Okuyucularla Hasbihal...
Pazar günleri, okuyucuların eleştiri ve görüşleri etrafında 'Hasbihal'e ayırdığımız bu sütunda, bu hafta için yeni bir hasbihal tarzıyla, okuyucularımızı selamlayarak başlıyoruz...
*
Evet... Dün sabahtan beri, dünyada olup bitenler üzerinde, yeni 'oldu-bitti'ler, zorbalıklar ve terörist uygulamaların en barbarcası, kural tanımazı etrafında sohbet edelim bu kez. Kendisine '2. Roma İmparatoru' dedirtmekten büyük zevk alan ve bu yüzden bir 'yeni zamanlar 'Neron'u' konumundaki mâlum kişi, geçen hafta, 'Bizim sevgili Hristiyanlarımız öldürülüyor, bizim değerlerimiz çiğneniyor. Buna seyirci kalamayız, karşılığını vereceğiz.' diye tehdit ettiği Orta-batı Afrika'daki ve halkının yüzde 70'inden fazlası Müslüman olan Nijerya ülkesine hava saldırıları yaptı, pek çok şehirleri bombardımana tuttu ve oralardaki Müslüman halktan yüzlercesini katletti. Dünyada hemen herkes, bu 'ısırıcı kuduz'dan uzak durmak istercesine, sessizliği tercih etti. O da, Sudan'a da aynı dersin verileceğini hatırlatarak, 'Nijerya'ya yaptığımı size karşı da yaparım.' tehdidinde bulundu. Hemen ardından da İran'a da tehditler savurarak...
80 yaşına gelmiş olmanın da etkisiyle anlaşılmaz hale gelen laflarıyla dolu olan ve birbirini tutmayan konuşmalarında, 'Matûhiyet' emâreleri de gösteren bu kişi, seçimlerden önceki konuşmalarında pek üzerinde durulmayan ve 'Beyaz Hristiyan Milliyetçiliği' diye isimlendirilen bir cereyanının liderliğine de soyunmuştu. Şimdi işte o sözünü yerine getiriyor ve bir 'Din savaşı' yapıyor havasında.
Evet, kendi inanç dünyasına, yeni şekillerde bir 'Haçlı Savaşı' mesajı vermekte olduğunu gizlemiyor... Nice toplumları da, 'Çöplükler, Pislikler...' diye aşağılayarak... Hattâ sonunda, Amerikalı bir Rahib, geçen hafta medyaya da yansıyan bir konuşmasında, 'Mr. Başkan, sen nice halkları 'çöplükler, pislikler' olarak niteliyorsun ama unutma ki İsâ Mesih de onların içinden çıkmıştı.' diye itirazını yükseltmek zorunda kaldı.
Ama o haklı itirazı dinleyecek bir idrak onda, nerede?
'Yeni zamanlar Neron'u edâlı işbu kişi, 'filan kişi ve 'rejim'i 'terörist' ilan ettiyse, o öyledir ve onun sözünün üstünde söz olmaz.
Halbuki, terör, normalde, bir talebi muhatabına yaptıramayan veya kabul ettiremeyenlerin, zorla, korkutarak kabule zorlamak eylemi, baskısı ve zulmüdür. Ve muhataplarına bu yöntemle davranan da 'terörist'tir. Böyleyken, kendi ülkesini bir zorbanın dayatmalarına, taleplerine teslim etmeyen kişiyi ve de onun başında bulunduğu 'rejim'i de 'terörist rejim' ilan eden güç odağı var ya; asıl terör odağı ve o terör odağını harekete geçirenler teröristlerdir; zorbalara, zorbalıklara boyun eğmeyenler değil!..
Düşünce tarzı, dünyaya bakışı, sadece maddî serveti ve askerî gücüyle sınırlı olan ve bu haliyle kendisini nisbet ettiği Hz. İsa takipçiliği'ne de ters düşen kişi, tıpkı, 1989'da, Panama Devlet Başkanı Nuriega'nın kendi ülkesinden kaçırılıp, Amerika'ya götürülüşünde olduğu gibi Maduro ve hanımını Amerika'ya kaçırmıştır. Hani, içerde bir askerî darbe ile Maduro'yu indirselerdi, iktidardan, yine içerideki muhalifler tarafından yapılmış olurdu. Ama Amerikan emperyalizmi, dünyaya bir gözdağı vermek istercesine, böyle bir örneklik oluşturmaktan fayda ummuştur. -Ekleyelim, Nuriega da Amerika'da sözde muhakeme edilmiş, hapse atılmış ve orada ölmüştü.-
Evet, Maduro'nun iktidardan indirilmesi gerekiyor idiyse, bu, Venezuela halkının hakkı olurdu, bir başkasının değil. Bu açıdan, bu basit ve sıradan bir şey değil. Şimdi, onu, Amerika'da, 'Amerikan adaleti karşısında ve Amerikan kanunlarına göre yargılanacaklar ve cezalarını çekecekler'miş. Benzer bir uygulama, Amerikan emperyalizminin başındaki o acayip mantıklar geliştiren kişiye yapılsaydı, bunu mâkul karşılar mıydı?
Ama bugün yapılan, o 'kafa'nın kendisinden güçlü olmayan herkese, her ülkeye bir 'gözdağı' vermek zorbalığı ve barbarlığıdır. 'Uluslararası hukuk kuralları' mı dediniz? O 'uluslararası hukuk kuralları' denilenleri de onun gücü belirliyor. Nitekim, 'kuralları güçlü olanlar koyar.' diye vecizeler de üretmiyor muydu, bu kişi...
*
1956'da da Macaristan halkı, kendilerini esir almak isteyen Sovyet Rusya komünist İmparatorluğuna karşı Başbakan İmre Nagy'nin liderliğinde ayaklandığı zaman, şimdi kapitalist Amerikan imparatorluğunun yaptığı gibi, komünist Rusya İmparatorluğu güçleri de Budapeşte'ye gidip İmre Nagy'yi Başbakanlık binasından alıp yargılamak üzere diyerek Sibirya'ya götürmüşlerdi ve orada birkaç ay sonra da orada öldüğü açıklanmıştı. Bugün, Budapeşte'de, Meclis'in girişinde İmre Nagy'nin bir heykeli duruyor. O zorbalıkları yapanlardan ise saygıyla anılacak bir isim bırakan kimse kalmadı; Sovyet Rusya komünist İmparatorluğu'ndan da.
*
Amerikan emperyalizminin defteri de dürülür, bir gün; vaktine hazır olsun. Beşeriyet tarihi, sonu gelmez sanılan ve isimlerini hatırlayamayacak kadar çok sayıda nice güçler de, tarihin karanlık dehlizindedirler.
Böyleyken, burada sözünü ettiğimiz kişi, geçen hafta Netanyahu ile görüştükten sonra, "İran'ın yeniden güçlenmeye çalıştığını duyuyorum ve eğer öyleyse, onları yerle bir etmemiz gerekecek," demekle de yetinmemiş ve "Onların canına okuyacağız.' demişti.
Biz, beşer tarihinin geçmişinden bitmek tükenmek bilmeyen nice sahneleri hatırlayınca, 'Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler...' diye sığınacağımız yeri biliyoruz. Tarihin nice zorbaları ve gücetaparları ise, geleceğe intikal etmek için cesedlerinin mumyalanmasından meded umacak kadar zavallılaşmışlardı.
*
Bu haftaki hasbihal aslında, dün öğleden sonra, İstanbul'da, Büyük Çamlıca Camiinin konferans salonunda, Yalova Üni. hocalarından Fethi Güngör dostumun oğlu ve de merhum Prof. Mustafa Küçükaşçı hocanın kızının nikah törenleri dolayısıyla yapılan merasime katılan ve davetlilere sunulan o güzel Kafkas oyunları ve folklorundan sergilenen güzel sahnelerden ayrı olarak, çok sayıda kardeşlerle de bu konular etrafında şekillenmişti...
*