31 Ekim 2020 Cumartesi / 14 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Hüseyin GÜLERCE
hgulerce@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Erken seçim lâfının devamında ne var?

17 Ekim 2020 Cumartesi

Muhalefet gerçekten erken seçim mi istiyor?

Buna kargalar bile güler.

Nitekim Kılıçdaroğlu dün, “adım adım iktidara yürüdüklerini” söylerken erken seçim lâfını ağzına almadı. “Önümüzdeki seçimlerde” dedi.

Eğer erken seçim olacağına inansaydı, “koşar adım iktidara” derdi…

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bu hafta bir çıkış daha yaparak yine erken seçim lafı etti:

“Ülke yönetilmiyor. Bu ülkenin kurtuluşu bir an önce seçime gitmektir. Bunu kime söylüyorum? Sayın Bahçeli’ye söylüyorum. Bu ülkeyi seviyorsan, çık kardeşim yarın sabah, de ki ‘yeter artık’. Türkiye’yi seçime götür…”

Kılıçdaroğlu, Bahçeli’ye sataşarak ve onu tahrik ederek niyetini de açık ediyor: Ülke yönetilmiyor algısı oluşturmak…

Şu anda bütün muhalefetin yaptığı bu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, "Bu sistemin 2023'e kadar taşımayacağını düşünüyorum. 2021 Haziran ayında seçim bekliyorum." diyor.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “iktidara güven azaldı. Erken seçim istikrar için önemlidir ve faydalıdır.” diyor.

Davutoğlu: “Erken seçime hazırız ve erken seçimin belirleyici partisi Gelecek Partisi olacaktır.” diyor.

DEVA Genel Başkanı Babacan, ‘”2021 ya da 2022” olarak yaptığı tahmini, “2021’in ikinci yarısı ila 2022’nin ilk yarısı” olarak daha da daraltıyor.

HDP takılmış plak gibi “Erken seçim çağrısı yaptık, mutlaka erken seçim olacak” deyip duruyor.

Davutoğlu ile Babacan’ın partilerinin bütün anketlerde oy oranları toplamı yüzde 3’ü geçmiyor. Gerçekçi olsalar, neden erken seçim diye tuttursunlar?

Bütün mesele, “Türkiye yönetilmiyor, yönetilemiyor” algısını oluşturmak.

Çünkü bekledikleri bir kaosun zeminini, ancak böyle bir algı oluşturabilir.

Sözcü gazetesi ile FOX TV ana haberi seyredenler, Türkiye’nin bittiğine, çöktüğüne çoktan inanıyorlardır.

FETÖ terör örgütü, 15 Temmuz hain darbe girişiminden önce bütün tezgâhlarını, kumpaslarını; “Türkiye yönetilmiyor” algısı üzerine kurdu.

Hatırlayalım. 7 Şubat 2012 MİT krizinde, Başbakan Erdoğan’ı tutuklayacaklardı. Gezi olaylarında, “işler çığırından çıktı, ortada iktidar yok” algısı için bastırdılar. 17-25 Aralık 2013 “yolsuzluk operasyonu” silaha takılan bir susturucuydu ve emniyet/yargı darbesiydi. Bir ay sonra Ocak 2014’te MİT tırlarının durdurulması ihanetine giriştiler. “Türkiye yönetilmiyor, devletin jandarması/yargısı ve polisi, Milli İstihbarat Teşkilatı ile karşı karşıya geldi” algısı yanında, bir de Türkiye’yi terör örgütlerine silah gönderiyor diye dünyaya jurnallediler.

Bunları hatırlayınca, bugün muhalefetin, “Türkiye yönetilmiyor” algısı için malum medya ile bir koro oluşturduğu apaçık ortadadır.

Hatırlattıklarımız, adım adım tırmanma, CIA bağlantılı profesyonel bir kalkışmanın kilometre taşlarıdır.

Demek başka şeyler de olabilir.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, "İktidar iyi bir yere gitmiyor. Bu da önümüzdeki süreçte bir erken seçimle veya başka bir şekilde…” dememiş miydi?

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de, "Saray rejiminin, saray düzeninin sonu geliyor.” diye tehdit savurmamış mıydı?

Küstahlık yapan Biden, ABD’nin darbelerdeki rolünü itiraf ederek, “Erdoğan’ı devirmek için muhalefeti cesaretlendirmeli, doğrudan desteklemeliyiz” diyordu.

Ne olabilir?

İşte Anayasa Mahkemesi’nin bir üyesinin “ışıklar yanıyor” darbe mesajı.

Bu milletin 15 Temmuz kahramanlığını unutanlar, fena yanılacaklar…