Beyân-ı i'tizâr: Dün yayınlanması gereken Pazar Hasbihali, bir teknik ârıza yüzünden okuyucuya ulaştırılamamıştır. Aynı yazıyı bir gün gecikmeyle 20 Temmuz 2026 Pazartesi günü okuyuculara sunuyorum. (SEÇ)
*
Okuyucularla Hasbihal
Pazar günlerinde okuyucuların görüş, tavsiye ve eleştirileri etrafında hasbihale ayırdığımız bu sütunda, bir diğer hasbihale daha, okuyucularımıza hayırlı çalışmalar ve sağlıklı günler dileklerimizle başlayalım..
*Ankara'dan Sâlim İncirli isimli okuyucumuz diyor ki: 'Dünyada olup bitenleri biz de kendi aramızda ve havanın da müsaid olduğu serin yaz gecelerinde arkadaş çevremizle birlikte uzuun sohbetlere giriyoruz.
İnanır mısınız, bu sohbetlerde, görüşleri ve temennileri olanlar, tv. programlarında alışılmış yorumcuların tahmin edilebilen değerlendirmelerinden daha etraflı ve derinlikli oluyor, tartışılıyor ve kendi çapımızda dünya meselelerini hallediyoruz bile.. Ne de olsa Osmanlı torunuyuz, ama, onlardan tevarüs ettiğimiz, miras kalan ruhu, yeni dünyanın yeni şartlarına göre değerlendirmeye çalışıyoruz.. Elbette Müslüman coğrafyalarının, Müslüman dünyasının üzerinden henüz de atamadığı kendine güvensizlik ve umutsuzluk gibi konuları sohbetlerimiz umutsuz şekilde değil, tam tersine yarınlara daha bir umutla bakarak ve sosyal hayatın günümüz şartlarındaki vazgeçilmezi olan 'sosyal medya' yaklaşımlarından yaka silkerek sona eriyor.. Elbette bu sohbetlerde bir araya gelenlere yeni katılımlar da oluyor.
*
Arkadaşlardan bazılarının, emperyalist şeytanî güçlerin Hürmüz Boğazı üzerinde oluşturduğu ihtilafın sonunda, sadece İran'a eğil, bütün Müslüman coğrafyalarına ve toplumlarına gözdağı vermek istercesine yaptığı güç gösterisi ve 'sizin de başınıza aynı felâketleri getiririm' mânasındaki bombardımanları ve diğer Müslüman ülkelerin, 'Aman, karşısına çıkan herkesi ısırmaya çalışan bu yaratığı üzerimize saldırtmayalım..' dercesine, 'ona dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak yeğdir..' deyimine sığınmalar da olmuyor değil.. Ama, eğer bugün Müslümanlar olarak, kendi içimizdeki farklılık veya gönül uzaklıklarını uzaklaşmak için gerekçe saymazsak, biz dünya çapında daha güçlü oluruz, Allah'ın izniyle.. Birlikte hareket etmezsek, bu saldırganın yarınlarda bize de aynı şekilde davranacağını tahmin etmek büyük ve derin düşünmeyi gerektirmemektedir..'
--Evet, bu okuyucumuz, söylenmesi gerekenleri de dile getirmiş.. Bu gibi okuyucuların Anadolu'nun her tarafında bulunduğunu da belirtelim.. Bütün mesele ve çare, bütün Müslümanların, İslâm Milleti'nin birliği yolunda duygularını, düşüncelerini, beyin ve kalb sancılarını birbirine bağlı hale getirmelerindedir.
--Bazı okuyucular, CHP için 'Ana Muhalefet Partisi' denilmesinin yanlışlığına dikkati çekiyorlardı. Bu konuya değinmeye sıra gelmeden, o isimlendirme düzeltilmiş.. Belirtelim ki, 'Ana Muhalefet' isimlendirmesi, 1961 Anayasası'ndan bu yana medyada, muhalefette hep birinci parti durumunda olmaktan kurtulamayan mâlum parti için kullanılıyordu ve âdeta, muhalefetin lideri mânasında öyle anılıyordu.. Halbuki bir çok partinin bulunduğu siyasî sahnede, doğru olan, partilerin seçimlerde aldıkları oylara göre sıralanmalarıydı. Öyle de yapılmıştır..
Nitekim, son olarak yapılan bir düzenlemede, 'Ana Muhalefet Partisi' yerine 'Birinci Muhalefet Partisi' şeklinde bir düzenleme yapılmıştır. Önceki tarifte ise, mâlum partinin muhalefet partisi olmakta, milletin rey ve iradesiyle hiç seçim kazanamamış olması bakımından da rakipsizliğinden ziyade, hemen iktidara geçmek için sırada bekliyormuş gibi bir hava oluşturuyordu.. Şimdi ise, bir çok partiler olabilir, onların, son seçimde aldıkları oylara göre sıralamasının, birinci- ikinci, vs. diye isimlendirilmesi daha doğru olmuştur.
*İstanbul'dan Murad Kayacan kardeşimiz, 10 Temmuz tarihli yazımızın altına, 'Yüce Allah küffârın ihtilaflarını arttırsın..' dua ve temennisini yazmış..
--Âmin, inşaallah..
*Ayşe Tamer isimli okuyucu, 24 Haziran tarihli yazımıza zeylen, 'Trump açıkça İran heyetine tehdit, baskı ve şantaj yapıyor.
1959 BM uluslararası antlaşmaların düzenlemesine göre "taraflardan biri diğerine, tehdit, şantaj veya baskı kullanarak antlaşma imzalatırsa, metin geçersiz olur"
Bunu, İran veya ABD tarafından bilen kimse yok mu?
BM kendi düzenlemesinden habersiz mi?' diyor.
--Ateşle oynayan emperyalistler de, üzerlerine ateşle gelindiğini idrak edenler de elbette pek çok şeyi biliyorlar ve menfaatlerini ve hattâ hayatlarını nasıl koruyacaklarına dair hesaplarını yapanlar hep vardır. Ancak, evdeki hesapların çarşıya uyup uymadığı-uymayacağı, ayrı bir konu.. Ve her savaşta taraflar kendilerinin galip geleceklerine dair kendilerine güven duygusu içinde olurlar. Ama, neticeyi Allah bilir.. Esasen, Kur'an'da da, 'Zafer ve yenilgi günlerinin insanlar arasında dolaştırılıp durulduğunu' beyan eden âyetler de vardır. 'Onlar bir tuzak kuruyorlar, Allah da bir tuzak kuruyor! Ve 'Allah hesabında yanılmayandır..' mealindeki Kur'anî işareti de hatırlayalım.
*Necmeddin imzalı yorum sahibi okuyucu ise, 20 Haziran tarihli yazımızdan bağımsız bir yorum yapmış.. 'İran, Irak ve Afganistan'ı kan deryasına çevirdi, yazar bunun şahididir. İran'dan anti-emperyalist bir tavır veya düşünce çıkmaz..' diyor..
--Bu okuyucu da, elbette tahmin ve temennilerini, Irak ile İran arasında ve 22 Eylûl 1980 günü, Saddam Irakı'nın âni saldırısıyla ve 8 yıl devam eden kanlı savaşın saldırgan tarafından ve destekçilerinden söz etmemiş.. Afganistan'ı kana bulayanlar ise önce Rusya desteğindeki komünistler ve sonra Amerikan oyunları idi. Bir kişi veya toplumu suçlarken, delilli konuşmak gerekir..
Okuyucu, istediğiniz konuları elbette yazabilir, ama, şu hususu da bilhassa belirtelim ki, her bir müslümanın dâvası, falan veya filan ülke, coğrafya veya mezheb farklılıkları değil, dost veya düşmanlar oluşturmak değil, 'Lâilaheillallah, Muhammed Resulullah ' diyen her insanı İslam Milleti'nden sayan bir ölçü ile, İslam Milleti'nin dünya çapındaki birliğini tesis etmek ümid ve çabasına ve 'Ben Müslümanım' diyen herkesi, bir takım yanlışlarına veya farklılıklarına bakmadan aynı cebhede, aynı inanç mihberi etrafında birlik olmaya çağırmaktır.
'Özgür-Der' Başkanı Rıdvan Kaya kardeşimiz ise, 17 Haziran tarihli yorumunda, 'Trump-Netanyahu ikilisi'nin İran'da hüsrana uğramaları sadece İslam Ümmeti için değil, bütün yeryüzü için çok hayırlı bir gelişme olur inşaallah..' diyor.
Biz de aynı dua ve temenniye aynen katılıyoruz, elbette..
*İstanbul'dan Harun Ergin isimli okuyucu da diyor ki: Son günlerde, şarkıcı mı, türkücü mü, sanatçı mı, her ne ise, ifade olunan rakamlara bakılırsa; 150-200 milyon lirayı aşan rakamlarla bir çok yolsuzluklara bulaşmış bir kişiyle meşgul, mâlum kamuoyu oluşturmakta olan medya organları..
Evet, ilginç bir soygun tarzı.. Yazık.. Bu belki de, yüzlerce- binlerce benzer yapılanmalardan sadece birisi.. Evet, gecikmeli de olsa, ortaya çıkan tabloya kanun adına el koymak ümid vericidir, ama, bu alan, boş bir alan değildir. Yığınla benzer örnekleri vardır.. Tek kişiye takılıp kalmadan, daha nice H. Levent tipi kişi ve 'ahbab'lığa soyunmuş dernekleri görmek gerekir..
*İstanbul'dan Halil Orakçı diyor ki, 'Bazıları, Amerika'nın Ortadoğu'da İran'a saldırmasına karşılık, İran'ın da, bölgedeki 'petro-dolar şeyhlikleri'ndeki Amerikan üs ve diğer askerî tesislerine vurmasını bazıları anlamak istemiyor.. Yani, İran da gidip, Amerika'da mı vursun, Amerika'yı?.. Bu, fiilen imkânsız.. İran da, kendisine saldıran Amerika'ya, ulaşabildiği ülkelerde veya petro-dolar şeyhliklerindeki Amerikan üsleri veya temsilciliklerine zarar vereceğini açıklıyor.'
*İstanbul'dan dün gelen bir mesajda Sâhir Topçu isimli ve bir haber merkezinde çalıştığını söyleyen okuyucu da, Siyonist İsrail Başbakanı Netenyahu'nun ABD'ye gerçekleştirmeyi planladığı ziyaretin iptal edildiğine dair son haberi bildirdi. Netenyahu'nun ABD ziyaretini iptal etme kararının, ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın cenaze töreninin ay sonuna ertelenmesi olarak gösterildi.. Ama, asıl konunun, Netenyahu ile Trump arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı belirtiliyor..
Biz de bu vesileyle ekliyelim ki, bu ABD li senatörün bizdeki yerli medyada defalarca 'Türkiye dostu' diye söz edilmişti.. Halbuki o, Amerikan Kongresi'ndeki en ateşli ve de etkili Amerikan emperyalizminin menfaatlerini tabiî olarak her şeyin üstünde tutan bu kişinin, yıllarca Müslüman dünyası için en düşmanca duygularla dolu olduğu biliniyordu ve Türkiye NATO üyesi olduğu halde, diğer NATO üyelerine verilen gelişmiş silahların -üstelik, bedelini yıllarca önce peşinen verdiğimiz halde, o gelişmiş Türkiye'ye verilmemesi için Amerikan Kongresi'nde çırpınan etkili bir senatör idi.
Bu vesileyle belirteyim ki, 2-3 sene önce, İstanbul'da Mısır Çarşısı'ndan Unkapanı'na giden yolun yaklaşık 500 metre solunda bulunan Rüstem Paşa Camii vardır ve Mimar Sinan'ın eserlerinden birisi olan bu camiin iç tezyinatındaki çinilerin, İstanbul camilerindeki en güzel örneklere aid sahip olarak bilinir. (Rüstem Paşa, Kanunî Süleyman zamanında sadrazamlık yapan bir isim idi..) Bir ikindi vakti sonrasında namaz için bu camie uğradığımda, etrafta özel güvenlik tedbirleri görülmediği halde, işbu senatör Graham'ı bu camii ziyaret ederken görmüştüm ve yanındaki resmî yetkili kişi de, ona camii hakkında bilgiler veriyordu ve o da şaşkınlık ve hayranlıkla bakıyordu, etrafa..
*Abdullah Kul isimli okuyucumuz da, 25 ve 26 Haziran tarihli yazıların sonuna eklediği iki ayrı yorumunda, 'Çok güzel, yerinde tesbitler var ama, çare ve çözüm nasıl olacak?. Etkili ve de yetkili makamlar Müslüman halkları yönetenler bunun farkında değiller mi acaba? Bu siyonist emperyalist müstekbir şerr ve küfür güçleri bizi hep mi kullanacaklar, hiç karşı çıkamayacak mıyız?. Biz onlarla müttefik olarak birlikte hareket ediyoruz. Demek ki durumumuz buna müsaid ve müstehakız.
*
Biz gerçek anlamda bir tarih bilincinden yoksunuz maalesef ve bu bizi köksüz yapıyor. Neler neler olmuş, doğru dürüst adaletli objektif araştırıp sağlıklı bir muhakeme yapmadığımızdan- yapamadığımızdan aynı hataları işlemeye devam ediyoruz. Olaylara, değişik kaynaklardan bakıp düşünmek, isabetli ve hikmetli kararlar verebilmek gücünü göstermemiz gerekiyor ki bu bilinç bir projektör gibi günümüzü önümüzü aydınlatsın, hayatın farkındalıklarını bilelim. Yoksa, nerden gelip nereye gittiğimizi bilmeyeceğiz ve birileri de bilgi kirlenmesi ile bizi yönetecek yönlendirecek. Doğru bilgi bilince, bilinç imana, sahih iman da salih amel ve takvâya, birr'e dönüşmedikçe bir yere varamayız. Topluma rehber olanların sorumlulukları daha ağırdır. Ulemâ ve bütün müslüman halkımız bilinçli bir takvâ sergilemeliler.'
*