Suriye üzerinde, Amerika'nın Türkiye'deki büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi (ve büyük dedesi Beyrutlu bir Osmanlı vatandaşı olan) Tom Barrack 40 gün öncelerde, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana olduklarını net olarak açıklarken, tıpkı lideri Trump gibi, sözlerini değiştirdi ve Suriye'de 'federasyonumsu' yeni bir yapılanmadan söz ediyor ve Siyonist İsrail rejimi de, bu yeni oyunun bir gereği olarak, Suriye içinde istediği her noktaya askerî müdahalelerde bulunuyor ve Türkiye'nin Suriye'ye karşı olan sorumluluk alanları ve konularına da yaklaşmaya çalışıyor.
Başkan Erdoğan, evvelki gün, 'kılıç devreye girerse, kelam ve kalem devre dışı kalır' diyerek, yapılacak müdahalelere seyirci kalınmayacağını net olarak ifade etmiş bulunuyor..
Bu satırların yazıldığı saatlerde, bir an sonrasında, ne'yin ve nasıl olacağı, henüz meçhul..
Ama, oldukça kesin kararlılık ve de soğukkanlılık isteyen bir zaman diliminden geçiliyor..
Allah'u Teâlâ'dan hayırlı olanı niyaz ediyoruz, uyanıklığı asla terk etmeden..
*
Bir yeni sosyal gerilime düşmeden..
Konya'da bir doktor kardeşimiz, iddia edildiğine göre, muayene ve tedavi olmak üzere kendisine müracaat eden bir kadının ileri derecede dekolte kıyafetle oluşunu gerekçe göstererek 'Sen bir teşhir hastasısın, sana bakamam..' demiş; iddia edildiğine göre..
Hele de bu yıl, yaz mevsimi şartları gerekçe gösterilerek sosyal hayatımızda yaşanan hayvanî titreşim ve teşhircilik ortada.. Ancak, bu doktor kardeşimiz gibi, birileri de, -geçmişte olduğu üzere- 'Ben de, tesettürlü olanları tedavi etmem.' demeye kalkışırsa, hele de, bölgemizin içinde bulunduğu yüksek gerilimli durumun neler getireceğini de hatırlamak ve toplum planında ferdî müdahaleler yerine, aileleri sorumluluk içinde davranmaya çalışmak yönünde bir eğitim kampanyasına yönelmek düşünülmeli değil midir?
*
Ve, bir 'müteveffâ rektör'ün düşündürdükleri..
Söz konusu etmek istediğim 'rektör'ün kim olduğunu, İstanbul Süryani-i Kadîm Vakfı'nın 25 Ağustos tarihli açıklamasından öğrenelim:
Deniliyor ki bu açıklamada -özetle-:
'9 Eylül (İzmir) Üniversitesi eski rektörü, hocaların hocası Prof. Dr. Emin Alıcı'nın vefatı bizleri derinden üzmüştür.
Taziye, bugün (25 Ağustos) saat 19.00-22.00 arası Bakırköy Süryani Kilisesi (Küçükyalı sok.) salonunda yapılacaktır.
Cenaze merasimi, (26 Ağustos) Salı saat 17.00'de Kozlu Süryani Kadim Mezarlığı'nda yapılacaktır. (...) Ailesinin isteği üzerine çiçek gönderilmemesi, isteyenlerin Mor Efrem Süryani Anaokulu'na bağış yapmaları rica olunur. Allah rahmet eylesin..'
Evet, ilginç bir açıklama..
İlginç olan, adı geçen müteveffâ kişinin Süryani Hristiyanları'ndan olması ve Süryani Mezarlığı'na defnedilmesi ve öyle bir kişinin, geçmişte, laik TC rejiminde bir üniversiteye rektör seçilmesi de değil..
Bu kişinin, o dönemin Cumhurbaşkanı olan A. Necdet Sezer tarafından rektör seçilmeden önce, mutlaka istihbarat bilgileri kendisine verilmiştir... Çünkü, bu gizli bir konu değilmiş.. Ve YÖK tarafından, rektör seçilmeye müsait şartları haiz olan 3 isimden birisi olarak, en düşük 'oy' ile teklif edilmişken, Sezer'in, o düşük 'oy'a rağmen onu seçmiş olması, o zaman, medyada da söz konusu edilmişti.. Ama, onun mensup olduğu dinine o zaman da, değinilmemişti, tabiatıyla.
*
Peki önemli ve ilginç olan, ne miydi?
Bu kişinin, 'Anadolu keşke Müslüman olmasaydı!' diye bir açıklama yapmış olması ve '28 Şubat 1997 Askerî Darbe Zorbalığı günlerindeki 'laik mütegallibe taifesi'nin veya diğer bir söyleyişle 'taife-i laikus'un azgınlığının zirve yaptığı sırada, bir çok akademisyenlerin de işbu rektörlerini, 'elleri patlayana kadar' alkışlamalarıydı.. Bu müteveffâ kişi, başörtülü öğrenciler şöyle dursun, onların tesettürlü annelerini bile kampüse almıyordu..
Şimdi anlaşılıyor mu, o tesettür yasaklarının ardında, 'laik taife'nin kimlerle ve hangi zihniyetle işbirliği içinde oldukları.. Hayret, o zamanlar bu kişinin, hangi dine mensup olduğuna dair medyaya hiçbir bilgi sızmamış.. Ama, 'Süryani-i Kadîm Vakfı', toplumu bu hususta bilgilendirdi, teşekkürler..
Bu konuda, sosyal medyada yazılan notlardan birinde, 'Bu adam, başörtüsüne savaş açmıştı. Halbuki cenazesinin kaldırıldığı kilisedeki rahibeler bile örtülü..' deniliyordu..
*
Bu arada, bazı kimseler, sosyal medyada Süryani-i Kadîm Kilisesi'nin açıklamasında, müteveffâ için, 'Allah'tan rahmet dilenmesi' de eleştiriliyordu. O konuda, bir başka dinin mensupları da Allah'tan rahmet dileyebilirler elbette.. Bu gibi durumlarda, (Allah'u Teâlâ'nın kulları hakkındaki her türlü tasarrufunda da rahmet vardır) demek, konuyu izaha yeter herhalde..
*
Yarım asrı bulan bir aşinalığımız ve gönül yakınlığımız olan İstanbul Üni. Rektörü Prof. Dr. Bülent Zülfikar Hoca'nın, İstanbul Üni. Rektörlüğü'ne getirildiği 6 Ağustos 2023'den bu zamana kadar, 2 sene geçmesine rağmen 'Hayırlı hizmetler' temennisi ziyaretine gidememiştim. 27 Ağustos Çarşamba sabahı, bu ziyareti gerçekleştirebildim. O konuya da bir ayrı yazıda değinelim, inşallah..
*