Bugün konumuz "casusluk iddianamesi". Herkes bir şeyler söylüyor. Meselenin özünde ne var, savcılık olaya hangi açıdan bakmış, iddianamede nelere itiraz ediliyor; bunları bilmek herkesin hakkı. Suçlama veya aklama yapmadan; "iddianamede" olanları izah etmek istiyorum...
ŞÜPHE SEVİYELERİ...
Başlamadan önce şunları hatırlayalım:
Bir kimse hakkında ceza davası açılması onu suçlu yapmaz.
Kolluğun harekete geçmesi için basit şüphe yeterlidir.
Savcılığın iddianame düzenlemesi için gereken ise "makul şüphedir".
Tutuklama için "kuvvetli" şüphe gerekir.
Bir kimse "tutuklanmışsa, mutlaka ona ceza verilir" diye bir durum yoktur.
Bu ayrımlar gözetilmeden yapılan her yorum, kamuoyunu yanıltır.
SOYUTTAN SOMUTA...
İddianame savcının yazdığı bir dilekçedir... Hukuki sınırlar içinde her türlü eleştiriye açıktır. Bir iddianameyi kaliteli kılan husus, barındırdığı somut iddialar ve sağlam dayanaklardır. Bu bağlamda iddianamede şu beş unsur dikkat çekmekte:
1| İtiraflar, etkin pişmanlık
İddianamenin en kritik yönü şüpheli Hüseyin Gün'ün etkin pişmanlıktan yararlanarak verdiği detaylı ifadedir. Beyanlarına göre Hüseyin Gün, Piiq isimli şirketinin ortağı Aaron Barr'ın eski bir CIA çalışanı olduğunu, İBB verilerini "Osint" (Açık Kaynak İstihbaratı) adı altında aslında yetkisiz yöntemlerle temin ettiklerini ve bu verileri yabancı istihbaratçılara analiz ettirdiklerini itiraf ediyor... Gün, bununla da kalmıyor. Necati Özkan'ın kendisine talimat verdiğini, hazırlanan raporların Ekrem İmamoğlu'na sunulduğunu ve İmamoğlu'nun bu süreçten haberdar olduğunu söylüyor.
2| Dijital izler, kriptolu haberleşme
Savcılık, "şüpheliler arasında bir gizlilik protokolünün" olduğu kanaatinde. Şüphelilerin WhatsApp üzerindeki normal yazışmalarında, kritik bir belge gönderecekleri zaman "W'ye bak" diyerek Wickr isimli şifreli haberleşme programına geçmelerini bunun bir örneği olarak sunuyor. Diğer bulgular ise şunlar: Hüseyin Gün'ün telefonundan elde edilen ve silinmiş olduğu belirtilen notlar, İBB personeline ait kullanıcı adları, şifreler ve "Deepfake" videoların nasıl hazırlanacağına dair ele geçirilen "stratejik planlar"...
3| İstihbarat bağlantısı
Hüseyin Gün-Aaron Barr irtibatına ek olarak, Gün'ün telefon rehberinde MI6 (İngiliz İstihbaratı), CIA ve Mossad ile bağlantılı üst düzey isimlerin (Mark John Spurgeon Allen, David John Charters vb.) kayıtlı olması ve bu kişilerle irtibatının bulunması, şüphelinin "ticari iş adamı" kimliğinin ötesine geçildiğine dair şüpheyi arttırıyor...
4| HTS ve MASAK verileri
Sadece dijital veriler üzerinden ele alınmamış konu. Bunların "gerçekliği" için çakıştırmalar ve teyitler yapılmış. Bunun da iki temel ayağı var: Baz istasyon verileri, finansal kayıtlar ve hareketler... Görüşmelerin olduğu, alınan HTS kayıtlarından teyit edilmiş. Beyanlar yerine bu esas alınmış. Finansal akış konusunda ise birçok bilgi var. En dikkat çekeni ise Gün tarafından dolaylı biçimde Yanardağ'a ve oradan da yurt dışına uzanan transfer...
5| Veri kopyalama talimatı
Savcılık, Ekrem İmamoğlu tarafından verilen resmi "Veri Kopyalama" talimatını, arka planda yürütülen illegal veri transferini meşrulaştırma çabası olarak değerlendiriyor. İddianameye göre durum şöyle: Hüseyin Gün'ün verileri zaten "Osint/Darkweb" kanalı ile temin ettiğini belirtmesi ve "risk aldıklarını" söylemesi üzerine, resmi talimat sonradan devreye sokuluyor...
YARGILAMAYA KALANLAR
Yukarıda saydıklarımızın yanında bir de "gri" alanda kalan durumlar var. Bu durumlar ise yargılama sonucunda gün yüzüne çıkacak... İddianameye yöneltilen eleştirileri üç temel adımda izah edebiliriz:
1| İmamoğlu bilmiyor!
İtirazların başında "sürecin içinde İmamoğlu'nun olduğunun ispat edilemediği" geliyor. Dolaylı bir iletişim olduğu bunun suçlama için yetmeyeceği söyleniyor. Yani bu olanların tümü "gıyaben" yürütülmüş deniyor.
2| Veriler suça uygun değil
Elde edilen verilerin "Siyasal Casusluk" suçu için yeterli olup olmayacağı noktasında bir itiraz var... İddianame, İBB verilerinin ve seçmen eğilimlerinin analiz edilmesini "Siyasal Casusluk" (TCK 328) kapsamında değerlendirmekteyken buna itiraz edenler ise şöyle diyor: "bu veriler devlet sırrı değil". Yani "velev ki alınmış ve istihbarata gönderilmiş olsa bile verinin niteliği bu suça elverişli olmadığı için suç oluşmaz" diyorlar!
3| Ticari konular bunlar...
Diğer bir itiraz ise strateji belirlemek de analiz ettirmek de "ticari bir konu", suç olarak ele alınamayacağı yönünde...
VERİ GÜVENLİĞİ MESELESİ!
Yargılama sonunda kim ceza alır bilmeyiz. Kim beraat eder belirsiz. Ancak net bir şey var: Belediyelerin elindeki bilgilerin güvenliği sorunu... Diyelim ki itirazlar doğru. Bu bile verilerin hukuka aykırı olarak alınmadığını, işlenmek ve analiz edilmek üzere yurt dışına çıkarılmadığını ispat etmiyor. Savunmalar maddi hukuk ve suç kalıbına uygunluk bağlamında düğümleniyor... Daha teknik ifade edeyim: Diyelim ki casusluk suçundan değil de KVKK kurullarını ihlalden ceza aldı failler... Gerçek değişecek mi? Ne oldu bu verilerimize? Neden 2019 seçimine müteakip ilk iş veri kopyalama oldu? Bunlar halen net biçimde cevaplanmamış sorular... Bu mesele, casusluk dosyasından fazla. Yerel yönetimlerin veri trafiğine dair bir özel düzenleme şart!