Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Hüseyin GÜLERCE
hgulerce@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İlker Başbuğ vak'ası

08 Şubat 2020 Cumartesi

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, aniden “FETÖ’nün siyasî ayağı” tartışmasında CHP saflarında boy gösterdi.

Hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onuruna yönelik ithamlarda bulunarak.

Neymiş? “26 Haziran 2009 tarihinde Meclis’te yapılan düzenlemedeki iki önerge de FETÖ komploları ile bağlantılı” imiş. FETÖ’nün siyasi ayağına ilişkin olarak, söz konusu kanun teklifini veren siyasilerin araştırılması gerekir”miş… AK Parti iktidarı TBMM’de, FETÖ ile mücadeleyi engelleyen bir hamle yapmışmış…

Kanunlaşan söz konusu önergelerin birincisi ile asker olmayan kişilerin, askeri mahkemelerde yargılanmasına son verildi.

Askeri şahısların, askeri mahallerde işledikleri suçlar nedeniyle sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan madde ise, CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 21 Ocak 2010 tarihinde iptal edildi. Yani kışlalarda darbecilik oyunlarına devam…

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri, sonuca ulaştığı için cuntacıları yargılayacak bir askerî mahkeme zaten yoktu. Askerî yargı, cuntacı generallerin emrindeydi ve onları yargılamayı akıllarından bile geçiremezlerdi. Teknik olarak da, generalleri ancak üst rütbedeki yargıçlar yargılayabilirdi. Orgeneral ve oramiralleri, alt rütbedeki yargıçlar nasıl yargılayacaktı? Vesayetin anlı şanlı hukukçuları bunları hiç mesele etmediler. Sevsinler sizin bağımsız ve tarafsız yargınızı…

Yargı açıktan darbecilere yol veriyordu.

AK Parti iktidarı, 26 Haziran 2009’da darbecileri caydırma adına bir hamle yaptı. Bugün o hamleyi, cuntacı zihniyeti cesaretlendirme adına

FETÖ’ye bağlamaya kalkan İlker Başbuğ, hiç de iyi samimi görünmüyor.

Acaba CHP, İlker Başbuğ’un intikam hislerini mi gıdıklıyor?

Hatırlatalım. AK Parti hükümeti, bütün genelkurmay başkanlarına verilen Devlet Üstün Hizmet Madalyası’nı İlker Başbuğ’a vermedi.

Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; "kendisini gayet iyi tanırım…” demesi, Başbuğ’un madalyasız emekli olması ile ilgili mi?

İlker Başbuğ’un, “FETÖ’nün siyasî ayağı” tartışmasına 2009’daki bir yasama faaliyeti üzerinden ve tamamen CHP cephesinde yer alarak girmesi, en önemli demokratik hamleyi unutturmamalıdır.

CHP, Anayasa Mahkemesine giderek, darbecileri heveslendirmede ısrar etti ama milletimiz bu oyunu bozdu.

CHP’nin, darbe heveslilerine mavi boncuk dağıtan ellerini kırdı geçti.

Nasıl mı?

16 Nisan 2017 yılındaki anayasa halk oylamasındaki EVET ile bütün askerî mahkemeler kaldırıldı. Disiplin mahkemeleri dışında artık askerî mahkeme yok. Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve askeri mahkemeler artık yok…

FETÖ dâhil bütün darbecileri, cuntacıları milletimiz, “bundan böyle yargıdan cesaret alamayacaksınız” diye tokatladı.

İlker Başbuğ’u, CHP’yi, asıl bu millet tokadı mı rahatsız ediyor?

Bir de şunu söyleyelim.

İlker Başbuğ diyor ki:

"Görevde bulunduğum 2 yıl (2008-2010), FETÖ tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı kurulan komplolara karşı mücadele ile geçti.”

FETÖ ile mücadele ettiniz öyle mi? Türk Silah Kuvvetlerindeki kurmay subayların yüzde 72’sinin FETÖ’cü olduğu ortaya çıktı.

TSK’nın en kritik noktalarını, adli müşavirlikten emir subaylığına, personel başkanlığından atama dairelerine kadar FETÖ’cüler ele geçirmiş. FETÖ’nün gemi azıya aldığı sizin görev yıllarınızda, sizin emrinizdeki komutanlardan değil, “mahrem imamlar”dan emir ve talimat almışlar. Gözünüzün önünde darbe tezgâhlamışlar. Siz de Genelkurmay Başkanlığı yaptınız öyle mi? (Sahi sizin hiç mi sorumluluğunuz yok?)

Bir de bahane uyduruyorsunuz; istemişsiniz ama MİT size isim vermemiş. Sizin emrinizde Genelkurmay istihbaratı, jandarma istihbaratı yok muydu?

Evet, karşımızda bir İlker Başbuğ vak'ası var…