14 Temmuz 2020 Salı / 23 Zilkade 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Selahaddin E. ÇAKIRGİL
scakirgil@stargazete.com
Yazarın Sayfası

‘Ey hastalık, sen ne zaman öleceksin?'

18 Mart 2020 Çarşamba

Önce, câmilerde, -namazını münferid kılacak olanlar için açık tutulmakla birlikte-, şu büyük gaile atlatılıncaya kadar Cum’a ve diğer cemaat namazlarının kılınmayacağına dair kararın çok yerinde olduğunu belirtmeliyim.

***

Elbette, ‘Ecel geldi cihane, başağrısı bahane..’ misali, ölüm gelecekse, bir şekilde gelir; ona kimse engel olamaz. Ama, Hz. Ömer’in, yolu üzerindeki bir bölgede tâûn/veba/ kolera salgını olduğu haberini alınca yolunu değiştirmek gibi bir tedbire tevessül etmesi ve kendisine, ‘Kader-i ilâhî’den mi kaçıyorsun?‘ diye sorulması üzerine, ‘Hastalık bir kazâdır, bu kazâ karşısında Allah’ın kaderine sığınıyorum..’ meâlinde cevap verdiği ‘rivayet’i düşündürücüdür.

***

Bu vesileyle ekleyelim, dünya çapındaki pandemik ‘coronavirus’ salgınını önlemekte büyük zayiat veren ve şu âna kadar, 30-40 tanesi ülkenin üst yönetim mekanizmalarında bulunan seçkin elemanlar olmak üzere, binden fazla insanını kaybeden İran’da, nihayet dün sabah, Meşhed ve Qom gibi 24 saat devamlı ve tıklım-tıklım olan ‘türbelerin -bu bulaşıcı hastalığın sona ermesine kadar- kapatılması kararı’ verildi. Ama, kapatılan türbeler önündeki engelleri yıkarak o mekânlara girmeye çalışan ve o türbelerin kendileri için ancak şifâhâne olduğunu söyleyen kalabalıkların, ‘Tahran h…lt etmiş..’ mânâsına gelen ve karar veren herkesi ağır şekilde suçlamak mânâsındaki, ‘Tahran galat kerde!!’ sloganlarını yansıtan videoyu görünce siz olsanız ne düşünürdünüz?

***

Bizim burada da nicelerinin, ‘sosyal medya’ denilen paylaşımlarında, ‘Hz. Peygamber zamanında hastalıklar karşısında böyle tedbirler mi vardı ki?’ diye, hem de ciddî bir havayla laflar ettiklerini görmüyor muyuz? Ki, bu gibi lafları edenler, kendileri rahatsız olacak olsalar, doktor ve ilaçlar peşinde koşmazlar mı? Ya da, Hacc’a ya da başka bir yere gitmek istediklerinde ‘Hz. Peygamber (S) zamanında otomobil-uçak vs. yoktu; o halde, ben de merkep veya deve sırtında giderim!’ mi derler?

***

Bu konuya bu kadarca değindikten sonra, hastalığın dünya çapında verdiği derslere de değinmek gerekiyor.

Fransa Başkanı Macron’un dün sabah kurduğu cümle ilginçti:

‘(…)Savaştayız. Başka bir orduya ya da ulusa karşı savaşta değiliz. Ama, düşman tam burada, görünmez, yakalanması zor ancak ilerleme kaydediyor" diyordu. Benzer cümleleri Amerikalı Trump, Biden ve Sanders gibi siyasî liderler de kuruyor.

***

Dünyanın her tarafından yansıyan görüntülerden insan idrakine yansıyan, o toplumların manevî dünyasından da haber veriyordu. Hem Çin’de, hem de Avrupa ve Amerika’da meydana gelen ‘coronavirus’ ölümleri karşısında sergilenen dehşet tabloları, materyalist, dünya görüşlerine tutunmuş toplumlar açısından hiç de şaşırtıcı değildi.

***

Ortaçağ’da, vebâ/ kolera gibi salgın hastalıkların meydana geldiği yerleşim birimleri kuşatılır, o şehirden kimsenin çıkmasına-kaçmasına izin vermeden, içindeki bütün canlıların ve her şeyin yakılması gibi yöntemlere başvurulurdu. Şimdi medeniyet başka alanlarda bir hayli ilerledi, ama, ölümle karşılaşınca, hele de materyalist toplumlardaki insanların ve kamuoyunun sadece kendilerini kurtarmak için ne kadar duygusuz ve acımasız, egoistçe tavırlar sergilediklerini şu ‘coronavirus’ bütün dünyaya hatırlattı.

Dün, İtalya’da bir üniversitede araştırma elemanı olduğunu söyleyen Türkiyeli bir hanımın videosunda anlattıklarına kulak verdim. Dinleyen herkes de facianın büyüklüğünü daha çarpıcı bir şekilde anlamışlardır herhalde.. Kendisi sağlıklı olan bu hanım, ‘Bir şehirdeki 300 yataklı hastahaneye, bir anda 3 bin hasta başvurursa ortaya çıkacak tablonun gözönüne getirilmesini; doktorların, hastalar arasında kurtarılması daha mümkün gözükenlere öncelik tanımak gibi bir seçim yapmak zorunda kaldıklarını; daha düne kadar en yakın sevdikleriyle bir arada olan insanların, yanlarına kimsenin yaklaştırılmadığı özel bölmelerde yapa-yalnız ve ağlaya-ağlaya ve nefes alamayıp boğularak..‘ anlatıyordu.

***

Allah’a ve Âhiret’e iman, hele de felâketler karşısında, insana büyük bir tayfun karşısında bir limana sığınmışlık huzûru verir. Bu satırların sahibi, çeyrek yüzyıl öncelerde, bir Ramazan akşamı, çok yakınındaki birinin son derece sıkıntılı bir durumda olduğu anda, ona söylenen, ‘Korkma, iyi olacaksın..’ gibi sözlere, ‘Niye korkacakmışım, mübarek günler..’ deyişini unutmaz.. Ve o cümle son sözleri olmuştu..

***

Mes’ele, dünyaya bakış açımızda düğümleniyor

Her dinin, her inanç ve ideolojinin kendi mâbed veya aslî sembollerine olduğu gibi kendi mezarlıklarına da yansıyan bir tarafı vardır. Oralarda bir dünya görüşü temsil ediliyordur çünkü..

Fakir’, gittiği her ülkede o ülkelerin mezarlıklarını da gezer. Çünkü, oralarda dünyaya bakışın zekâ parıltıları yansır bazen mezar taşlarına.. Yani, sadece bizim mezarlıklarımızda değildir bu durum.. ama, bizde daha bir zenginlik ve derinlik hissederim.

***

Üsküdar’da Aziz Mahmûd Hüdaî Camiinin haziresindeki mezar taşlarından birinde 42-43 yıl öncelerde; bir sonbahar ikindisinde, hafif bir meltem eser, yapraklar düşer ve kuşlar uçarken... Rahmetli Sedat Yenigün kardeşimle, zâhiren bakıldığında, basit bir-iki mısrayı okumuştuk, Osmanlıca.. ‘Günler gelip geçmekteler, kuşlar gibi uçmaktalar..’ Yazılış tarihine baktığımızda, üzerinden 200 yıl kadar bir zaman geçtiğini anlamıştık. Yani üzerinden 80 küsur bin kere güneş doğup batmıştı.. Bin mevsim geçmiş, her mevsimde ayrı kuşlar gelmişler -gitmişlerdi.. Ama, o basit mısralar o atmosferde insana çok derin bir dünya görüşü hediye ediyordu. Nice güzler, kışlar, baharlar ve yazlar gelip geçmişti. 1980 Temmuzunda İslâm düşmanlarınca vurularak dünyadan koparılan rahmetli Sedat’ın üzerinden bile şimdi, güneş 15 binden fazla doğup battı..

Ya, Eyyub Sultan tepesindeki bir mezar taşına kazınmış olan, ‘Ben de bir zamanlar Süleyman idim../ Âteşe, rüzgâra hükümrân idim.. / Sanmayın Hazret-i Suleyman idim.. / Galata’da ‘Körükçü Süleyman’ idim..’ dörtlüğündeki zekâ parıltısına ne dersiniz?

***

Ama, Hristiyan mezarlıklarında da benzer ruhî derinlik mesajları ile karşılaşabilirsiniz..

Meselâ, ‘Ey ölüm, sen ne zaman öleceksin?’ veya ‘Hayat var oldukça ölüm var olacaktır..’, ya da, ‘Ey Ölüm, sen her şeyi öldürebilirsin, amma sevgiyi ve nefreti öldüremezsin..’ gibi mesajlar..

***

Ama, son zamanlarda, giderek artan bir eğilimle, materyalist Hristiyan Avrupa ve Amerika kıtalarında, cenazelerin yakılması âdeti ile de karşılaşıyoruz.

O cesedlerin yakılmasıyla ilgili bir ‘belgesel’ film izlemiştim. Cesedler getiriliyor ve yaklaşık bin dereceyi bulan hararetteki özel bir bölmede yakılıyor ve geride kalan bir avuç kül de, küçücük şişeye konulup, üzerine kime aid olduğuna dair bilgiler yazıldıktan sonra geride kalanlarına veriliyor.

***

Hindistan’da da bir vâdide uzaktan burnunuza ağır bir ‘yanık et’ kokusu geliyorsa, bilirsiniz ki o civarda bir ‘ölü’ yakılıyordur.

Şimdi, Hindularca ‘tanrı’ kabul edilen ineklerin idrarının içerek ‘coronavirus’ için şifa arayan Hinduların haberlerini okuyoruz.. (Bizde de bu gibi iddiaları başka şekilde sözkonusu eden ve sağlıklı insanları iğrendiren iddiaları din adına söyleyenler olmadı mı?)

***

Evet, ölümler de hayat tarzları gibi, dünya görüşlerinden haber veriyor.

***