11 Ağustos 2020 Salı / 21 ZilHicce 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ardan ZENTÜRK
azenturk@stargazete.com
Yazarın Sayfası

FET֒cü olsam “Kemalizm tartışmasını” köpürtürdüm…

13 Ocak 2020 Pazartesi

Son sözü baştan söyleyelim: Kemalizm diye bir ideoloji yoktur.

Olsaydı, adını veren, fikir zeminini oluşturur, devletin tek rehberi olarak bırakırdı.

Aksine, Gazi, o günkü adıyla Cumhuriyet Halk Fırkası’nın genel ilkeleri üzerinde çalışırken Yakup Kadri’nin, “paşam, bu, her bakımdan bir inkılab partisidir. İnkılab partisi ise bir ideolojiye, bir doktrine dayanmaksızın yürüyemez” sözlerini, “o zaman donar kalırız” diye (1) red eden özel bir karakterdir.

1932-1935 arasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin’in çıkardığı Kadro dergisinde ideoloji arayışına yol vermiş, işin Marksizme kaymasıyla dergiyi kapattırıp, Kadrocuları da dağıtmıştır.

Aynı dönemde faşizmi inceleyip, “bu ideoloji Türk inkılabına uygundur” diyerek ortalığa dökülen, Recep Peker’in ipini çeken de Gazi’dir.

( Peker, TBMM üzerinde bir ‘Faşist Konsey’ kurulmasını öngören rapor yazmış, rapor Başbakan İsmet İnönü’nün imzasıyla onaylanmıştı, ertesi gün genel sekreterlik görevinden aldı, İnönü’yü azledip (1937) yerine Celal Bayar’ı getirdi, M.Kemal öyküleriyle servet kazananlar bunları anlatmaz.)

SÖMÜRGECİNİN UYDURDUĞU KELİME…

Esasen, Çankaya’daki o ünlü sofraya davet edilip, “ben bir Kemalistim” deseydiniz, bizzat Mustafa Kemal’den dayak yerdiniz!..

Kemalist kelimesi ilk kez, 1920’de İngiliz Yüksek Komiseri De Robeck tarafından kullanılmıştır, tam karşılığı, “eşkıya” demektir.

Kuvvayı Milliye’yi aşağılamak için Avrupa sömürge basını, Kemalist kelimesini şaki anlamında kullandı, bu nedenle, Atatürk ölene kadar devletin yapılanması süreci “Türk Devrimi (İnkılabı)” olarak adlandırıldı.

İdeolojik değildir, bir eylem biçimidir, tercih, doğrudan Gazi’den kaynaklanır.

“Eylem halinde olmak” 2 yerde ölümcül hataya neden olmuştur: 1- Laiklik kavramının zorlaması dinde reformculuğun doğmasına ve ezanın Türkçe okunmasına kadar varmış, 2- Cumhuriyet hükümetinin kanunlarının uygulanmasındaki kararlılık kontrolden çıkınca Dersim Katliamı yaşanmıştır.

Bir eylem ve mücadele önderini hata-sevap hattında değerlendirmek normaldir, bu bizi asla 100 yıllık tartışma anaforuna çekmemelidir.

PENTAGON KEMALİZM’İ…

Kemalizm bir kavram olarak Gazi’nin ölümünden sonra, 40’larda faşizm-komünizm ekseninde yaşanılan hesaplaşmaya, Türkiye açısından “üçüncü yol” oluşturmak için öne çıkarıldı.

1951 yılında terk edilen kavramı, 27 Mayıs 1960 Darbesi ile birlikte keşfeden Pentagon’dur.

“NATO ve CENTO’ya bağlı” ama “Kemalist”(!) kimlik Türkiye’yi, askeri vesayet üzerinden darbelerle elinde tutmaya kararlı Amerika’nın eseridir.

Tepkisi de olmuştur, 1971’de Cemal Madanoğlu liderliğindeki cunta girişimi, “Amerikancı Kemalizm’e karşı sol-Kemalist” denilen bir harekettir, ucubedir, Hasan Cemal mesela bu konunun uzmanıdır.

1971-1980 ve 28 Şubat askeri müdahalelerinin “Kemalist” görünümlü ama aslında “Amerikancı” kimlik taşıması (28 Şubat’a İsrail kimliği de bulaşmıştır) bir tesadüf olabilir mi, hayır!..

BANDIRMA VAPURU DOKTRİNİ…

Gazi’nin bıraktığı tek gerçek, Bandırma Vapuru Doktrini’dir. Kuvvayı Milliye ruhu esas zemindir.

Partiler üstü, dini-etnik aidiyete dayanmayan, milletin tamamını kucaklayan eylem biçimidir.

Emperyalistle işbirliği yapmaz, memleket saldırı altındaysa “orta yolcu” davranmaz, tüm makam ve rütbelerinden sıyrılır, sine-i millet üzerinden tam bağımsızlık mücadelesinin neferi olur.

15 Temmuz gecesi Saraçhane, Vatan Caddesi veya Çengelköy’de aptestini alıp hainin üzerine “Allahüekber” diyerek yürüyen muhafazakarla, Kumkapı veya Boğaz’daki içkili  lokantalardan çıkıp gelenleri bir cephede buluşturan miras budur.

Türkiye’nin ana çelişkisi muhafazakar-laik değildir, ana çelişki vatanseverler ile emperyalizmin işbirlikçileri arasındadır.

Kendini iyi saklamış kripto FETÖ’cü olsam, 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan “yeniden Kuvvayı Milliye ruhunu” bölmek için “Kemalizm tartışmalarının” üzerine atlardım, çok şükür, değilim.

(1)Tek Adam, Ş. Süreyya Aydemir.