2025 yılında; uluslararası gerilimlerin küresel ticareti zorlaştırdığı bir ortamda, Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ihracat rakamına ulaştık. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 Ocak'ta paylaştığı 273,4 milyar dolarlık mal ihracatı ve toplamda 396,5 milyar dolara ulaşan mal-hizmet ihracatı verileri, son yirmi yılda örülen devasa bir altyapı ağının ve planlı yatırım hamlelerinin doğal sonucudur.
Elde ettiğimiz bu büyük başarının satır aralarını iyi okumalıyız.
Ulaştırma altyapı yatırımları, istihdam, istikrarlı büyüme ve güçlü liderlik kavramları, birer puzzle parçası olarak birleştiğinde; başarı kaçınılmazdır.
Bir ülkenin ihracatta devleşmesi, ürettiği malı dünyaya ulaştırabilme kabiliyetiyle ölçülür. Yaptığımız analizlerde; ulaştırma altyapısına yapılan bir birimlik yatırımın, üretime on katı etki sağladığı görülmektedir.
Marmaray'dan İstanbul Havalimanı'na, Filyos Limanı'ndan bölünmüş yollara ve Bakü-Tiflis-Kars hattı ile uzak doğuyu batı Avrupa'ya bağlayan modern demir yolu hatlarına kadar uzanan lojistik altyapımız sayesinde; Avrupa, Asya ve Afrika'nın tam kesişim noktasında bir "lojistik süper güç" haline geldik. Cumhurbaşkanımızın vurguladığı "her koşulda üreten ve ulaştıran Türkiye" imajı, bu fiziksel altyapının sağladığı hız ve maliyet avantajı üzerine inşa edilmiştir.
Türkiye'siz denklem kurulamayacağı, kurulsa bile bunun uzun ömürlü olmayacağı gerçeği; jeopolitik avantajımızı planlı altyapı yatırımlarıyla lojistik fırsata çevirmiş olmamızın bir neticesidir. Coğrafi konumumuzun avantajlarını fırsata çevirecek çalışmaları büyük bir gayretle sürdürüyoruz. Bunların en önemlisi de Kalkınma Yolu'dur.
Öte yandan 33 ilimizin 1 milyar dolar ihracat eşiğini aşmış olması, bu vizyonun ürünüdür.
Zira üretimi bir bölgeye sıkıştırmak yerine, "sermaye yolu olan yere gider" anlayışıyla şehirlerimizin ulaşımını güçlendirerek istihdam kapasitemizi ülke geneline yaydık. Böylece istihdam, yatırım, üretim ve ihracat vizyonu ışığında Anadolu'da bir sanayi devrimi yaşadık.
Yatırım teşviklerini ve özellikle savunma sanayi, otomotiv ve teknoloji alanındaki AR-GE çalışmalarını Anadolu'ya kaydırarak, yeni istihdam fırsatları oluşturduk.
Otomotiv sektöründe 2 milyona yakın üretim kapasitesi, yıllık 1,5 milyon araç üretimi ile bir önceki yıla göre %11,8 oranında artarak 41,4 milyar dolara yükseldi.
Bu ihracat rakamları ile Avrupa'nın 4'üncü, dünyanın 12'nci en büyük üretim üssü konumundayız.
İhracatçı sayımız 161 bine ulaştı. Her yeni girişimcinin ve her yeni fabrikanın onlarca, yüzlerce kişiye istihdam sağlaması demektir. İhracat sadece döviz girdisi değil; aynı zamanda hanelere giren aş, iş ve geleceğe duyulan güvendir. Üretim bandındaki her işçinin emeği, 273 milyar dolarlık bu devasa tabloda birer tuğla hükmündedir.
Tüm bu bileşenler toplandığında ortaya çıkan sonuç, nitelikli büyümedir. 2026 yılı için koyduğumuz 410 milyar dolarlık toplam ihracat hedefimizle, büyümenin hızlanmasıyla birlikte, sürdürülebilir bir zemine oturacağını da müjdeliyoruz.
Bu rakamlar, "Büyük ve Güçlü Türkiye" vizyonumuzun ekonomi cephesindeki zaferidir.
Aziz milletimizin; 11 milyon 543 bin 301 üyeye ulaşan AK Partimize duyduğu güveni inşa eden kadrolarımızla, alın teriyle bu topraklara değer katan emekçilerimizle ve ihracatçılarımızla, Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde; altyapısı tamamlanmış, yatırım iştahı artmış, istihdamı genişleyen ve ihracatla büyüyen Türkiye, artık küresel denklemin kurucu aktörlerinden biridir.
Bu büyük başarıda emeği olan herkese teşekkür ediyor; 2026 yılının da milletimiz için maddi ve manevi kalkınma yılı olmasını diliyorum.