Batı medeniyeti çöküyor. Artık hiçbir inandırıcılığı kalmamış. İleri teknolojinin, sömürgelerden çaldığı paralarla elde ettiği ekonomik kalkınmışlığın gölgesinde kazandığı moral üstünlüğünü de yitirmiş bulunuyor. Eskiden liberalizminden bıkanlara diktatörlüğü, diktatörlükten sıdkı sıyrılanlara demokrasiyi, komünizmi yol edinmek istemeyenlere faşizmi önerirdi. Şimdilerde önerecek ne bir ideoloji, ne bir sistem, ne bir rejim kaldı elinde. Hepsi iflas etmiş vaziyette. Beyni, beyin takımı dumura uğramış halde. Eski defterlerden de hayır yok. Milletlerin gözünü kamaştıran sanatının, aklını başından alan felsefesinin, ağızlarının suyunu akıtarak okudukları edebiyatının, her on yılda bir tedavüle soktuğu ideolojilerinin inandırıcılığı da kalmamış.
Bir zamanlar bizim ülkemizde on yılda bir darbe olur gibi batıdan on yılda bir yeni kavramlar, bu kavramları açıklayan yeni kitaplar gelirdi. Aydınlar, entelektüeller çağdaşlık kervanından geri kalmayalım diye harıl harıl, insanı kabz haline sokan bu kitapları okur, sonra da fazlasıyla abartılmış filozof kılıklı akademisyenler, kendileri icat etmiş gibi ballandıra ballandıra anlatırlardı bu herzeleri, televizyon ekranlarında, gazete ve dergilerin sayfalarında. Şimdi kimse batıda ne üretildi diye merak etmiyor bile. Yerli filozofumsular da cascavlak kalmışlar ortada. Demek ki insanların büyük kısmı, batı düşüncesinin ürünlerinin "yerde sarhoş kusmuğu" mesabesinde olduğunu kavradılar. Allah sana rahmet etsin Yahya Sinvar, son nefesini verirken attığın asa bütün büyüsünü bozdu garp medeniyetinin.
Ama ülkemizdeki bazı aydınlar hala ayıkmamışlar anlaşılan. Halbuki batının ne demokrasisinin, ne sosyalizminin, ne faşizminin, ne komünizminin, ne Heideger'inin, ne Hermenötik'nin kimse dönüp yüzüne bakmıyor. Gidişatı gören bir entelektüelimiz daha geçenlerde Heideger'in kulübesine gidip ölüm ilanını verdi nitekim. Batı da bunun farkında. İyice içlerini boşalttıkları, değersiz bıraktıkları, düzmece kavramların, ideallerin peşinde helak ettikleri milletleri birbirine düşürmeyi ömürlerini uzatmak için bir çare olarak düşündükleri anlaşılıyor. O yüzden bölgemizde de fitne kazanının ateşini son zamanlarda iyice harladılar. Çökerken bile edepleriyle çekip gitmiyorlar. Bizden sonrası tufan mantığıyla hareket ediyorlar. "Çatırtılar gelen çökmüş kubbelerinin" enkazı altında herkes kalsın istiyorlar. Gelirken iki cihan harbini çıkarmışlardı, giderken bir üçüncüsünü çıkaracaklarının işaretlerini veriyorlar. Tam bir fitne zamanı.
Yüzyıllardır bölgemizin içini iyice boşaltmışlar ki çökmekte olan medeniyete alternatif olacak bir güç de görünmüyor ufuklarımızda. Yıkım o kadar büyük ki toparlanıp enkazı kaldırmak nice zamanlar alacak gibi. Bu yüzden bu fitnenin sönme ihtimali de pek görünmüyor. Hz. Peygamberin hadisinden mülhem, fitne uyanmasın diye dua ederken, şimdi, azgın fitne ateşini söndürecek birini, bir gücü beklemek durumundayız.
Bir büyük savaşın arifesinde fitne ateşini yeniden alevlendirirken kopacak kasırgada varlığını korumanın önlemlerini almak yapılacak en hayırlı iştir. Özellikle fitne ateşinin odunu olmamak önemlidir.
Bu yüzden Hz. Peygamber "fitne zamanı koşan yürüsün, yürüyen dursun, duran otursun" buyurmuştur. Fitne ateşine odun yetiştirmeye koşmayın demek istiyor. Hz. Ali de "fitne zamanı iki yaşındaki deve gibi ol; kimse sırtına binemesin, sütünü sağamasın" buyuruyor. Hz. Peygamberin hadisi muktedirlere, güç sahiplerine, devlet ve sistemlere yönelik bir uyarı ise, İmam Ali'nin sözü de birtakım hırsları olan zayıflara, zayıf bıraktırılmışlara yönelik bir ikaz mesabesindedir. Bugünlerde tam sınırlarımızın dibinde Suriye coğrafyasında yıllardır yanan fitne ateşine daha alevli bir ateş eklenecek gibi. İnsanın ordulara, sistemlere "bir durun!", hırsları ve beklentileri olanlara, fırsat kollayanlara da kimsenin hamalı olmayın, kimsenin sizden yararlanmasına imkan vermeyin diyesi geliyor. Batı giderayak kendisiyle beraber bizi, sizi, hepimizi yakmak istiyor, herkes olduğu yerde dursun.