Biliyorum, bölgemiz bir sorunlar yumağı. Azınlık sorunu, çoğunluk sorunu, laiklik sorunu, fakirlik sorunu, etnik sorunlar, mezhebi sorunlar... Sınıflar arası gelir dağılımı uçurumu... Sınır ve toprak anlaşmazlıkları...Irkçılık ve mülteci düşmanlığı... Saymakla bitmez. Bütün bunları biliyorum, birebir yaşıyorum çünkü. Mesela ben bir Kürdüm. Kaç ülkenin sınırları içinde yaşayan Kürtlerin yukarıda saydıklarımın hemen hemen hepsi dahil olmak üzere yığınlarca sorunları var. Dil sorunu, kimlik sorunu, mezhep sorunu... Ben bir Müslümanım, onlarca ülkede, teokratından, demokratına, liberalinden, diktatörüne kadar onlarca rejimin hakimiyeti, nefes aldırmaz laikliğinin, milliyetçiliğinin, yerine göre sosyalistliğinin ya da liberalliğinin, Baasının, tekpartisinin baskısı altında boğuluyoruz. Biliyorum, bölgemiz kan revan içinde. Herkes herkesle, çatışıyor. Oluk oluk kan akıyor. İsimler, sıfatlar, ırklar, mezhepler, coğrafyalar değişse de akan kan bizim. Tükenen enerji bizim. Bunu bildiğim için "bırakın elinizdeki taşı" diye feryat ediyorum.
Çünkü bu saydığım ve daha sayamadığım nice sorunun sebebi, müsebbibi, oldurucusu, planlayıcısı, kurgulayıcısı, uygulayıcısı, nişan aldığınız, hedefe koyduğunuz kesimlerin hiçbiri değil. Türkler değil mesela, Araplar değil, Kürtler değil, Sünniler değil, Şiiler değil, Aleviler değil, Dürziler değil. Bunlar ya da bunlar adına hareket ettirilenler olsa olsa oyunculardır, figüranlardır. Dolayısıyla bunlar, başta gelen mağdurlardır. İçleri boşaltılmış, kimlikleri tersyüz edilmiş, köklerinden koparılmış, ellerine sahte kimlikler tutuşturulmuş kuru isimlerdir. Senaryoyu yazanlar ise başkaları. Onlardır asıl failler. Hıncınızı, kininizi, öfkenizi onlara saklayın. Tabi göremiyorsunuz, çünkü o kadar ustaca ve rafine çalışmışlar ki kendilerini gizlemişler ve kitlelerin öfkesini senaryonun kurbanı gariban figüranlara yöneltmeyi başarmışlar. Senaryoyu yazanlar, kendilerini gizlemek için jeneriğe isimlerini derç ettikleri şöhret budalası kahramanlar da kendilerini sürecin yönlendiricisi, asıl faili pozlarını kesiyorlar. Bazısı işin aslını biliyor tabi. Bazısı ise olayı, olup bitenlerden ibaret zannederek önderlik rolüne kaptırıyorlar kendilerini. Vakıa, senaristler işlerine geldiği sürece bazılarına icabında senaryonun dışına çıkma serbestisi tanıyorlar ama bir yere kadar. Kendini rolüne fazla kaptıranların akıbetinin ne olduğunu Saddam, Esed vs örnekliğinde gördük. Uzaklarda Venezuela'da neler olduğunu canlı yayınlarda seyrettik. İran'a ne yaptıklarını ne yapmayı tasarladıklarını biliyoruz, tahmin edebiliyoruz.
O yüzden önceki yazımda da vurguladığım gibi herkes olduğu yerde dursun. Tamam, yerimizi yadırgıyoruz, beğenmiyoruz, hakkaniyetli bulmuyoruz. Olup bitenlerden, başımıza örülen çoraptan rahatsızız. Dilimiz, dinimiz, kimliğimiz baskı altında ama bütün bunları başımıza saranları atlayarak hiçbir dahli, hiçbir etkisi olmayan kesimleri hedefe koyduğumuz zaman, bunun adı fitne olur. O yüzden fitne zamanı ne lazım geldiğini önceki yazımda anlatmıştım. Özellikle senaristlerin bilinçli olarak hedefe koymamızı istedikleri kesimler, bizim bin yılları bulan kardeşlerimiz, kader yoldaşlarımız, cephe arkadaşlarımız ise, o zaman onlara karşı mevzilenirken bin kere düşünmeliyiz. Tarihi, dini, kültürel, coğrafi geçmişimiz bu hikmetli duruşu sergilememiz için yeterli tecrübe barındırmaktadır.
Aman ha! İçimizdeki beyinsizlerin oyununa gelmeyelim.