03 Aralık 2020 Perşembe / 17 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ahmet TAŞGETİREN
atasgetiren@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Büluğa erip rüşde ermeyince

23 Kasım 2016 Çarşamba

Evlilik, cinsellik deyince tartışılacak pek çok başlık var, güncel gerilime konu olan mesele de onlardan biri. Konuya bir pencere de ben açmak istiyorum. Şöyle ki: 

Aile mahkemelerinde boşanma dosyaları dağ gibi yığılmış durumda. Parçalanmış aile gerçeği, bizim toplumumuzu da sarsmaya başlamış bulunuyor. “Ailede sancı” gibi hayati bir gündem, toplumu da, devleti de alarm durumuna sevk ediyor.

Batı’da bu, çok önceleri başladı ve şimdi neredeyse “Aile kurumunun dibe vurduğu” bir olgu yaşanıyor. Bizde aile kurumu sağlam kabul edilirdi, şimdi “çatırdıyor” feryatları yükseliyor.

Demek ki, aileyi kuran bireylerin (kadın - erkek) iletişiminde ciddi sorunlar yaşanıyor.

Bu insanların büluğ yaşına erdiklerinden, yani cinselliklerinin uyandığından kuşku duyulmayabilir. Bu alanda sorunlar çıkarsa -ki çıkabiliyor- onların da tedavisi önemli ölçüde sağlanabiliyor.

Evlilik kurumundaki sancının, büluğdan ziyade rüşdle bağlantılı olduğu söylenebilir. Rüşd nedir? Rüşd, kişiliğin olgunlaşma seviyesidir. Mecelle’de rüşdle ilgili şu kayıt düşülmüştür:

“Doğru yolu bulma, akıllı davranma, akıl ve ruh bakımından olgunlaşma, iyilikleri elde edebilecek olgunlukta olma; malını korumak için gerekli tedbirleri alan ve saçıp savurmaktan korunan kimsenin vasfı anlamında bir İslâm hukuku terimi. Bu vasfa sahip olana reşîd denir. Reşîdin zıddı sefihtir. Sefîh; aklı başında ve temyiz gücü tam olmasına rağmen, malı üzerinde akıl ve mantık dışı tasarruflarda bulunan kimsedir” (Mecelle, mad, 946, 947).

Benzeri çerçevede “Akıl sahibi” anlamına “Âkil” kelimesi de kullanılır, ancak “Rüşd” daha dini bir muhtevaya sahiptir. Mesela İslam’ın ilk dört halifesinden bahsedilirken “Raşid halifeler” ifadesi kullanılır ki bu “Âkil halifeler” demek değildir.

Sorunun önemli ölçüde evlilik söz konusu olduğunda kişilerin reşid olup olmadığına bakıp bakmadığımız noktasında toplandığı söylenebilir.

Peki rüşd nasıl tespit edilecek?

Türkiye’de veya dünyada bunun bir kriteri yok. Biz sadece kadın veya erkeğin “rüşd sahibi olduğunu farz ediyoruz” ve evlilik kararı veriyoruz.

Acaba rüşd yaşı nedir? 14 mü, 24 mü?

Bakıyorsunuz “çocuk” diye nitelediğiniz kişi, 14’ünde reşid olmuş ama 24’ünde, 34’ünde, 64’ünde birisi rüşdüne ermemiş. Olmaz mı? Engelli bir kız çocuğuna tecavüz eden adam, 80’inde olsa ne yazar? Adam mıdır o? Yoksa hayvandan daha rezil bir mahluk mu?

Olay sadece evlilik bağlamında ele alınıyor. Halbuki, işin bir başka boyutunda “cinsellik” gibi disipline edilmediği takdirde insanı her türlü vahşetin içine sürükleyecek olan güdünün nasıl terbiye edildiği konusu var.

Sorun dünyada da kendi ülkemizde de şu:

İnsanların, iklime, coğrafyaya ve cinsiyete göre farklılaşmakla birlikte 10-15 yaşları arasında büluğa erdiği, yani cinselliklerinin uyandığı söylenebilir. Son zamanlarda medya vs.deki uyarıcıların, beslenmenin etkisiyle büluğ yaşının çok daha aşağılara indiği tarzında da bir kanaat var.

Şimdi dünya, uyanan bu cinselliğin evlilik zamanına kadar kişi hayatında nasıl varolacağı meselesiyle ilgileniyor. Cinsellik potansiyel olarak var. Bu kaçınılmaz. Peki nasıl yansıyacak bu erkek- kadın ilişkilerine...

Bu dönemde ortaya çıkan en derin problem, “istenmeyen hamilelik” ve ondan kurtulma yöntemi olarak kürtajla çocuk aldırma olayı. Her iki durumun varlığı da bir gerçek. Özellikle Batı’da (bizde ne kadar oldu bilmiyorum) annelerin evden çıkarken kızlarına prezervatif vermelerinin istenmeyen hamilelikleri önleyemediği ve “çocuk anne” olgusunun Batı’yı sarstığı biliniyor. Bu tarzdaki bir cinsellik yönelişine halen bizde tepkilerin gelişmemiş olması da şaşırtıcıdır.

Meseleye İslam’ın getirdiği ölçülere gelmeden bile, insani - toplumsal duyarlılıkla ele alınması kaçınılmaz bir yığın sorun var.

Eğer insanlarımıza veya insanlığa, büluğ ile birlikte rüşdü de kazandıramazsak, bunun içinden tecavüz de çıkar, aile dağılmaları da, istismar da... Her türlü rezillik de...

Bir yandan kötü adamı kontrol altına almaya çalışıp, diğer yandan dizginsiz bir cinselliği savunmak ise en çarpıcı çelişkiyi oluşturuyor.