28 Eylül 2020 Pazartesi / 10 Safer 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sevil NURİYEVA İSMAYILOV
snuriyeva@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İran-ABD gerilimi ve Rusya’nın bakış açısı

11 Ocak 2020 Cumartesi

Son dönemlerde, çok komplo yorumlar devreye girdi. Özellikle İranlı General Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi üzerine, İran’dan gelen misillemeler manidar idi.

Çok soru oluştu kafamızda! İran içindeki halk ile rejim arasındaki soğuk rüzgâr esintileri, yerini sıcak kenetlenen pekişmeye terk etti. Süleymani; her ne kadar İran içinde çeşitli yorumlara tabi tutularak, muhaliflerinin de bulunduğu bir isim olsa da, son olay İran içindeki farklı cepheleri bir araya getirebildi.

Geçici olsa da, İran içinde konsolide edildi. İran imajına vurulan darbeyi, tolere etmenin akıllıca yolunu buldu. Amerikan üstlerini hedef alan roketler, büyük hikmetle kimseye zarar vermedi!

Trump, İran’ın sakinleşmesi için kapı açtı. Bu roketler, İran içindeki gerilimi de düşürdü. İran içinde büyük başarı ve zafer olarak tanımlanan durum, ABD için kimsenin keyfinin bozulmadığı manzarayı ortaya çıkarttı. İran’dan gelen mesajlara baktığınızda devrim muhafızları sert, Ruhani siyasi, Dışişleri Bakanı Zarif ise diplomatik dil kullanarak gerçek İran tutumunu göstermiş oldu. Evet, bölgede yeni savaş ortamı kimseye gerekli değil. İran komşu ve orada oluşacak her türlü sorun, çevreyi ve bizi ilgilendirmelidir. Rusya; bu duruma sakince seyreder gibi durmasa da, esasında “kimin eli, kimin cebindedir” sorusuna yanıt arıyor durumda. Analizlerine baktığımızda ise bu gerilimin Rusya için alan açtığı kanaati daha fazla yer aldığı gözükmekte. Acaba durum gerçekten bu mudur?

Libya konusunda Türkiye ile ortak akıl üretmek isteyen Putin, Akdeniz’de varlığını kalıcı hale getirmenin peşinde! Suriye’de, İran’ın varlığından esasında pek fazla hazzetmediğini de biliyoruz. Lakin İran, Rusya için fazlası ile önem arz ediyor. Yıllar önce “İran’la alakalı bir durum, bir savaş olursa oradaki Azerbaycanlıların kaderi ile ilgileneceğiz” cümlesi, başlı başına İran’a mesaj içermekteydi. Ve sadece İran’a da değil!

Libya konusunda Türkiye ile mutabık kalmak, dolaylı olarak İsrail, Mısır ve Yunanistan’ın ortak çalışmalarına da tekme atmış durumda!

Unutmamak lazım, Güney Kıbrıs’la ilgili uzun süre çalıştı Rusya! Lakin Rumlar ve Yunanistan, ABD baskısı ile Rusları oradan attılar. Dolayısı ile Akdeniz’deki varlığını kalıcı hale getirmek için Türkiye ile anlaşmalı ve Türkiye’yi karşısına almayacağının işaretlerini uzun zamandan beri vermekte. Hafter destekli görünüm, Wagner üzerinden ciddi kozla alanda olması ise, pazarlık gücü için gerekli idi. Nitekim ki, yeri ve zamanı gelince kullandığını ve bundan sonra da kullanacağını bize gösterdi.

Putin’in “Türk Akım” açılısındaki konuşmasında bir cümle, esas cümle idi! Putin diyor ki, “herkes bu coğrafyayı daha da germek istiyor. Lakin Rusya ve Türkiye başka tutum sergilemekte.” Yani Putin demek istiyor ki, “ben bu coğrafyada olacağım ve Türkiye ile hareket edeceğim.”

Acaba ABD-İran gerilimi görüntüsü ile içeriği arasındaki farktan dolayı mı, Putin ortağının Türkiye olduğunun mesajını verdi. Çünkü Putin hep bir kaç ortak ismi zikrederdi, lakin şimdi başkaları ve Rusya, “Türkiye” diye bahsediyor. Evet, ABD-İran gerilimi, daha ötesi durumları bize anlatmakta.

İngiltere’nin, İran konusuna verdiği mesaj manidar idi. ABD ile İngiltere, Orta Doğu’da farklılaşacak mı?

İran’la kimsenin savaşmak istemediği, İran’ın da özellikle ABD ile savaşmak istemediği ortada! Bu gerilim üzerinden yeni neler dikte edilecek, oralara odaklanmada yarar vardır.

Rusya’nın, Suriye konusunda sınıfta kaldığı açıktır. Özellikle İdlib dramı, Rusya’sız yorumlanamaz. Türkiye faktörü ile bu sorun çözülür mü? Esed dayatması gündemden düşmezse, bu soruya cevap vermek pek kolay olmayacak! Rusya yakın vadede bu dayatmayı, her fırsatta masaya getirecek. Akdeniz’deki varlığının dayanma noktası olan Suriye ve Esed’e başka alternatifler eşlik ederse, bu soruya yeniden dönebileceğiz!