Amerika'da Mineopoliste gösteriler sırasında çekilmiş bir video...
"Benim canımı almak zorunda kalacaksınız! Beni öldürmek zorunda kalacaksınız! Hiçbir yanlış yapmadım! Benim adım Matthew James! Ben bir ABD vatandaşıyım! Beni öldüreceksiniz! İstediğiniz bu mu?"
Artık ABD'de her şey kontrolden çıktı.
Bizim şu decline dedikçe rahatsız olan, hele hele Venezuela olayından sonra "sırada İran var" korosunu sürdürenler bu manzaraya ne diyecek merak ediyorum.
Amerikan gücüne övgülere devam mı edecekler?
Bir kere "rıza üretme kabiliyetini kaybeden bir imparatorluğun, zorla ayakta kalma refleksi güçlenir; fakat bu refleks, çöküşü geciktirmez, yalnızca daha gürültülü ve daha yıkıcı hâle getirir." tarihi hakikatini hatırlatalım.
Koro susar mı? Hiç zannetmem. Ama biz yine de decline demeye devam edelim. Yoksa hep birlikte hegemonun oluşturduğu obruğa yuvarlanacağız.
Bakın ne diyor Antonio Gramsci...
"Egemenlik yalnızca zorla değil, rıza yoluyla kurulur; rızanın çöktüğü yerde zor görünür hâle gelir ve bu, krizin başladığı andır."
Amerikalı hegemonya kuramcısı Robert W. Cox da aynı noktaya işaret eder:
"Hegemonya yalnızca maddi güçle ayakta durmaz; fikirler, kurumlar ve meşruiyet yoluyla üretilen rızaya dayanır. Bu rıza aşındığında, düzen zor yoluyla sürdürülmeye çalışılır ve kriz kalıcı hâle gelir."
Yani Cox'un söylediği şey nettir:
Zor çözüm değil, rıza kaybının semptomudur.
Bir köşe yazısına göre çok mu kuramsal?
İnanın yaşadığımız süreç fikirleri ve tarihi zorluyor.
Olmaz dediğimiz şeyler oluyor artık.
Altüst oluşlar sıradanlaştı.
"Jeopolitik kırılma" ifadesi, çok sıradan bir cümlenin öznesine dönüştü.
Herkes İran'daki sokak gösterilerine odaklandı; ama Amerika'da yaşananlar, güç perdesi arkasına saklansa da gürültü çok fazla.
Bundan birkaç ay önce bütçe görüşmeleri sırasında sokaklarda askerler göründüğünü yazdığımda, birileri bunun dönemsel bir fotoğraf olduğunu söylemişti.
Oysa bu durum başkaydı.
Darbe mekaniği Amerika için işlemeye başlamıştı.
Daha doğrusu daha kaba, daha çıplak bir düzenek kendini gösteriyordu.
Devlet, kendi yurttaşına karşı olağanüstü hâl dili kurmaya başladığında mesele güvenlik olmaktan çıkar; meşruiyet krizine dönüşür.
Bugün Amerika'da yaşanan tam olarak budur.
"Müdahale", "zorla görevden alma", "ordu devreye girer mi" gibi ifadeler artık marjinal çevrelerin dili değil; ana akım siyasi mesajların parçasıdır.
Bu dil, bir sistemin içten içe çatladığını ele verir.
Alın size bir örnek:
"Trump ya görevden barışçıl bir şekilde ayrılacak ya da zorla görevden alınacak. Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri'nin bir tercihi var: Ya Amerikan halkını ve anayasayı destekleyecekler, ya da Hitler'in Üçüncü Reich'ının bir kopyası olan faşist ve otoriter bir rejimi."
Bu cümlelerin tehlikesi sertliğinde değil; normalleşmesindedir.
Çünkü bir ülkede ordu, siyasal krizlerin doğal hakemi gibi konuşulmaya başlanıyorsa, orada rıza çoktan tükenmiştir.
Sosyal medyayı tarayın buna benzer o kadar mesaja rastlarsınız ki.
Madem kuramsal gidiyoruz İbn Haldun'u hatırlamamak olur mu?
"Devlet, halkına yük olmaya başladığında çözülme kaçınılmaz olur; zorla ayakta duran bir düzen, kendi ömrünü tükettiğini ilan etmiş demektir."
Yani...
Zor, kudretin değil, sona erişin işaretidir.
Bugün Amerikan sistemi, Cox'un tarif ettiği rıza aşınmasını ve İbn Haldun'un işaret ettiği umran çözülmesini aynı anda yaşamaktadır.
Hülasa...
Çöküş artık teorik bir tartışma değildir; bir imparatorluğun bütün kudreti, Mineopolis sokaklarında canını kurtarmak için 'beni öldürmek zorundasınız' diye haykıran bir yurttaşın sesine sıkışmıştır.