26 Eylül 2020 Cumartesi / 8 Safer 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Selahaddin E. ÇAKIRGİL
scakirgil@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Büyük oyun, daha da büyürken..

21 Şubat 2018 Çarşamba

Suriye’nin küçücük Afrin ilçesinde, kocamaan ve güçlü bir Türkiye’nin askerî gücünü sınamaya kalkışmak ve en geliştirilmiş silahlar ve karmaşık çete savaşı taktikleriyle Türkiye’yi güç duruma düşürtebileceklerini sananların oyunlarına umut bağlamak, hiç de akıllıca değildi.  Ama, PKK ve uzantıları  bunu düşünemediler ve o dağların altında kilometrelerce uzunluktaki tünellerin, koruganların, siperlerin, gözetleme kulelerinin ve elektronik donanımların varlığını yeterli sandılar. Ek olarak çete savaşlarının düzenli ordular karşısında daha avantajlı olduğu görüşü ve 10 bin civarında olduğu tahmin edilen ve Amerika tarafından eğitilen güçleri de yüreklendiriyordu onları..  Sonunda,  Amerika’nın ve İsrail’in de oyuncağı oldular, Rusya’nın, İran’ın ve başkalarının da..

Türkiye ise, son derece temkinli bir harekât ile şimdi orada, çete savaşı veren güçlerin yaklaşık beşte birini imha etmiş bulunuyor. Eline silah alanlar, onun neticesine katlanmayı da göze almalıdırlar.  

***

Amerikalı yüksek dereceli yetkililer Türkiye’ye durup dururken gelmediler.  

Suriye’yi kendi isteğine göre düzenlemek istiyor. PKK da bir pay kapmak derdinde.. 

Hattâ, o kadar ki, aylarca önce PKK/ YPG güçlerinin Münbiç’ten çıkarılacağına dair Türkiye’ye söz veren Amerikan emperyalizmi bunları yerine getirmek bir yana, bir de onları silahlandırdı ve kendi askerlerini de onların yanına yerleştirip, sonra da, ‘Münbiç’te, bizi vurursanız agresif şekilde karşılık veririz’ açıklaması bile yaptı. 

USA Dışbakanı Tillerson’un Ankara’da Tayyib Erdoğan’la 3,5 saatlik görüşmesi konunun ciddiyetini gösteriyor. Tillerson’un, ‘Münbiç’te güvenliği birlikte sağlayalım’ demesi bir geri adım sayılabilir (mi?)Bütün bunlar Türkiye’nin NATO ve Batı İttifakı’ndan kopmasını getirecek gelişmelerin frenlenmesi için de.. 

***

Bu arada, PKK/YPG güçlerinin, Afrin’de  kontrolü  sürdüremiyeceklerini anlayınca, Beşşar Esed rejimiyle,  ‘Türkiye Afrin’i ele geçirmeden, Suriye güçlerine bırakmayı’ önerdikleri anlaşılıyor. 

Bu ise, yarınlarda Suriye ile Türkiye’nin savaşa tutuşması bile demek olur. Suriye’nin böyle bir gücü yoktur, ama, Türkiye bir terör örgütüne karşı kendi güvenliğini sağlamak için uluslararası hukuktan istifade ederek Suriye toprağında bulunurken,  bu yeni durum gerçekleşirse, bir devletle ve uluslararası hukuka göre o devletin toprağında savaşıyor durumunda olur. Beşşar Esed rejimi, zâten kaybedeği bir şey kalmayan bir noktada olduğundan böyle bir maceraya atılabilir. 

  

Bu konuda İran da duruma seyirci kalmıyacağının sinyallerini veriyor. Nitekim, PKK çevrelerinin ‘Türkiye’nin Afrin’de kimyasal gaz kullandığı’ yalanını İran medyası dünyaya servis etmekten kaçınmadı. 

***

Öte yandan, Rusya Dışbakanı Sergey Lavrov,  ‘Amerika’yı ateşle oynamamaya çağırıyorum.’ demekte.. 

Bütün bunlar Suriye Buhranı’nın uluslararası bir büyük felakete dönüşme istidadını göstermektedir. 

*** 

Asıl bu, inanç istismarı ve halkı ahmak yerine koymaktır!

Bir inanca samimî olarak bağlanan kimseyi suçlayamazsınız, hattâ inançsızlık girdabında da olsa.. Siyaset alanında yeni bir sorumluluk üstlenen bir hanım, ‘Zeytindalı Harekâtı'nda şehid düşen 31 askerimize Allah'tan rahmet; yaralanan 143 askerimize acil şifalar diliyoruz. Ulusumuzun başı sağ olsun..’ demiş..

Ancak bu mesajı yazan siyasetçi hanım, 15 Temmuz 2016’daki darbe hıyanetine kalkışan ve tepeden tırnağa silahlı hain askerler karşısında ’Allah’u Ekber!’ diye direnip yüzlerce kurban ve binlerce yaralı veren halkımıza olan kızgınlığını,  ‘Tekbir getirerek mi demokrasiyi getireceksiniz? İnandığınız Allah belanızı versin’ diye tweet yazabilen birisi iken, şimdi, KK’nın partisinin İstanbul İl Başkanı olur olmaz ihtida etmiş, imana gelmişçesine, ‘şehidlere Allah’dan rahmet’ dilemesine ne demeli..

Eger, Allah inancına ulaştıysa, ancak ‘Hayırlı olsun’ denilir..  Çünkü, inanç kapısı kimsenin tasarrufunda değildir. Ama öyle değil de, ‘inanmadığını’ söylediği bir inanç sistemine bağlı gibi görünmek sırf siyaset gereği ise, bu, inancın siyasete âlet edilmesi ve kitlelerin kandırılması ahlâksızlığı değil midir?