05 Mart 2021 Cuma / 21 Recep 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Yalçın AKDOĞAN
yalcinakdogan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Edep ya hu!

25 Temmuz 2014 Cuma

Cumhurbaşkanlığı yarışına partisinin adayı olarak katılamayan Devlet Bahçeli kampanya sürecinde de ortalıkta görünmüyor. Eskiden yazılı açıklamalarla hayatta olduğunu ispat ederdi, şimdi ise bunu geliştirip görüntülü mesajlarla arada bir kendisini hatırlatıyor. Sanırsınız ki sanal genel başkan... Ne milletle bir teması var, ne canlı bir performans ortaya koyuyor... Adaylar, liderler şehir şehir, program program geziyor, hazret lütfedip yazılı açıklama yapıyor! MHP gibi enerjik bir parti bu kadar uyuşuk bir yönetime sahip olmamıştı.

Bu kadar ciddi gündemin içinde Bahçeli’nin açıklamalarına yorum getirmek zaman israfı gibi görülebilir. ‘Boşverin şu Bahçeli’yi ciddiye alıp cevap vermeyin’ diyenlerin insafına sığınarak, nadir görülen dünkü canlı performansıyla ilgili birkaç hususu vurgulamak istiyorum.

Bahçeli’nin son açıklaması da ‘küfürname’ gibi. Çeyrek adam, karakter arızası, soyguncu, kilinik vak’a gibi hakaretlere şu veciz tahkir cümlesini ilave ediyor: “Erdoğan geriliktir, Erdoğan ihanettir, ithamdır, sevimsizliktir”. Anlaşılan Erdoğan takıntısı ve Erdoğan’ın bileğini bükememek, onun zaferleri karşısında ‘şaşkın’a dönmek Bahçeli’nin hem kimyasını, hem terbiyesini bozmuş.

Malum Bahçeli, 1997’de genel başkan oldu, o günden bu yana Başbakan olamadı. 2002 hezimetine rağmen partisinin başına döndü. Bahçeli, Erdoğan’a karşı girdiği hiçbir seçimde zafer kazanamadı. Dünya tarihinde bu kadar seçim kaybedip de hiçbir şey yokmuş gibi koltuğunda oturan başka bir siyasetçi yoktur herhalde...

Bahçeli’nin “adam olamayan adaya söylüyorum” cümlesi son derece yakışıksızdır. Acaba Bahçeli’ye göre adamlığın ölçüsü nedir, kendisi bu ölçüye ne kadar uymaktadır? Millete soralım bakalım kim adamdır kim değildir? Halkın yarısının oy verdiği bir devlet adamına bu kadar seviyesiz bir üslupla sataşmak nasıl bir şuur kaybıdır?

Kendileri her türlü hezeyanı sıralayıp en ufak cevapta panik atak geçiren ve salya sümük cevap yetiştiren sözcülere soruyorum: Bu üslup normal midir, milli-manevi değerlere vurgu yapan bir partinin genel başkanına yakışmakta mıdır? Bu üsluba sahip bir kişi milliyetçi camiayı temsil edebilir mi? Bu bir zihniyet sorunu mu, terbiye sorunu mu, psikolojik bir sorun mu?

‘Çocukları soygun yaparken’ gibi mesnetsiz iddialar ciddi bir genel başkana yakışır mı? Milliyetçiliğin kitabında aileye saldırmak var mıdır? Maneviyatçılığın kitabında çocuklarla uğraşmak var mıdır? Yoksa Bahçeli’nin milliyetçilik ve maneviyatçılıkla ilgisi mi yoktur?

Mübarek Ramazan ayında bile ağzından kin, nefret ve küfür akan bir insan bu milletin değerlerini temsil edebilir mi? Demek ki, bu milletin terbiyesinden, değerlerinden, hikmet ve irfanından etkilenebilmek de bir nasip işidir.

Siyasi eleştiriye muhalefetteyken bile tahammül edemeyip kimyası bozulan, hakaret komasına giren bir anlayış bu ülkeye ne kazandırabilir?

Erdoğan karşıtlığı sebebiyle en uç ve marjinal sol gruplarla bile aynı çizgide buluşmak, öncelikle MHP’nin siyasi tarihine ve ülküsüne ihanet etmek anlamına gelir.

Bu çirkin ve yakışıksız üslubu milliyetçi camia hiç hoş karşılamayacaktır. Erdoğan’la kavga çıkarıp ülkücü kesimin desteğini engellemeye çalışmak ucuz bir taktiktir. Görünen o ki, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, İhsanoğlu için kendilerini feda edip Erdoğan’a intihar eylemi yapıyorlar, en azından onu aşağıya çekmeye çalışıyorlar. Anlaşılan, kaybetmekte uzman olan iki lider yine kaybet-kaybet oyununu oynuyorlar.