02 Aralık 2020 Çarşamba / 16 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sevil NURİYEVA İSMAYILOV
snuriyeva@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Felaketlerin neticesi kadar sebeplerini idrak etmek zorundayız!

28 Mart 2020 Cumartesi

Koronavirüsün hayatımıza müdahalesi ile beraber, birçok konuya odaklanarak okuma yapmaya başladık.

Kendini her şeyden güçlü gören devletlerin, nasıl çaresizce çıkış yolu aradıklarına, bunu yaparken nasıl bencil tavırlar sergilediklerine şahit olmaktayız.

AB liderlerinin anlaşamaması, üzerine neredeyse romanlar yazılacak kadar övgüler yağdırılan o büyük Avrupa hayalinin sadece bir "hayal" olduğunu da anlamaktayız. Çaresiz kalan komşularının hastanelerde acil yatak taleplerine "hayır" cevabı veren Belçika örneğinin, "ileride kendi hastalarımız olabilir, yerlerimizi veremeyiz" beyanı, insanoğlunun nasıl bir "ben merkezli" dünya inşa ettiğinin de açık kanıtı ile karşı karşıyayız!

Yaşlılara yapılan muamele, "güçsüzse ölsün" mantığı, "güçlüyse sahip çıkalım" bakış açısı, bize esasında çok derin manalara odaklanmamız gerektiğini, çarenin "yaradılışın kendi kodunda saklı" olduğunu açıktan anlatmakta. Tabii ki halen bunu anlamak istemeyen, kalın kafa insan tipleri ile de yeniden ve tekrar tekrar tanışmaktayız.

Şimdi geldiğimiz nokta, Almanya Şansölyesi Merkel'in de ifade ettiği gibi, "2008'deki bankalar krizinden daha vahimdir, bu meselenin iktisadi kısmı!"

Şimdi gelelim kainatın ve alemlerin yaratılma bazına... Şu an içerisinde bulunduğumuz durum, sonucun rengidir. Biz ne zaman sebepler ve sebeplerin sebebini masamıza yatıracağız acaba? Eğer insanoğlu sebeplere kafa yormazsa, felaketin geliş noktasını tahmin edemez. Bu durum, sonuca götüren gidişatı kontrol altına aldırtmaz. Değerler sistemleri ile oynadık. İlmin hikmetine odaklanmadık. Odaklanmamıza gerici muamelesi yapıldı. Oysa gerici bilimden nasibini alamayanlar, her şeyin insanın elinde olduğuna inananların olduğunu şimdi daha şeffaf görmekteyiz değil mi?

G-20 zirvesini, liderlerin konuşmalarını dinledik. Kimin nasıl bir mesaj verdiğini, çözüme yönelik somut tekliflerde kimin bulunduğunu gördük. Türkiye'nin çözüm üretici kabiliyetinin, ileride kendisine daha da verimli sonuçlarla döneceğini hep yazmışımdır. Bu durum kriz ve yeni salgın anlayışı ile bünyemiz daha da güçlenecek. Daha da yeni bu denli salgınlarla savaşacak hale gelecek. Lakin meselenin kökü, çıkış noktasını iyi anlamamızdır. Kâinatın yaradılış anlayışının özüne uygun bilim ve hikmetine vakıf olabilmektir, işin anahtarı.

İslam dini ve bize gönderilen kitap, her şeyi açık anlatmakta. Şifreler orda. Vakıf olanlara kulak verelim. Bilimi, ilmi bu kaynakla analiz edelim.

Devletlerin neredeyse hepsi, bu salgının ciddiyetine başında önem vermedi. Bakın Avrupa'daki tablo, hatta Amerika'nın bu virüsün merkezine dönüşmesine sebep olan da, bu bakış açısı idi. İran, tüm bilgileri kapatmaya gayret etti. Rusya ancak şimdilerde Türkiye’nin yöntemlerini devreye sokmaya başladı.

Çin'in, bu işin içinden daha başarılı çıktığını sergileyen durumu, toplumdaki disiplin anlayışı ile ilgili olduğu giderek net anlaşılmakta. Milletlerin teşekkülü, devletlerin kurulması bir kaç önemli kodun belirlenmesi ile alakalıdır. Teşkilatlanma kabiliyeti, disiplin ve çözüm üretme kapasitesi burada esas meseledir. Bu salgınlar ve felaketler geldikçe, devreye girilen reflekslerdir. Lakin daha da önemlisi gelmeden önceki tespittir. İşte kilit burasıdır. Kainatın yaratılma kodlarını anlamak için ilim ve bilim hikmeti ile birlikte çözüme kavuşur. Sonuçla savaşırken veya sonuçtaki felakete karşı tedbirler alırken, sebepleri ve sebeplerin sebebini anlamak şarttır.