14 Temmuz 2020 Salı / 23 Zilkade 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sevil NURİYEVA İSMAYILOV
snuriyeva@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Hayatımız ve sistemimiz değişiyor!

21 Mart 2020 Cumartesi

Yeni savaşları, vekâleten bu savaşlara girenleri, yeni dünya düzenini konuşurken, yeni sistemin kapıya dayandığına şahitlik ediyoruz.

Koronavirüs ile beraber dengemiz de, hayallerimiz de, rutin hayatımızın şekli ve rengi de değişiyor farkındaysanız.

Devletlerin ne kadar bu yeni sisteme hazır olup olmadığını anlamak, biraz sürecek. Ama reflekslere bakılırsa, bu ortamlarda krizi yönetebilenler ve yeni sisteme göre refleksini bundan sonra geliştirenlerin, en azından ayakta kalanlar listesinde olacağı açıktır.

Evet, büyük ve yeni kaotik ortamla karşı karşıyayız. “Gelenekler ve değerler sistemi ile oynanıyor” gibime geldi. Evet, belki çıkış noktası yarasa olabilir. Belki de birçoğunun söylediği yazdığı gibi görünürdeki sebepler değil, göremediğimiz sistemlerin savaşı ile karşı karşıyayız. Onu daha net anlayacağız! Eğer buna kafa yorabilirsek. Sadece komplo teorilerini değil, hem de gerçekten verilere dayanan detaylara odaklanırsak.

Çünkü anlaşılan odur ki; her şey değişiyor. Ve sanki bir kaç ay sonra bitecek bir virüsle değil işimiz! Evet, fiili olarak başımıza bela olan bu virüsle savaşırken yeni sisteme de geçit yapıyoruz sanki. “Sanki” diyorum çünkü elimizde buna dair veri, elle tutulur analizler yok. Varsayımlar ve tahminler var. Devletlerin bu türlü gelecek üzerine hesaplamalar yaptığını, girdiğimiz bu kaotik ortamda söylemek biraz zor!

Genel tabloya bakıldığında; virüsün nereden çıktığına, yarasadan mı yoksa birilerinin ürettiği yeni olağanüstü ortamdan mı oluştuğunu konuşurken, kimin karlı çıktığına bakmamızda yarar var. Yine de belki komplo teorisine giriyor ama Çin’den çıkan virüsün Çin’de bitirilmesi ve tüm büyük markaların fabrikalarının ucuz fiyata satılması, buna talipler içinde Çin’in ön planda olduğunu görmek bir şey ifade eder mi acaba. Bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey artık araştırmacılarımızın, âlimlerimizin, bilim adamlarımızın alışıldık konular üzerine bilim analiz yapmaları, yeni dünyamızın taleplerine uymamakta.

Ve anlaşılan, kim bu geleneksel dünya sistemini yorumlarken yeni yapılmak istenen kodları okuyamazsa, yeni sistem içinde yok olanların listesine eklenecek veya eklendirilecek!

Gündemimizde Suriye varken, İdlib ve oradaki mazlumların geleceği varken, sığınmacıların durumu varken, Çin’deki Müslümanların durumu ve onlara yapılanlara odaklanmak varken, konumuz ve gündemimiz sil baştan değiştirildi. Veya değişti. Doğal mı, suni mi yapıldı, onu şimdi söylemek biraz zor gözüküyor. Ama neticelere baktığımızda, ileri zamanda şirketlerin ve kurumların çalışma şeklinin değiştiğini görebiliyoruz. Ve bunun kalıcı bir durum olduğunu da en azından devletlerin aldığı önlemlerden ve uzun vadeli sistem değişikliğine gitme çabasından anlıyoruz.

Geldiğimiz noktaya ilahi kurgu tarafından baktığımızda da insanın nasıl çaresiz olduğunu gözle görünür savaşların yanı sıra görünmeyen savaşların da idrakine varmamız gerektiğini bize anlatan yeni süreçte olduğumuzu anlamamız gerekir. İnsan hayatının nasıl bir nimet olduğunu, hayatın nasıl kısa olduğunu, mülkün sahibinin Yaradan olduğunu, dünyanın fani olduğunu anlamak için de önemli sürecin içinde olduğumuzu görmemiz lazım.

Kim ne derse desin İlahi güç dışında, Allah’ın hükmü dışında, hiç bir hükmün geçerli olmayacağını bilmemiz lazım. Elle tutulur tek verimiz, tek bağımızın burası olduğu kanaatindeyim.

Büyük savaşların ortasındayız. Lakin gelenek ve değerler sistemimize şeytani baskı oluşturulursa, onu da ilmin ışığında cevaplandırabileceğimiz açıktır. Ama muhakkak, ilim ve hikmet ile birlikte manasını anlamaya çalıştığımızda, bu içinden çıkmamız zor gözüken süreci yönetebileceğimiz açıktır.

Yeni süreç, yeni varsayımlar, yeni analiz üsluplarını da devreye soktu. İçimizde bunu iyi yapanlar, anlama kabiliyeti herkesten ileri insanların olması bile sürecin anahtarının da insan eliyle olacağı konusunda bizi hemfikir kılar.

Türkiye’ye gelirsek; süreci en iyi yöneten aklın merkeziolması sebebiyle, umutlarımız biraz arttı. Ve en önemlisi bu süreci geleneksel kodlara dayanarak yapması, manevi değerler sistemini sistem dışı bırakmadan çözüm üretmesi şunu söylemek için sebeptir. Yine de tüm çözümler ilahi kurgu içinde gerçekleşirse kalıcı ve ruhani boyutunu koruyabilecektir. Yani yaşlıyı “yok sayan”, insanı “hiç sayan” bakış açısı ile dünyanın sürüklendiği yer, sondur! Oysa Türkiye; insana değer veren, yaşlı insanı yok saymak yerine ona saygıyı ayakta tutan siyasi çözümleriyle, yine de dünyanın selameti için çözüm üretiyor. Sanırım ilerideki süreç Türkiye modeli çözümleri kalıcı ve değerli kılacak alt yapıyı pekiştirecektir. Lakin çözümü kalıcı kılan şey, sistemin anahtarını bulabilmekten geçiyor. İşte yeni süreç, sadece önlem alma ve mevcut durumdan çıkış noktasını görebilmekten değil, hem de sistemi düşünebilen, onu dizayn edebilme kabiliyetiyle kontrol altına alabilmekten geçecek galiba.