24 Kasım 2020 Salı / 8 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Resul TOSUN
rtosun@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İçimizdekilere ne oluyor?!

28 Temmuz 2020 Salı

Ayasofya’nın ibadete açılmasını hazmedemeyen dış çevrelerin tepkileri, Başkan Erdoğan’ın ifadesiyle, İstanbul’un Müslüman Türklerin eline geçmesini kabullenememelerinden kaynaklanıyor.

Bence, Yunanistan ve paralelindeki çevrelerin tepkilerini normal karşılamak lazım.

Başta İspanya olmak üzere Endülüs Emevi devletinin inşa ettiği yüzlerce camiin yıkılması veya Kurtuba camii gibi katedrale çevrilmesi ve batıdaki yüzlerce tarihi camiin imhası veya başka amaçlarla kullanılması bizim içimizi nasıl acıtıyorsa, Ayasofya’nın camie tahvili de elbette ki başta papa olmak üzere o dünyanın içini sızlatacaktır.

İçimiz acısa da içleri sızlasa da gerçek bu. Her devlet kendi egemenlik hakkını kullanarak tasarrufta bulunuyor.

İÇİMİZDEKİLERE NE OLUYOR?

Tamam dışardakileri anlıyoruz da içimizdekilere neler oluyor?!

Ayasofya’nın camie tahviline aslında esastan karşı olanlar, halkın tepkisine maruz kalmamak için ya sessiz kaldılar ya da destekliyor edebiyatı yaptılar.

Ama her fırsatta bu tarihi gelişmeyi gölgelemek için bahaneler bulup eleştiri oklarını yönelttiler.

Çünkü Menderes’ten bu yana bütün sağ hükümetler Ayasofya’yı ibadete açmak için uğraş vermişler ama bu tarihi karar Erdoğan dönemine nasip olmuştur. Oy getirir mi getirmez mi orası başka konu ama Başkan Erdoğan ve partisine büyük bir moral üstünlüğü sağladığı inkar edilemez bir gerçektir.

Bence siyasi muhalefetin değişik bahanelerle Ayasofya’nın açılışına gölge düşürme çabalarının arkasında bu siyasi hesap vardır.

AYASOFYA BAHANE HEDEF ERDOĞAN

Bu hesaplaşmanın en çirkin yanı da Atatürk’ün arkasına saklanarak Başkan Erdoğan’a savrulan salvolardır.

Muhalif çevreler, kâh Lozan’ın yıldönümüne tesadüfünü, kâh Atatürk Osmanlı, Atatürk Erdoğan mukayesesini, kâh Erdoğan’ın Kuran tilavetini, kâh hutbenin kılıçla irad edilmesini, kâh hutbede vakıf şartına muhalefetle ilgili ifadeleri gündemde tutarak, Ayasofya’nın ibadete açılışını gölgelemeye çalıştılar/çalışıyorlar.

Bu çevrelerin açılış günü cadde ve sokakların erken saatlerde nasıl tıklım tıklım dolduğunu ve açıldıktan sonra nasıl hâlâ insanların akın akın Ayasofya’ya gittiğini görmeyen halktan kopuk çevrelerdir. Halktan kopuk oldukları için de iktidar olma ihtimali -hele de başkanlık sistemine geçildikten sonra- bulunmayan çevrelerdir.

Çareyi Atatürk’ün arkasına sığınarak kendi tabanlarını ajite etmekte buluyorlar.

Eh ne yapalım onlar da kendilerini öyle avutuyorlar.

BAŞKAN ERBAŞ ŞAHSINDA BAŞKAN ERDOĞAN’A AÇILAN DAVA

Ayasofya’nın açılışına gösterilen en müşahhas tepki de dün bir siyasi partiden geldi.

Diyanet İşleri başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş Cuma günü irad ettiği hutbede, "Fatih Sultan Mehmet Ayasofya'yı cami olması için vakfetti. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar! Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar" ifadelerini kullandığı için eleştirilmişti.

O da bu eleştirilere cevaben bir açıklama yapmış, genel bir hükmü seslendirdiğini söylemiş kimseyi şahsen hedef almadığını belirtmişti.

Bu açıklamaya rağmen dün (27 Temmuz 2020) İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, 5816 sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanuna muhalefetten Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulundu.

Aslında bu parti Ayasofya’nın açılışına itiraz bir yana destek olmuş hatta sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu bu hususta tabanının sesine tercüman olan güzel bir çıkış yapmıştı. (Açılışta da Yavuz beyle karşılaştık ve camie birlikte girdik.)

CHP böyle bir dava açsaydı yadırganmazdı, nitekim Atatürk’ün kurduğu ve hayatının sonuna kadar genel başkanlığını yaptığı partidir. İP’nin açması düşündürücü!

Her neyse bu davadan bir sonuç çıkmayacağı biraz hukuk bilenler için nihan değildir.

“Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar" genel ifadesinden hakaret çıkarmak ancak öküz altında buzağı arayanların işi olabilir.

Maalesef bu partide, ‘Diyanet ateist ve deist yetiştiriyor.’ diyebilen milletvekillerini de gördük.

Bu parti mensuplarından bir kısmı açılışın tadını çıkarmak için heyecanlanırken bir başkasının böyle bir dava ile meşgul olması bu partiye ne kazandıracak bekleyip göreceğiz.

DEVLETİN SAHİBİ MİLLETTİR!

Devletin sahibi millettir. Ayasofya’nın açılışı milletin büyük çoğunluğunun isteğidir. Yargı ve yürütme de bu isteği yerine getirmiştir.

Bin yıldır farklı düşünce ve anlayışların bir arada yaşama bilincinin kökleştiği bu coğrafyada kutuplaştırıcı söylemlerden ve farklılıkları ayrışma olarak görme hastalığından kurtulmamız gerekir.

Cumhurbaşkanlarının tasarrufları arasında da ayrım yapmamak gerekir.

Ben sık sık tekrarlarım, bu toprakları bize yurt etmek için açan Alpaslan’dan “II. Gıyaseddin Mesud’a kadar bütün Selçuklu sultanları, Osman Gaziden Vahdettin’e kadar bütün Osmanlı padişahları, Atatürk’ten Erdoğan’a kadar bütün cumhurbaşkanları bizim başkanımızdır, sevelim sevmeyelim hepsi bizim tarihimizdir, bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Hepsini saygıyla anarız; hiçbirini kutsallaştırmayız; hepsi insandır, hiçbiri ölümsüz değildir; doğrularına sahip çıkarız, yanlışlarını savunmayız.

Ayasofya’nın camie ve müzeye tahvilini de tekrar ibadete açılışın da bu perspektiften değerlendiririz.

Akıl ve insaf bunu gerektirir.