26 Ekim 2020 Pazartesi / 9 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Ardan ZENTÜRK
azenturk@stargazete.com
Yazarın Sayfası

FETÖ'yü kurup-kollayan devletler hesap vermelidir…

16 Temmuz 2020 Perşembe

15 Temmuz 2016 işgal amaçlı kanlı darbe girişi Amerikan emperyalizminin Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletine karşı açık saldırısıdır.

Ana hedefi, İsrail’in güvenliğidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2009 yılında, dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e karşı gerçekleştirdiği “one minute” çıkışından hemen sonra devreye sokulmuş emperyalist-siyonist planın kanlı sonucudur.

Emperyalizm, FETÖ’yü kullanarak önce, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki kuvvacı-bağımsızlıkçı/antiemperyalist kadroları Balyoz-Ergenekon kumpasları sürecinde tasfiye etmeye çalışmış, şartların olgunlaştığı ve kendi kadrolarının artık emir-komutaya hakim olduğunu düşündüğü anda ise ölümcül saldırıyı gerçekleştirmiştir.

Iskaladıkları ana nokta, MİT Başkanı Hakan Fidan’a dönük ama asıl hedefi hükümeti yıkmak olan 7 Şubat 2012 kumpası sonrasında MİT, 17-25 Aralık 2013 yargı-polis darbe sonrası polis ve jandarmada yaşanılan “kadro temizliğidir…” Bu temizliğe, Balyoz-Ergenekon kumpaslarından aklanıp görevlerine dönen vatansever askerler de eklenmiştir.

Türk milletinin sokaktaki direnişine devletin ana çatısını oluşturan güvenlik kadrolarının omuz omuza cevap vermesinin temelinde, MİT-polis+jandarma-TSK bünyesindeki bu üç yıla sığmış sessiz değişim yer almaktadır.

Devlet aklı budur.

· FETÖ YANLIŞ TANIMLAMADIR…

Hukukun, kısaca FETÖ olarak adlandırdığı Fethullahçı Terör Örgütü eksik hatta yanlış bir tanımlamadır.

Bu örgüt Necip Hablemitoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu veya Hrant Dink gibi kamuoyunda büyük ses getirecek cinayetler işlemiş olabilir, hatta, Balyoz-Ergenekon kumpaslarına zemin için Malatya’da Zirve Yayınevi Katliamı gibi kanlı olaylara da imza atmış olabilir, ama, bu onun esas karakterini karartmamalıdır.

FETÖ, esas olarak bir casusluk örgütüdür.

Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA tarafından yapılandırılmış, yalnız Türkiye’de değil, Latin Amerika, Afrika, Asya, özellikle de Balkanlar-Kafkasya-Orta Asya hattında kullanılan bir teşkilattır.

Nazi Almanyası’nın istihbarat başkanıyken savaş sonrasında ABD’ye transfer edilen ve CIA bünyesinde “Gehlen İstihbarat Birimi”ni kuran Reinhard Gehlen ekolünün doğal uzantısıdır.

Soğuk Savaş yıllarında Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ne dönük casusluk arşivlerinin zemininde oluşturulan birimin en önemli isimlerinden birinin Ruzi Nazar olması, bu karakterin 1960-1980 yıllarında Türk iç siyasetine dönük casusluk manevralarını gerçekleştirmesi, sağ kolu olarak adlandırılan istihbaratçı Enver Altaylı’nın halen FETÖ mensubiyeti nedeniyle cezaevinde bulunması bir tesadüf olabilir mi?

Aynı örgütün, son görevi MİT Orta Asya Müşavirliği olan ve CIA’nın bu bölgedeki manevralarını ortaya çıkaran Kaşif Kozinoğlu’nu, Oda TV kumpasıyla tutuklayıp, Silivri’de öldürmesi (2011) nasıl izah edilebilir?

CIA-Rand Corporation’un Sovyetler’e karşı geliştirdiği “ılımlı İslam zeminli Yeşil Kuşak” teorisinin önemli isimleri Paul Henze ve Graham Fuller’in Fethullah Gülen ile yol arkadaşlıkları göz ardı edilerek, bu şahsın Amerika’da ikamet hakkını doğuran belgelerdeki imzaların kimlikleri görmezden gelinerek bir analiz yapmak mümkün müdür, hayır.

· WASHINGTON’UN YOLU PENSİLVANYA’DAN GEÇMEZ…

Günü geldiğinde suikast ve terörü hedefe ulaşmak için kullanan bir yabancı casusluk teşkilatı ile mücadele ediyoruz, aramızdan bazıları, bu örgütün gazetecisini-yazarını “fikir emekçisi”, diğer mensuplarını da “siyasi mahkum” olarak görme eğilimindeler, geçiniz.

Geçmişin siyasetçilerinin, özellikle 1980’li yıllardan itibaren, “Amerika ile iyi ilişkiler için bu yapılanmayla da iyi olmak gerekir” düşüncesiyle hareket ettiğini ve 15 Temmuz’a uzanan büyük felaketin kilometre taşlarını döşediklerini görüyoruz.

Aynı şekilde son 40 yılın TSK komuta kademelerinin bu yapıyı, ABD-NATO çizgisinin doğal uzantısı olarak gördüğünü, hatta, pek çok üst düzey komutanın Balyoz-Ergenekon kumpasları sürecini kendi yükselişlerinin zemini olarak kullandıklarını da izledik.

90’lı yılların berbat sloganı, “Avrupa Birliği’nin yolu, Diyarbakır’dan geçer”di. Yani, PKK ile varılacak uzlaşmaların Türkiye’ye AB kapılarını açacağına inanan politikacılar ile boğuştuk, sonuç, ortadadır.

Eğer, Ankara’da, “Amerika ile ilişkileri yeniden hale-yola koymak için bu yapıya karşı biraz esnek olmak gerekir” diye düşünen varsa, sonuç benzer felakettir.

EMPERYALİST-SİYONİST KUŞATMA ALTINDAKİ BİR ÜLKE İÇİN YIKIM, UZLAŞMACI KARAKTERLERİN SESLERİNİN YÜKSELMESİYLE BAŞLAR…

Ne AB’nin yolu Kandil’den, ne de ABD’nin sokakları Pensilvanya’dan geçer. Bunlar, ABD-AB tarafından Türkiye’nin bekasını tehdit amacıyla kurulmuş militer/casusluk teşkilatlarıdır.

Kurup-kollayanlar, milletimize karşı açıkça kullananlardan hesap sorulmalıdır.

Budur, bu kadardır, NOKTA