21 Ekim 2020 Çarşamba / 4 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Resul TOSUN
rtosun@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İdlib hâlâ barut fıçısı!

08 Mart 2020 Pazar

Moskova’daki liderler zirvesine kadar tarafların özellikle de Rusların açıklamaları gerginliğin azalmayacağını gösteriyordu.

Rus tarafı Suriye’deki bütün muhalifleri terörist gördüğü için teröristlerle mücadeleden vazgeçmeyeceğini ilan edip duruyordu. Üç kez toplanan heyetler bir sonuca varamamıştı!

Zirve başlamadan önce iki liderin yaptığı açıklama o olumsuz havayı yumuşatmıştı.

Başkan Erdoğan bölgeyi rahatlatacak bir sonuçtan bahsederken, Putin’in, İdlib gerginliğinin Türk-Rus ilişkilerine zarar vermesine müsaade etmeyeceğini söylemesi çok anlamlıydı.

***

Türkiye’nin beklentileri özetle, ateşkes sağlanması, insani krizin önlenmesi, rejim güçlerinin Soçi sınırlarına çekilmesi ve siyasi çözümün desteklenmesiydi.

Taraflar arasında varılan mutabakat metnine baktığımızda rejim güçlerinin çekilmesi dışında Türkiye’nin bütün isteklerinin kabul edildiğini görüyoruz.

Öncelikle hemen şunu belirtmeliyiz ki bu mutabakat müstakil bir vesika olmayıp 17 Eylül 2018 tarihli Soçi Mutakabatı’na ek protokol mahiyetindedir.

Yani bu protokolü tek başına değil Soçi Mutabakatıyla birlikte değerlendirmek gerekir.

***

Birlikte değerlendirildiğinde Soçi Mutabakatı’nın 1 ve 2. Maddesi gereği statükonun korunması bağlamında rejim güçlerinin çekilmesi talebinin de gerçekleşeceği anlaşılabilir.

Başkan Erdoğan’ın gözetleme noktalarımızın konumlarının değişmeyeceğini ilan etmesinden anlıyoruz ki bu konu tartışılmış ancak ortak bir noktada buluşulamamış ve iki taraf da konumlarını korumuşlar. Çözümü zamana bırakmışlar.

Türkiye açısından elde edilememiş bir talep olarak görülse de kabul ettirilen noktalar göz önünde bulundurulunca Türkiye’nin başarısız olduğu söylenemez.

***

Aksine protokolün giriş bölümünde yer alan tarafların mutabık kaldığı hususlar göz önünde bulundurulduğunda taleplerinin kabul gördüğü anlaşılır.

17 Eylül 2018 tarihli Soçi Mutabakatı’na bağlılığa vurgu yapılması Türkiye lehinedir.

BMGK’nin terör örgütü olarak kabul ettiği gruplarla mücadeleye vurgu yapılması Rusya’nın ılımlı muhalefete karşı terörist muamelesi yapmasının önünü kesmektedir.

Aynı şekilde BMGK’nın 2254 sayılı kararı gereği siyasi çözüme bağlılığın teyidi de siyasi çözüm istemeyen rejime destek vermekte ısrarcı olan Rusya’nın geri adım attığının tezahüdür.

Yerinden edilen Suriyelilerin, Suriye’deki asıl ikamet yerlerine geri dönüşlerinin kolaylaştırılmasının kararlaştırılması da Türkiye’nin insani krizi önleme talebi bağlamında isteğinin kabul edildiğini göstermektedir.

***

Halep’i Lazkiye’ye bağlayan M4 karayoluyla ilgili iki madde de Soçi Mutabakatı’nın güncellenmesi açısından Türkiye lehinedir. Çünkü Soçi Mutabakatı’nın 8. Maddesi gereği M4 ve M5 trafiğe açılacaktı Türkiye’nin Soçi mutabakatında uygulayamadığı tek madde buydu. O da netleştirilmiş oldu.

Hülasa varılan mutabakat ile ateşkes sağlanmış akan kanın durdurulması temin edilmiştir. Türkiye’nin garantörü olduğu ılımlı muhalefet Rusya’ya kabul ettirilmiştir.

Sivillerin yurtlarını terk etmemesinin ve evlerine dönüşün zemin hazırlanmıştır. Türkiye’ye göç hareketi durdurulmuştur.

Siyasi çözüm teyid edilerek sorunun askeri harekatlarla çözülemeyeceği gerçeğine dönülmüştür.

Sonuçta aklı selim galip gelmiş ve her iki taraf için de bir orta yol bulunmuştur.

***

Zirve sonucuna genel olarak bakıldığında Rusya’nın Türkiye’yi Esed’e feda etmediği, Türk Rus ilişkilerinin ve çıkarlarının Rus Esed ilişkilerinden ve çıkarlarından daha kuvvetli olduğu ortaya çıkmıştır.

Türkiye savunma sanayiinde kat ettiği mesafe ile dış destek almadan askeri harekât yürüterek özellikle İHA ve SİHA kullanımında batıyı da hayran bırakacak bir başarı göstererek sahadaki gücünü masaya da yansıtabilmiştir.

Türkiye süper güçlerle masaya oturabilecek güce kavuşmuştur!

Sahadaki başarısı sebebiyle ordumuzun kıymetli mensuplarını kutluyor şehitlerimize rahmet diliyorum.

Barışa giden yolda önemli bir adım atılmıştır. Sorun çözülmedi, çözüm iradesi ağır bastı.

Unutmayalım silahlı grupların kontrolündeki İdlib hâlâ barut fıçısı! İnşallah onları bahane eden rejim tekrar ihlallere başvurmaz. Cevabını alır ama süreç başa döner!