Atalar sözü bir cümleyle içinde bulunduğumuz durumu anlatmış.
Bugün yaşananları anlamak için bundan daha sade bir çerçeve yok.
Bölgesel diye küçülttüğümüz her başlık, çoktan küresel sonuç üretir hale geldi.
Hele hele enerji söz konusuysa, sınır diye bir şey zaten yok.
İran'a yönelen ABD ve İsrail saldırıları, işte bu gerçeği en ağır şekilde hissettirdi bütün yer kürede.
Ortada yalnızca askeri hedeflerin vurulduğu bir tablo yok.
Enerji akışı, üretim zinciri ve finansal denge aynı anda baskı altına alınıyor.
Şöyle düşünün...
Dünya günde yaklaşık 100 milyon varil petrol tüketiyor.
Bu akışın önemli bir bölümü dar bir geçiş hattından ilerliyor.
İşte enerji, üretim ve finans hattı krize girdiği anda mesele cepheyle sınırlı kalmaz.
Fiyat, üretim ve tedarik aynı anda etkilenir.
Bugün konuşulan ilk refleks "petrol artar, enflasyon yükselir" oluyor.
Ama tablo burada bitmez.
Petrol 60 dolardan 100'e çıktığında maliyet artar.
150'ye doğru hareket başladığında üretim geri çekilir.
Enerji maliyeti sanayiyi boğar.
Bazı kalemlerde fiyatlar yukarı giderken, genel ekonomi aşağı iner.
Fabrikalar yavaşlar.
İşten çıkarmalar başlar.
Gelirler düşer.
Söz gelimi; Japonya ithalata bağımlı, petrol artıyor, sanayi maliyeti yükseliyor.
Güney Kore'de enerji pahalanıyor, ihracat zayıflıyor.
Almanya'da gaz kesildi, cam ve gübre durdu.
Hindistan'da maliyet arttı, gıda fiyatı yükseldi.
Brezilya'da tarım baskı altında.
Ve dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde enerji faturası kabardı, alım gücü düştü.
1929'daki Büyük Buhran böyle bir kırılmanın sonucuydu.
Krediyle şişen sistem daraldı, üretim çöktü, işsizlik patladı.
I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı da yalnızca cephe hattı değildi; ekonomik düzenin zorla yeniden yazıldığı dönemlerdi.
Bugün benzer bir hat kuruluyor.
Söz gelimi, dünyanın metropolü ABD'de tahvil faizleri %4,5'in üzerine çıktı.
Uzun vadede %5 bandı konuşuluyor.
Borçlanma pahalanıyor.
Aynı anda enerji maliyeti yükseliyor.
Gübre pahalanıyor.
Tarım maliyeti artıyor.
Sanayi geri çekiliyor.
Şirket üretimi kısıyor.
Gelir düşüyor.
Borç çevirmek zorlaşıyor.
Borca dayalı sistem için bu büyük bir felaket.
Fertler için durum her geçen gün daha da zorlaşacak gibi duruyor.
Ne mi diyorum?
İnsanlar kredi kartında yüksek faizlerle yaşıyor; bu borçlanma baskısı yalnızca tek bir ülkeye özgü değil.
Ve borç artık geçici bir araç da değil, kalıcı bir sıkışma.
Ortaya çıkan tabloyu tek başlıkla anlatmak mümkün değil.
Fiyatlar artıyor ama ekonomi küçülüyor.
Bu ikisi birlikte ilerliyor.
Enerji tesislerinin hedef alınması bu yüzden kritik.
Bu hamleler, doğrudan üretimin kalbine dokunuyor.
Ve bir hat kırıldığında sadece bir ülke değil, bütün sistem sendelemeye başlıyor.
Daha sert olan taraf ise şu:
Bu sonuçlar bilinmeden ilerlenmiyor.
Biliniyor, hesaplanıyor ve buna rağmen sürdürülüyor.
Çünkü kriz sadece yıkım üretmez.
Aynı zamanda güç aktarımı üretir.
Üreten kesim daralır.
Gelir erir.
Toplum zayıflar.
Buna karşılık finansal yapı güçlenir.
Faiz yükseldikçe, kazanan taraf deyim yerindeyse tefeci bezirgandır.
İktisat tarihinden bir misal...
18. yüzyılda İngiltere'de tartışılan mesele buydu.
Londra zenginleşirken üretim geriliyordu.
Bugün aynı denklem, daha büyük ölçekte kuruluyor.
İnanın felaket tellallığı yapmıyorum.
Ama tabloyu yumuşatmanın da anlamı yok.
Savaşla birlikte enerji, üretim ve dolayısıyla ekonomi büyük depresyona doğru sürükleniyor.
Bir yerde başlayan kırılma, başka coğrafyalarda hayatın akışını değiştiriyor.
Üstelik yangın tek bir noktada çıkmıyor; aynı anda farklı hatlarda büyüyor, birbirini besliyor.
Ve dumanı... herkesin üstüne çöküyor.