30 Kasım 2020 Pazartesi / 14 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Halime KÖKCE
hkokce@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İran vurunca da Müslüman ölüyor, ABD vurunca da...

08 Ocak 2020 Çarşamba

Kasım Süleymani'nin cenaze töreni öyle kalabalıktı ki yaşanan izdihamda 40 kişi öldü, 213 kişi yaralandı. Muhtemelen Süleymani'nin cenazesinde ölenler için de hatırı sayılır bir cenaze töreni yapılır. Böylece bu aşırı görselleşmiş acı, Şii dünyasını daha uzun süre etkisi altına almaya devam eder.

Süleymani uzaydan bile görülebilen bir kalabalıkla uğurlandı. Kendisi Şia'nın "şehitler kervanında" en müstesna yerlerden birine oturdu, belli. 12 İmam gibi o da artık "masum" biri! Şii itikadına göre... Eline bulaşmış yüz binlerce Müslüman'ın kanı bu inancı değiştirmeye yetmez!

Bizim şahitliğimiz, "Allah vekil" demektir nihayetinde.

Ama öldürülmeyip yaşasaydı Haşdi Şabi'nin DEAŞ'la yarışacak evsaftaki savaş suçlarından dolayı o da yargılanabilirdi. Bir ümit tabii...

***

Amerikalılar hayretle izliyorlardır tahminimce olan biteni. "Vay be", diyorlardır; "Meğer ne adam öldürmüşüz biz".

Kasım Süleymani'nin İran'a yaptığı hizmetler ayrı bahis; işin bir de Şia itikadı ve kültürüyle bitişik tarafı var ki bunu bilmeden ne bu cenaze törenini, ne omzu apoletlilerden Rehber'ine ve Cumhurbaşkanı'na kadar ağlamaktan namaz kıldıramayan, konuşamayan devlet erkanı görüntüsünü anlamak mümkün. Şia kültüyle harmanlanmış Acem siyasetine giriş dersi için bir yığın kendine münhasır gösterge izledik, bu vesileyle.

Biz olsak ağlamayı zaaf sayarız

Biz olsak tek damla gözyaşı akıtmayı zaaf sayarız, düşman sevinmesin diye. Birbiri omzuna yaslanıp ağlaşan İran'ın tepe yöneticileri, zaaf görüntüsü verdiğini düşünmüyor belli ki. Hatta böylece, uzunca bir süredir dış politikalarını ve rejimlerini dayandırdıkları mezhebi taassuplarını güçlendiriyor ve bunu gelecek nesillere aktarmak için kolektif hafızaya kazıyorlar.

Biz zaferlerimizle övünür, oradan güç bulurken onlar acıyı kültleştiriyor. Acı üzerine kültür, medeniyet, politika hatta devlet kuruyorlar.

Hapishanelerden toplanmış kişilerden oluşturdukları Haşdi Şabi güçlerinin "Muhalifler Seyyide Zeynep'in türbesini tahrip ediyor" yalanıyla Suriye'deki eylemlere motive edildikleri düşünülünce, itikadın siyasete nasıl alet edildiği de anlaşılıyordur herhalde.

Akla ziyan tehditler

İran'ın bu saldırıya nasıl mukabele edeceği, öldürülen komutanın büyüklüğü kadar sözünü ettiğimiz acı kültürü de göz önünde bulundurularak değerlendirilmeli.

Nitekim tüm göstergeler ve edilen intikam yeminleri, İran'ın hamlesinin büyük olacağını düşündürüyor. Buna karşılık bizzat Trump ise dini ve kültürel açıdan İran için önemli 52 yeri vurabileceklerini söylüyor. Sivil hedeflerin vurulabileceğini düşündüren akla ziyan tehditler....

***

Zira son tahlilde savaş bizim coğrafyamızda yaşanıyor. İran vurunca da Müslüman ölüyor, ABD vurunca da. Doğrusu bu abartılı cenaze merasimine, Süleymani için edilen intikam yeminlerine rağmen İran'ın bir kaç Suudi hedefini vurmaktan ya da Hizbullah'ı İsrail'e karşı kışkırtmaktan öte bir hamlesinin olacağını sanmıyorum. 3-5 İsrailliye karşılık onlarca Filistinli öldürülür ve İsrail'e biraz daha genişleyebilmesi için yeni bir bahane sunulur.

Cenazede ağlamaktan gözleri şişen devletlular ise Süleymani'nin cesedini şehir şehir gezdirerek sıkışmışlıklarından kurtulur, sıkıntılarını atarlar.

KERBELA NEDEN DİNMEZ BİR ACIDIR?

Kasım Süleymani'nin cenazesini izlerken Hac vazifesi için gittiğim sırada Kabe'de yaşadığım bir hadise geldi aklıma. Hacı adayları olarak tavafla, sayla Hac farizasını beklediğimiz günlerden birinde Kabe'ye karşı oturup dua etmek için yer arıyordum. Kulağıma gelen çok dokunaklı bir ses doğru yaklaştım. Yaklaştıkça 10-15 kişilik bir grubun bir kişinin etrafında toplanmış olarak ağladığını fark ettim. O kişi, Kerbela mersiyeleri okuyordu. Ses beni çektikçe çekti. Usulca kenara iliştim ve dinlemeye koyuldum. Dinlerken ben de başladım ağlamaya. Hiç aşağı kalır yanım yoktu o halkadan. Ağlamak çok iyi geldi... Sonra birden kendime geldim, Kabe'de bir Kerbela ağıtıyla gözyaşı dökmenin doğru olmayabileceğini düşündüm. Yeri burası değildi yani. Ama sürüye katılıp ağlamak nasıl oluyor, bildim. Kerbela neden dinmez bir acıdır, o gözyaşları nasıl her dem hazırda bekler...

Ve bu acıdan nasıl politika damıtılır.