Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Fadime ÖZKAN
fozkan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Gerçeğin çölüne hoş geldiniz!

16 Haziran 2015 Salı

7 Haziran seçimlerinin en çarpıcı ve eğer geri kazanılamazsa uzun vadede başka acılar, büyük sıkıntılar doğurabilecek sonucu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki yeni durumdur. 

Durum şudur:

Oy oranı yüzde 49’dan 41’e gerilemiş olsa da hala Türkiye’nin her yerinde olan, bu özelliğiyle çimento işlevi gören parti AK Parti. Lakin Kürt illerini önemli ölçüde yitirmiş görünmekte. Düne kadar bölgedeki iki partiden biri olan AK Parti son fotoğrafta beşte bire inmiş durumda.

Bölgenin kalbi Diyarbakır’da durum yüzde 14 AK Parti, yüzde 78 HDP şeklinde. Ağrı, Mardin, Van, Batman da aşağı yukarı böyle. Hakkari ise yüzde 8’e yüzde 86.

AK Parti’nin oy kaybını sevinçle karşılayanların uyanması gereken gerçek şu: Bölgede kaybeden AK Parti değil Türkiye.

HDP elbette meşru bir Türkiye partisi. Söylemde Türkiyelileşme projesi. Eylemde ise Kandil karşısında durumunun ne olacağına bağlı -idi. İlk sınamada yüzde 13’e rağmen yerle yeksan oldu.

Halbuki seçim stratejisinden kampanyanın yürütülmesine tüm aşamalarda belirleyici olan ve HDP adına konuşan KCK, kimin “asıl” kimin “vekil” olduğunu bir kez daha ve gösterişli biçimde gösterdi.

“Türkiye artık sivil siyaseti destekliyor, bu kadar emanet oy geldi, hadi siz de Kandil’e silahsızlanma çağrısı yapın” baskısıyla bunalan Demirtaş yön tabelası pozisyonuna geri dönerek tam İmralı’yı işaret etmişti ki yankısı dağdan döndü. KCK başkanı Cemil Bayık “Öcalan bize silah bırak diyemez. HDP de diyemez” derken aslında “gölgelerin gücü adına, güç bende artık” diyordu.

Böylece PKK, lideri Öcalan’ı İmralı’ya, Kürtlerin umudu olan çözüm sürecini ise sandığa gömmüş oldu.

Seçimler, sonuçlar, siyasi peşrevler, imkansız koalisyonlar, TÜSİAD ve ABD heyetlerinin parti ziyaretleri...

Hükümetsiz kalan, belirsizlikler içinde bocalayan Türkiye kendisiyle meşgulken, hemen yanı başında ise fotoğraf hızla netleşiyor: Türkiye’de çoğulculuk, Biz’ler diyenler, Suriye’nin Türkiye sınırında “sadece biz Kürtler” diyerek Türkmen ve Arap nüfusu göçe zorlamakta. Etnik temizlikle birlikte yeni bir Kürt devleti kurulmakta.

Üç yıl içinde aniden yaratıklandırılan ve bir şirket gibi yönetilen, adı Irak-Şam İslam Devleti olmasına rağmen ne hikmetse Esed’e karşı tek kurşun atmayan, Şam’a değil sürekli olarak Türkiye sınırlarına doğru ilerleyen IŞİD ABD’nin havadan kovalaması, Kürt gençlerin karadan cepheye sürülmesi sayesinde Tel Abyad’ı YPG (PKK) için boşaltıyor.

Tel Abyad’ın YPG’nin eline geçmesi demek Kobani ve Cezire kantonları arasındaki boşluğun tamamlanması, fiziki bütünlüğün sağlanması demek. Bir sonraki adım Suriye Kürdistan’ın ilanı olacaktır.

“Ya IŞİD, ya PKK” gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmıştı Türkiye.

Türkiye Kürt barışını seçti, çözüm sürecini devreye soktu ama 7 Haziran sonuçları itibariyle çözüm de PKK elinde rehin kalmış görünüyor.

Gerçek şu: Türkiye’nin güney sınırı Kürt devletleriyle çevrili, doğu-güneydoğu bölgesi ise PKK-PYD askeri hattının “sivil kamuflajı” HDP hakimiyetinde.

ABD’nin Irak’ı işgaliyle başlayan süreçte yolun sonu görünüyor. Ortadoğu’yu Sykes-Picot’un yüzüncü yılında bir kez daha dizayn eden emperyalistler Kürt kartıyla iş görüyor.

Peki, Türkiye bu gerçek karşısında ne yapabilir?

İki seçenek var: Kuzey Irak’ta Kürt devleti oluşurken yapıldığı gibi reddiye ve ilişkisizlik bir yoldur. Ama bu hem Türkiye’deki Kürtleri bir kez daha incitip duygusal olarak Türkiye’den kopartacağı, hem de gecikilmesi halinde uzun vadede işleri zorlaştıracağı için tercih edilmemelidir.

İkinci yol ise Kuzey Irak ile şu anki iyi ilişki biçimini Suriye Kürtleriyle de bir an evvel tesis etmek ve çözüm sürecinin zaten umulan bölgesel sonuçlarını bu gerçekler üzerinden güncellemek.

Suriye’deki durumun Kürtlerde ulusal bilinci tetiklediği, Rojava’daki savaşta ölen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürt gençlerin bölge halkını acıda tasada ve sandıkta birleştirdiği bir vakıa.

Bu gerçeğe göre akıl yürütmek, bölgeyi yeniden kazanmak ve Türkiye siyasi merkezine yürüyen HDP’yi bir an önce içermek sadece AK Parti’nin değil Türkiye’nin önceliği olmalı.