24 Kasım 2020 Salı / 8 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Hasan Öztürk
hozturk@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Ha Zeytun Ermenileri ha PKK/HDP

22 Aralık 2015 Salı

Birinci Dünya Savaşı’nda ve dahası Çanakkale Savaşı döneminde Zeytun Ermenileri isyan etmişti. Tehcirin (ki daha sonra büyük bir trajediye dönüşmüştür ama bu yazının konusu değildir) en büyük nedenlerinden biri Kahramanmaraş’ın Zeytun bölgesindeki Ermenilerin isyanıdır. 

İtilaf Devletleri Osmanlı’ya karşı “iç cephe” açmak için Zeytun Ermenilerini kullanmıştır.

Zeytun, 4’üncü Ordu’nun ikmal yollarını kesen eşkıya, asker kaçağı ve ayrılıkçı Ermenilerin yuvası haline gelmiştir.

Doğu vilayetlerimizde Büyük Ermenistan hayali kuranlar her daim kışkırtılmıştır. (Taşnak Komitacı Karakin Pastırmacıyan’ın Erzurum’daki kongre konuşmalarına bakılabilir) 

Bugün 100 yıl önceki tarihi gerçekliği hatırlamamıza neden olan birçok olayı yaşıyoruz.

Dün Ermenileri kışkırtanlar bugün HDP/PKK’yı kışkırtarak mücadelede “iç cephe” açmaya çalışıyor!

Türkiye özellikle Erdoğan’ın “One minute” çıkışından sonra bölgesinde güçlü bir aktör olduğunu gösterdi. Bölgenin yeni dizaynında etkili oldu. (Ki Obama’nın ilk döneminde Türkiye için “Model ortaklık” cümlesini kurmasını hatırlamak gerekir)

Suriye iç savaşı, Mısır’daki darbe süreci ve nihayetinde Türkiye’nin bölge ile ilgili tezlerinin bir bir engellenmesi için yürütülen savaşta mutlaka bir “iç cephe” açılmalıydı.

O cephe, emek ve öz veri ürünü “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’nin” akamete uğratılması ile açıldı. 

PKK terör örgütü, Türkiye içinde, Türkiye’yi içine kapatacak, dahası Anadolu’ya tekrar hapsedecek, kendimizle boğuşacağımız cephenin açılması için yeniden kullanıldı.

Bugün Diyarbakır Sur’da, Şırnak Cizre ve Silopi’de, Mardin Nusaybin’de “halkımız” dedikleri insanların evlerini yakan, yıkan, işgal eden PKK terör örgütü polis ve askerimizi şehit ediyor.

Neden? Cevabı yok!

Zira bu çatışmadan PKK/HDP çizgisinin elde edeceği ya da “halkımız” dediklerine bir kazanımı söz konusu değil.

Türkiye’nin içine dönmesi ve kendi ile mücadele sürecine girmesi bölgemizi yeniden dizayn edenlerin işine geliyor.

Dün Zeytun Ermenileri ile “İç cephe” açanlar 100 yıl sonra PKK/HDP ile “iç cephe” açıyor.

Baksanıza, “Katil devlet” söyleminden, “Devletsizlik yüzünden katledildi” cümlesine evrilen bir dili kullanan HDP eş başkanlığı, Amerika seyahatinden hemen sonra Moskova’ya gitmeye karar verdi.

100 yıl önce Karakin Efendi’ye Mevlüt Ağa’nın verdiği cevabın bir benzerini bugün polis ve askerimiz PKK’ya veriyor.

İç cephe açanların, dışarıdaki cephelerde kurdukları ittifakları çözmek içinse dış politikada kartlar tekrar karılıyor.

İsrail’in korkulu rüyası Mavi Marmara

İsrail’in karizmasını çizen “One minute” çıkışıdır.

Ve elbet, Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ablukayı dünya kamuoyuna mal eden Mavi Marmara ve Mavi Marmara şehitleridir!

Erdoğan ve Ak Parti’nin, Gezi kalkışması, 17/25 Aralık darbe girişimi gibi Paralel Yapı organizasyonuyla tasfiye edilemediğini ve en son 1 Kasım seçimlerinde yüzde 49.5’u gören İsrail, masaya oturmuş görünüyor.

Masanın Türkiye tarafındaki “teknik müzakerecilerin” ne yaptığından çok milletin bu normalleşme sürecine nasıl bakacağı önemli!

İsrail Türkiye’nin 3 şartından biri olan özür şartını yerine getirdi. Mavi Marmara şehitleri için tazminat ödemeyi de kabul edecek görünüyor. Ablukanın kaldırılması konusunda ise bir ara formül aranıyor. Lakin İsrail’in en korktuğu meselelerin başında, Mavi Marmara davaları. Bu davalar neticesinde her hangi bir askerinin gözaltına alınması ya da tutuklanması İsrail’in korkulu rüyası. Bu noktada Türkiye’de beklentisi var.

Ancak, Mavi Marmara bizim onurumuzdur. Haklı Filistin davamızda Mavi Marmara bir milattır. Mavi Marmara’da İsrail’in yaptığı katliam nedeniyle kimler sorumlu ise bağımsız yargı tarafından mutlaka cezalandırılmalıdır. Bütün bunlara rağmen, Türkiye İsrail ilişkilerinin normalleşmesini yine tekrarlıyorum beni haksız şekilde sınır dışı etmelerine rağmen savunuyorum.

Zira İsrail ile normalleşme Filistin’e (Gazze-Batı Şeria-El Halil ayırımı yapmadan söylüyorum) daha çok katkımız demektir. Dahası, satranç tahtasında etrafımızı kuşatanların, “iç cephe” açanların hamlelerine karşı bir hamle yapmaktır.