21 Nisan 2021 Çarşamba / 9 Ramazan 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ahmet Taşgetiren
atasgetiren@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Camianın reflekslerinin yönetimi

27 Temmuz 2014 Pazar

Başbakan’ın yakın çalışma ekibinden birisi, bir seyahat esnasında Camia ile ilgili operasyonun ilk merhalesini, “Açığa çıkarmak” olarak tanımlamıştı. “Gizlilikleri güç olarak kullanıyorlardı, dersanelere iğne batırarak meydana çıkmalarını sağladık” demişti.

Bakıyorum, Camia, adım adım bu projenin aktörü rolünü milim sapmadan uyguluyor. Farkında mı değil mi, bilmiyorum.

En son, Çağlayan önünde gösteri yapan bir topluluk olarak rol üstlendi Camia. Camia’nın hesabında böyle sokağa çıkmak var mıydı, yoksa, hakim siyasi iradenin projesi onları böyle sokağa çıkmak zorunda mı bıraktı, sual.

Mahalli seçimlerde CHP’nin desteklenmesi de bir görünülürlüktü, ama acaba Camia’nın karar merkezlerinde tayin edilmiş bir görünülürlük mü yoksa, hakim siyasi iradenin sürüklediği alanda bir görünülürlük mü?

Acaba Camia, sürecin hangi safhasında “Parti olma”ya karar verir, hakim siyasi irade Camia’yı buna da sürüklüyor olamaz mı?

Camiaya yönelik operasyon başladığından bu yana ortaya çıkan “Camia olgu”sunun kamuoyundaki niteliği nedir? İsterseniz tabloyu okumaya çalışalım:

- Kesin olarak “Örgütlü bir yapı” algısı değil mi?

- Siyasi iktidarla “Güç denemesi”ne girişebilen, yani özgüven patlaması yaşayan bir yapı değil mi?

- “Yargıda ve Emniyet’te ciddi birikim edinmiş”liği çok net, TÜBİTAK gibi, maliye gibi başka stratejik alanlarda mevzilenmiş oldukları da ciddi kuşku uyandıran bir yapı değil mi?

- Devlet için yapılmış sınavları manipüle eden ve bu yöntemle devlet içinde örgütlenme imkanı edinmiş bir yapı değil mi?

- Emniyet’teki ve Yargı’daki yapılanma ile devletin ve “hedefteki kişiler”in en mahrem alanlarına nüfuz edebilme imkanı bulmuş, bu imkanı Camia’nın çıkarı için kullanmakta tereddüt etmeyecek bir yapı değil mi?

- “Dini hüviyeti” de bulunmasına rağmen, dini hüviyetten çok öteler için oynayan, bunun için kamu bünyesinde örgütlenen gizli bir yapı değil mi?

- Camia çıkarları için, diğer bütün dini grupları dışlamayı, hatta ezip geçmeyi göze alan bir yapı değil mi?

- Medyasını, hele sosyal medyayı, hiçbir insani-islami hassasiyet göstermeden Camia politikaları istikametinde en kıyıcı biçimde kullanan bir yapı değil mi?

- Her bağlısını, resmi - sivil bulunduğu her yerde Camia için kullanılabilir eleman hüviyetinde kurgulayan, bu yönüyle de “Paralel yapı” hüviyeti kazanan bir yapı değil mi?

Camia’nın eğitim alanında oluşturduğu ve “masumiyet iddiasının en vurgulu boyutu”nu sergileyen yapılanma, ortaya çıkan “kriminolojik görüntü” yanında çok çok gerilerde kalmış bulunuyor.

Şimdi sormak isterim:

Camia süreç içinde gerçekten bir merkezden oluşturulmuş politikalarla mı hareket ediyor, yoksa iğne batırılan her alanda ortaya çıkan refleksif davranışlar mı söz konusu ve bu refleksif davranışlar Camia’yı şu yukarda resmettiğimiz tablo niteliğine mi büründürüyor?

Camia tarafından ortaya konan davranışlarda, mesela Fethullah Gülen’in tayin edici rolü var mı?

Ne demek istiyorum?

Diyelim hakim siyasi irade, “Emniyet’teki paralel yapı olgusu”nu ortaya çıkarmak için bir hamle başlattı, Fethullah Gülen, hem Emniyet’teki birimlere, hem Camia medyasına hem de kitlelere “Meydanlara çıkın ve kahramanca savaşın, Camia’nın kabak gibi ortaya çıkmasına aldırmayın, gün topyekün mücadele günü” gibi bir emir mi veriyor?

Yoksa böyle bir merkezi değerlendirme ve karar oluşturma yapısı yok da, herkes bulunduğu alanda “asimetrik bir savaş”a mı soyundu, polis, savcı, hakim, medya, siyasetçi, şu bu...   

Fethullah Gülen olan bitenin neresinde?

Camianın bir strateji oluşturma zemini var mı?

Böyle bir strateji varsa, bu strateji içinde Mümtazer Türköne, Ahmet Turan Alkan, Şahin Alpay, Ali Bulaç gibi dıştan destekçilerin rolleri nasıl biçilmiş?

Doğrusu ben, Camia’da karar bütünlüğünü oluşturan bir yapının kalmadığını düşünüyorum.

Evet, “derin bağlılıklar” var, ama şu sıralar hakim siyasi iradenin operasyonları, Camia bünyesinde fark edilir bir savrulma yaşatıyor. Camia’ya hala “Bu gemi batacak” telkinleri yapılarak bir “Gelecek umudu” pompalanmak isteniyor. Bu gemi belki de taa 7 Şubat operasyonundan beri batırılacaktı; olmadı. Gezi’de olmadı, 30 Mart’ta olmadı. Belki Amerika - Avrupa, ya da dünya siyonizmi vurur, düşürür diye beklendi, olmadı.

Batan bir şey var, evet, ama onu doğru görmek gerekiyor.

Son 6 ay içinde Camia’nın nereden nereye geldiğini görmek işin nereye gittiğini de görmeye yetecektir.

Aradan yıllar geçecek ve Camia, “Nasıl bu hale düştük”ü tartışacak. Böyle birçok eski yapı gibi?