Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrasında oluşan tek kutuplu yapının giderek aşındığı, bölgesel güç merkezlerinin yükseldiği ve çok merkezli bir küresel düzenin şekillendiği tarihsel bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Güç dağılımındaki bu değişim, devletlerin diplomatik dayanışmalarını, ortak kimliklerini ve bölgesel iş birliği mekanizmalarını stratejik bir zorunluluk hâline getirmiştir.
Bölgesel güvenlik kompleksi yaklaşımının işaret ettiği üzere, benzer tarihsel hafızaya, kültürel bağlara ve ortak jeopolitik çıkarlara sahip aktörlerin koordinasyon düzeyi, yeni uluslararası sistemde belirleyici unsurlardan biri olacaktır. Bu bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı ekseninde gelişen ortak dış politika anlayışı, küresel meselelerde ilkeli ve etkili bir duruş sergilenmesi bakımından önemli bir stratejik değere sahiptir.
Bakü'den Kudüs'e Ortak Diplomasi
Filistin, işte bu ortak dış politika vizyonunun en belirgin sınama alanlarından birini oluşturmaktadır. Filistin konusu, uluslararası hukukun, devletlerin egemen eşitliği ilkesinin, insan haklarının ve meşru temsil anlayışının doğrudan test edildiği küresel bir meseledir. Bu nedenle Türk dünyasının Filistin konusundaki yaklaşımı, hem tarihsel ve vicdani sorumluluğun, hem de uluslararası hukuk merkezli yeni düzen arayışının önemli bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede geçtiğimiz hafta Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa'nın Azerbaycan'a gerçekleştirdiği resmî ziyaret dikkat çekici bir diplomatik gelişme olarak öne çıkmıştır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Başbakan Ali Esedov ve Milli Meclis Başkanı Sahibe Gafarova ile gerçekleştirilen kapsamlı görüşmeler, iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin daha ileri seviyeye taşınmasına yönelik güçlü bir iradenin ortaya konulduğunu göstermiştir. Özellikle Filistin tarım ürünlerinin Azerbaycan pazarına ihracına yönelik değerlendirmeler, siyasi dayanışmanın ekonomik iş birliğiyle desteklenmesi bakımından stratejik bir anlam taşımaktadır.
Ziyaretin en önemli yönlerinden biri, Azerbaycan'ın Filistin konusundaki duruşunun en üst düzeyde teyit edilmiş olmasıdır. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden bağımsız ve egemen Filistin Devleti'nin kurulmasına verilen desteği açık biçimde ifade etmiştir. Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa'nın, Azerbaycan'ın uzun yıllardır sürdürdüğü siyasi, diplomatik ve insani destek nedeniyle Azerbaycan Devleti'ne ve halkına teşekkür etmesi, bu ilişkinin karşılıklı güven temelinde geliştiğini göstermektedir.
Ortak Kimlikten Ortak Stratejiye
Bu gelişme, aynı zamanda Türk dünyasının dış politikada giderek daha koordineli hareket ettiğinin de önemli göstergelerinden biridir. Son yıllarda ulaştırma koridorlarından enerji güvenliğine, savunma iş birliğinden bölgesel krizlerin yönetimine kadar pek çok alanda ortak hareket kabiliyetini artıran Türk devletleri, uluslararası sorunlarda da ortak ilkeler etrafında buluşabileceklerini göstermektedir. Filistin meselesi de bu ortak ilkelerin başında gelmektedir. Çünkü adalet, egemenlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası hukuka saygı ilkeleri, Türk devletlerinin dış politika söylemlerinde ortak referans noktaları olarak öne çıkmaktadır.
Yeni çok kutuplu uluslararası sistemde etkili olabilmenin yolu, ortak stratejik vizyon geliştirebilmekten geçmektedir. Türk dünyasının giderek kurumsallaşan iş birliği mekanizmaları, bu ortak vizyonun inşa edilmesine önemli katkılar sağlamaktadır. Filistin konusunda sergilenen dayanışma da bu stratejik aklın somut yansımalarından biridir. Ortak tarih, ortak kültür ve ortak jeopolitik bilinç, Türk devletlerinin küresel meselelerde daha görünür ve daha etkili aktörler hâline gelmesini mümkün kılmaktadır.
Türk dünyasının ortak dış politika reflekslerini güçlendirmesi küresel adalet arayışının desteklenmesi bakımından da kritik önem taşımaktadır. Filistin meselesinde ortaya konulan ilkeli duruş, bu ortak vizyonun ahlaki olduğu kadar stratejik bir zemine de dayandığını göstermektedir. Azerbaycan'ın Filistin'e verdiği destek, iki dost halk arasındaki dayanışmanın ve Türk dünyasının ortak güvenlik anlayışının, ortak diplomatik sorumluluğunun, yeni uluslararası düzende birlikte hareket etme iradesinin güçlü bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.