27 Ekim 2020 Salı / 10 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

İlhami IŞIK
iisik@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Hayatın mantığı ve eleştirinin paha biçilmez katkısı!

06 Ekim 2016 Perşembe

Bilimsel olduğu varsayılan bir akıl yürütme biçimine göre, “akıl; hayatı, gücümüzün en iyi şekilde çıkarlarımızı koruyabilmesi için, en verimli oranda, geçici olarak parçalara ayırma tarzımızdır.” Daha iyi bir hayat yaşamak için, hayatın bütün sorunlarını total bir potada toplayıp tek şeymiş gibi karşılamaz, onları yönetebileceğimiz kıvama getirecek şekilde parçalara ayırırız. Bu durumda ve bu anlamda akıl, hayatın birtakım pragmatik amaçlar için hazırlanması ve düzenlenmesinden öte bir şey değildir ve dolayısıyla onun ürünü olan “fikirlerin” de geçerliliği ve doğruluğu “hakikat manasında” bundan daha fazlası olamaz.

Burada esasen geçici olarak parçalara ayırdığınız aklımız ya da gücümüz değil, bizzati hayatın kendisidir. Aklımızı ve gücümüzü hayatla orantılı hale getirmiyoruz, tam tersine aklımız ve gücümüzle çıkarlarımızı en iyi şekilde temsil edecek oranda, hayatı parçalara bölüyoruz. İsteklerimizi, arzularımızı başka türlü rasyonel hale getirmek hem çok maliyetli bir iştir, hem de eleştirel düşünce yeteneğimizi köreltir. Çünkü hiçbir perspektif ya da siyasi teori, ifadesi olduğu çıkarlar üstüne eleştirel olarak düşünemez. Nitekim eleştiri için yalnızca kendini kullanabilen bir araç, kendi kendisini nasıl eleştirebilir ki?

15 Temmuz, tarihin Türkiye’ye altın bir tepside sunduğu paha biçilmez bir fırsattır. 15 Temmuz gerçek manada yeni Türkiye’yi, yeni baştan inşa etmenin imkanıdır. Bu büyük imkanın en büyük çimentosu bizzat 15 Temmuz’u doğuran değerlerin toplamıdır. Nitekim hepimiz tarihin 15 Temmuz döngüsünde demokrasiye sığınarak, demokratik değerler etrafında birleşerek o kaostan çıkmadık mı? FETÖ’cü darbecileri yenen en rafine güç, demokrasi kültürüne bağlılığımız ve bu kültürün bizde oluşturduğu cesaretin dirence dönüşümü değil miydi?

15 Temmuz’da darbecileri demokrasi ile karşıladık ve yendik. 15 Temmuz sonrası hala varlığını koruyan “darbe koşullarını da” yine demokrasinin imkanlarıyla tarihin çöplüğüne atacağız. Bunun için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi her konuda “at izinin it izine” karışmamasına özen göstermeliyiz. Bu formül sadece FETÖ darbecileriyle mücadelede rehberimiz olmamalı. Ülkemizi ilgilendiren bütün sorunların çözümünde bu siyasi pusuladan bir milim bile şaşmamaya gayret etmeliyiz.

İçinden geçmekte olduğumuz tarihsel süreçte biriken sorunlarımız salt FETÖ’den ve onun enkaza çevirdiği devlet mekanizmasının işlevsizliğinden kaynaklanmıyor. İçeride yürüttüğümüz demokrasinin yeniden inşa çabalarından tutun, evrensel olarak bütün dünya ile ilişkilerimizin normalleşmesine kadar genişleyen bir yelpazede, herkesle her şeyle tutarlı ve dengeli bir politik atmosferin içinde kalmaya büyük ihtiyaç var. Başta ABD olmak üzere bir bütün olarak Batı Dünyası ile makul, kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir ilişki, her zamandan çok bugün adeta elzemdir. Suriye meselesinde Ceraplus’daki varlığımızın “mülteci sorunu” ile  özdeşleşmesini sağlayan ve açıklayan yeni bir konsepte oturtulması, bütün dünyanın desteğini yeniden sağlamak anlamına gelecektir. Kürt meselesi gerçek bir küresel sorun değil, ama mülteci meselesi en “hakiki küresel” bir sorundur. Akıl, Suriye’de sadece mülteci ve DAİŞ sorunlarıyla birinci derecede ilgilenmeyi temel alan bir siyaseti, ulusal çıkarlarımıza daha uygun buluyor!

Musul meselesinde Bölgesel Kürdistan Yönetimiyle imzalanan 50 yıllık anlaşmanın ruhuna sadık kalacak bir siyasetin, Türkiye çıkarlarına en uygun siyaset olduğunu söylemek, kahin olmayı gerektirmez. İçeride ya da dışarıda dostlarımızın sayısını çoğaltıp güçlendirmek ve zaten var olan dostlarla ilişkilerimizi daha köklü hale getirmek, her halûkarda Türkiye’nin çıkarına olan siyasetlerdir. Güçlü ve dengeli siyasetin ekmek su kadar ihtiyacımız olduğunu öne çıkarmadan; her siyasi önerme ya da hamlede yeterince sakin ve sağduyulu davranmadan, Türkiye’nin sorunları hakkaniyet içinde çözülemez.

Kıssadan Hisse; Aklı başında futbol yorumcularının dediğine göre; her takım topun kaptırılması ihtimali için, artık defans dengesini sağlamadan kontrataklara bile çıkmıyor. Çünkü defans dengesi sağlamadan çıktığın her atak kalene tehlike olarak döner.