23 Kasım 2020 Pazartesi / 7 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Mehmet METİNER
mmetiner@stargazete.com
Yazarın Sayfası

CHP'nin devr-i iktidarında erkler ayrı mıydı?

09 Mayıs 2020 Cumartesi

Şu televizyonlara çıkıp CHP sözcüleriymiş gibi günümüz Türkiye’sinde kuvvetler ayrılığının olmadığını militanca savunanlar nedense CHP’nin devr-i iktidarında, yani tek parti döneminde kuvvetler birliği olduğu gerçekliğini gizlemeye çalışıyorlar.

Kendilerine bu gerçeklik hatırlatıldığında da bunun “tarihsel zorunluluk” olduğunu söyleyerek ilkesel bir duruşa sahip olmadıklarını göstermiş oluyorlar.

İnsan ilkesel bir duruşa sahipse, yani her hâlukârda kuvvetler ayrılığından yanaysa CHP döneminde olmayan bu duruma zinhar meşruiyet kazandırmaz.

Kuvvetler ayrılığı denilen şey, yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrılması demek.

Başka bir deyişle her üç erkin birbirinin içine geçmeden ve dahi birbirinin emrine girmeden ayrı güçler halinde fonksiyonlarını icra etmeleri demek.

Az biraz tarih bilgisi aktarıp öyle konuşalım...

1921 ve 1924 anayasalarımızda öngörülen şey ne?

Pek tabii kuvvetler/erkler birliği.

1961 anayasasına kadar bu böyle.

Kuvvetler ayrılığının gerçek anlamda olmadığını her seferinde dile getirip Erdoğan liderliğindeki yönetimi “Tek adam rejimi!” olarak suçlayan bu beyler nedense CHP’nin uzun yıllar geçerli kıldığı kuvvetler birliği dönemini Cumhuriyet’in “asr-ı saadet”i olarak takdis ederler.

Çok fazla sıkıştıklarında ise “Efendim o tarihsel koşullarda başka türlüsü mümkün değildi!” deme yoluna kaçarlar.

Bu dedikleri iki açıdan yanlış:

Bir: Kuvvetler birliği uygulaması tarihsel bir zorunluluk değil, bilinçli bir tercihti.

Konuyla ilgili ortaya konulan argümanlar bunun bilinçli bir seçim olduğunu gayet açık biçimde ortaya koyuyor.

Başka bir deyişle bu o dönemki CHP’li iktidar seçkinlerinin zihni yapılarıyla alakalı bilinçli bir tercihti.

İki: O tarihte başka ülkelerde pekala kuvvetler ayrılığını bir sistem olarak uygulayan ülkeler vardı.

İngiltere, Fransa vb. gibi...

CHP’li iktidar seçkinleri “Milli Şef” İnönü döneminde kendilerine Avrupa’nın İtalya ve Almanya gibi faşist devletlerini model olarak aldılar.

“Milli şef!”, faşizme özgü “Führer”in bizdeki adıydı.

Bıyıklarını bile Almanya’daki Hitler’in bıyığına benzetenlerin “faşist zihniyetleri” her uygulamalarında kendini belli ediyordu.

CHP hanedanlığına dayalı tek parti döneminde “sandık rejimi” yoktu.

Milletvekilleri CHP genel merkezinde belirlenirdi.

CHP’nin dışında başka partiler yoktu.

Dolayısıyla muhalefet ve serbest seçimler yoktu.

Buna rağmen ne olur ne olmaz deyip “açık oy gizli tasnif!” yoluyla CHP listelerine verilen oylar sayılırdı.

Uzatmaya gerek yok.

Tamamen CHP’nin belirlediği mebuslardan oluşan güdümlü bir tek partili Meclis vardı.

Yürütmeyi bütünüyle CHP’nin elindeki Meclis belirlerdi.

Meclis dediysem bu göstermelikti, gerçekte CHP’nin başındaki “Milli Şef” ne derse o oluyordu.

Yargı mı?

Güldürmeyin lütfen.

CHP il başkanlarının aynı zamanda Vali olduğu yıllardan bahsediyoruz.

Ezanın dahi Türkçeleştirildiği o meş’um, o faşist, o despotik yıllardan...

O dönemi kutsayanlar bugün milletin hür ve helal oylarıyla serbest bir biçimde “gizli oy açık tasnif!” usulüyle seçilen Cumhurbaşkanımıza “Diktatör!” diyorlar.

Bu sistemin adına “Tek adam rejimi!” diyorlar.

“Saray rejimi yıkılacak TC devleti kurulacak!” diyorlar utanmadan-arlanmadan.

Kurulacağını söyledikleri devlet herhalde o geçmişteki faşist tek parti devleti olsa gerek...

Diyorlar ki o dönemlerde başka türlüsü olamazdı...

Yalan...

İngiltere’de hem monarşi vardı hem demokrasi...

Farklı partiler vardı.

Serbest seçimler vardı.

Meclis serbest seçimlerle belirlenirdi.

Fransa’da da başka Avrupa ülkelerinde de bu böyleydi.

O yüzden bunun tarihsel/dönemsel bir mecburiyet değil tam tersine bilinçli bir tercih olduğu, yani bir zihniyet sonucu olduğu aşikardır.

İlginçtir bu güruh daha dün 17/25 Aralık süreçlerinde bizi FETÖ yargısına havale eden güruh değil mi?

Hepsi bir koro halinde “Bağımsız yargıya gidin aklanın öyle gelin!” demiyorlar mıydı?

FETÖ yargısı olunca “bağımsız ve tarafsız yargı!” olacak ama bugün cesaretle ve inançla FETÖ’den hesap soran yargı olunca bağımsız ve tarafsız olma özelliğini kaybedecek öyle mi?

Sizin ne bir ilkeniz ne bir siyasi ahlakınız var.

Sadece ve yalnızca tedavisi olmayan Erdoğanfobik hastalığa düçar olmuş zavallı yaratıklarsınız vesselam...