
*Saadet Ercan isimli kardeşimiz de, 10 Kasım tarihli mesajında aynı konuya değinmiş..
*Hakan Pakdil isimli okuyucumuz da 10 Kasım yayınlarına işaretle, 'İktidar, doğru tarihi insanlara bir şekilde açıklamalıdır. Bu yapılmadıkça her sene bu tartışmalar devam edecektir' diyor..
*Bursa'dan Şahin Ergül, 'Papa hangi niyetleri için geliyor?' diyerek, istendiğinde, oldukça geniiiş bir alanda tahminler yürütmeye yol açacak 'Acabâ?'ları da soruyor.
--Korkmaya, niyet okumaya gerek yok kardeşim.. Yani, Papa'nın buraya gelmesiyle insanlarımız hemen onun dinine geçecek diye korkuluyorsa, asıl düşünülmesi gereken konu, kendi toplumumuzu aslî inanç değerleri açısından çok zayıf bir yerde bıraktığımızı fark etmeli ve ıslah tedbirlerini düşünmeli değil miyiz?
Bu Papa, birkaç ay öncesine kadar, Amerika'da bir kardinal idi.. Önceki Papa'nın 7-8 ay önce ölümü üzerine, dünyadaki sayıları 1,5 milyarı geçen Katolik Hristiyanlar adına, Katolik Kiliseleri'nce hemen yenisi seçildi.
Asıl ders alınacak ve düşünülecek tarafı budur konunun.. Hristiyanların da başında Patrik bulunuyor ve İstanbul'un fethinden önce olduğu gibi, fetihten sonra da İstanbul'da kalmaya devam ettiler, çünkü Fatih Sultan Mehmed, bütün başka dinlerden olanlara olduğu gibi, onlara da dokunulmazlık tanıdı.
Bu, sadece Fatih'in şahsî meziyetinden kaynaklanmıyordu; İslâm'ın gereğiydi, bu..
Çünkü, başkalarına bir inancı zorla dayatmak yolu, (Lâ ikrahe fi-d'dîn) / 'Dinde zorlama yoktur' hükmüyle, yırtılıp atılmıştır İslam ile..
Bundan ayrı olarak, şunu da ekleyelim: Bu topraklara Hristiyanlık İslam'dan 1400-1500 yıl öncelerde geldi.. Ama o 14 asırlık geçmişin tortularına rağmen, kalpler ve beyinler İslam tarafından fethedildi.
Sonra, yüzlerce yıl devam eden bir saldırganlıkla, Haçlı Seferleri düzenlendi, yenilenler yine İslam'ı engellemeye çalışanlar oldu..
Bu bakımdan, 'Papa buraya niye geldi?' diye endişeye kapılmaya, mukaddes veya tarihî bir kalkış noktası olması hasebiyle, İznik'e veya Efes'e ve diğer yerlere kendi inançları açısından bir kutsallık atfederek gelirse, bundan yine de korkmaya gerek yok.. Keza, 2 bin yıllık Ortodoks ve Katolik inançlarından dolayı kendi aralarında olan ihtilafı sona erdirmek ihtimali varsa, bundan mı korkacağız? Kendi gücümüze güvenmek yerine, rakiplerin zaaflarına umut bağlamak, yanlış değil midir?
Biz inancımızın gereği olan şekilde, örgütlü, sistemli şekilde sadık ve güçlü olduğumuz bu topraklarda asırlarca direnip inancımızın muhafızlığını yapabildik, ama, içimizden bazı kişi ve kadroların laiklik adına ve bütün dinlere özgür davranılacak iddiasıyla girdikleri savaştan bizler yenik çıktık.. Bizim sıkıntımız içimize sızmış olan cereyanların ve onlara bağlı olanların etkisini kıramamak idi..
Böyleyken, Papa gelmesin'le meşgul olmak yerine, alınacak derslerle meşgul olmalı değil miyiz.. Çünkü, 2 milyara yakın Müslüman dünyasının, İslam milletinin bu kocamaaan gövdesi başsız..
*Suyûtî isimli okuyucumuz da, 12 Kasım tarihli mesajında, 10 Kasım tarihli yazımızda aktarılan 'Endülüs'e Ağıt' için duygularını dile getirerek, şöyle diyor: Endülüs'ün kaybı İslam dünyası için hala sızlayan bir acıdır.
Ama, Endülüs'e üzüldüğümüzden daha fazla ders çıkarmalıyız.
Endülüs'ü yıkan Haçlı gücü değildi.
Endülüs'ü yıkan bölünmeler, iç çekişmeler ve ihanetlerdi.
Kurtuba Emirliği'nden sonra 30'a yakın küçük emirliğe bölündüler. Her biri diğeri ile kavgalı.
Sevilla, Toledo'ya karşı Haçlı Alfonso ile iş birliği yaptı,
Zaragoza Emiri rakibine karşı Haçlı Aragon kralı ile ittifak yaptı.
Dünyevileşme ve lüks hayat Müslümanları zayıflattı ve İberya'dan tamamen silinmelerine yol açtı.
Yoksa Haçlı Isabella'nın gücü yetmezdi.'
*Sinan Tetwanî isimli okuyucu da, Endülüs'e Ağıt'ta anlatılan tabloyla ilgili olarak,
'Hiç bir şey değişmemiş
Dün Endülüs
Bugün Gazze
Dün ırak
Bugün Sudan
Dün Şam
Bugün Arakan
Dün ve bugün devam ediyor
Herkes yarına ne hazırladığına baksın' diyor..