30 Ekim 2020 Cuma / 13 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Mehmet METİNER
mmetiner@stargazete.com
Yazarın Sayfası

HDP'nin kapatılmasına bel bağlamakla olmaz

13 Haziran 2020 Cumartesi

HDP diyelim ki kapatıldı.

Peki o sosyal taban ne olacak?

HDP tabanı sadece Kürtlerden oluşmuyor; Türklerden de oluşuyor.

HDP’nin Kürtleri de homojen değil.

İçlerinde dindar-muhafazakar olanların sayısı azımsanmayacak ölçüde.

Hepsi PKK’lı değil.

HDP’ye oy verenler HDP’nin PKK’nın partisi olduğunu biliyorlar.

Lakin oy verenlerin hepsi PKK’lı değil.

PKK militanı olanlar HDP siyasetinde her düzeyde belirleyici.

Ancak sosyal taban sadece PKK’lılardan ibaret değil.

HDP’yi laikçi bir parti olduğu için destekleyen o eski CHP zihniyetine mensup Kürtler de var, HDP’yi Kürtlerin sesi sanıp destekleyen Kürtler de var, HDP’nin mecliste olması halinde silah sorununun çözülmesinde katkısı olur diye destekleyen Kürtler de var, HDP yüzünden kıymetlerinin siyaseten bilindiği algısı üzerinden HDP’ye oy veren Kürtler de var, HDP’yi Erdoğan’ı alaşağı etmek için kullanışlı bir parti olarak görüp destekleyen Türk solcuları ve beyaz Türkler de var...

Geniş ve çeşitli bir sosyal katman söz konusu.

Burada beni ilgilendiren husus, muhafazakar-dindar Kürtlerin tercihidir.

Diğerlerinin tercihi tamamen ideolojik olduğu için tavırlarında bir değişiklik olmaz.

Erdoğan’ın Kürt inkarına ve asimilasyona dayalı resmi paradigmayı tarihe uğurlaması ve bu bağlamda Kürt halkı üzerindeki ceberrut devlet politikalarını sonlandırması onlar açısından bir anlam ifade etmiyor.

Çünkü o cenah Kürtlükle alakalı değil.

O cenahın gerçekte Kürt hassasiyetleriyle hiç bir alakası yok.

Kürtleri ve Kürtlüğü kendi ideolojik amaçları için sadece bir mobilizasyon aracı olarak kullanıyorlar.

Bu cenahın başını HDP merkez yönetimi/yöneticileri çekiyor.

PKK’nın dağdaki baronları çekiyor.

Eğer gerçekten Kürtlük diye bir davaları olsaydı asla Erdoğan’a ve partisine düşmanlık etmezlerdi.

Kürt kimliğini inkar eden, Kürt dilini ve kültürünü yasaklayan, yani inkar, asimilasyon ve baskı politikalarının mimarı olan CHP’yi desteklemezlerdi.

Bu ülkede Erdoğan’a Kürtlük hassasiyeti üzerinden düşmanlık besleyenin Kürtlüğünden şüphe duyulur.

Erdoğan bu ülkede Kürtler tarafından nefret edilecek en son kişi bile olamaz.

Tam tersine Kürtlerin herkesten çok sevip bağrına basacağı tek liderdir.

HDP iddia edildiği gibi Kürt milliyetçisi bir parti değildir.

Öyle olmuş olsaydı kendisi gibi düşünmeyen Kürtleri imha edilmesi geren hain ve düşman olarak görmezdi.

Milliyetçilik, ideolojik-siyasi ve dinsel farklılık gözetmeden kendi milliyetinden olan herkesi sevmek demektir.

HDP sadece ve yalnızca kendi ideolojisine uygun Kürdü seven bir partidir. Diğer Kürtleri de kendilerine oy verdiği oranda sevdiğini gösteren bir partidir.

Dindar-muhafazakar Kürtlerin siyasal tercihleri ve psikolojileri doğru anlaşılmadığı sürece siyasal tercihlerinde farklılaşma beklemek safdilliktir.

Çok açık söylüyorum:

“İyi ki HDP var. HDP olmazsa kimse ne varlığımızın farkına varır ne de kıymetimiz bilinir!” anlayışı yıkılmadığı sürece HDP’nin kapatılmasıyla o Kürt vatandaşlarımızın kendilerine yöneleceğini sananlar yanılırlar.

Dahası var: Kendi içlerindeki Kürtleri de HDP’yle siyasi mücadele dolayısıyla önemseyenler veya HDP olmazsa önemsenmeyecekleri algısı oluşturanlar bırakınız HDP’ye giden oyları devşirmeyi kendi içinden asıl kayıpları yaşamaya başlarlar.

HDP içindeki dindar-muhafazakar Kürtlerde yerleşik bu algı ve psikoloji var olduğu sürece bütün çabalar beyhudedir.

Kendi içimizdeki Kürtlerin HDP’ye karşı konumlandıkları ölçüde önemsendiği algısı tersine bir akışı sağlama riski oluşturduğu görülmelidir.

İki şey siyaseten çok önemli:

Dışlanmayacakları algısı.

Her düzeyde temsil imkanı.

Dışlanmışlık hissi sadece siyasi temsil makamlarında değil kamu bürokrasinde de yeterli oranda temsil edilmeme duygusuyla birleştiğinde siyaset adına yıkıcı sonuçlar doğurur.

Kürtler dediğim iki halde de ancak HDP dolayısıyla kıymetli oldukları hissinden kopmadıkları sürece kimse HDP’nin kapatılmasıyla farklı siyasi tercihlerin ortaya çıkacağına zinhar bel bağlamasın.

O yüzden önerim şudur:

Kuşatıcı bir siyasi söylemin acilen pratik olarak gösterilmesi.

Siyasi ve bürokratik temsilin kuvveden fiile çıkartılması.

Siyasi temsilin ve bürokratik kadrolaşmanın bölgesel milliyetçilikten şehir milliyetçiliğine doğru kaydığı algısı pekişmeye devam ederse korkarım ki daha kötü sonuçlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Her şey bize bağlı. Oluşturacağımız siyasi pratiğe bağlı.

Bunun gereğini yapmazsak her seferinde bir kısım dindar-muhafazakar Kürtlerin niye HDP’yi tercih edip durduğunu söylemeye devam ederiz.

HDP’nin sosyal tabanını çözecek yeni bir siyaset pratiği ortaya konulmazsa havanda su dövülmüş olur, biline!