7 Ekim 2023'te başlayan Aksa Tufanı hangi koşullarda başlamıştı ve nereye evrilecekti? Bu köşede uzun zamandır bu sorunun cevabını aradık. Çünkü o gün sadece Gazze'de bir çatışma başlamadı; Ortadoğu'da "kontrollü gerilim" diye pazarlanan düzenin aslında ne kadar kırılgan olduğu da açığa çıktı. Kuşatma, statüko, caydırıcılık illüzyonu ve daralan bölgesel güç dengeleri... O tablo bize şunu fısıldıyordu: Bir dosya bir kez alev aldı mı çoğu zaman kendi sınırında kalmayacak, daha geniş bir bölgesel krize dönüşecekti.
Bugün haber akışları, İran dosyasının artık caydırıcı müzakere evresini aşıp sahaya indiğini gösteriyor. Müzakereler sürerken bombardıman haberleri ve suikast iddiaları, dünyada diplomasiye duyulan güveni sarsan bir etki bırakıyor. Diplomasi masası görüntüde açık tutulurken, aynı anda askeri yığınak, ekonomik yaptırımlar ve psikolojik baskı birlikte işletiliyor.
İran'a dönük saldırıların ilk etkisi, devletin komuta–kontrol refleksini yoklamak. Üst düzey kadroya eş zamanlı darbeler sahada birkaç saatlik bir boşluk üretebilir; ancak İran gibi bir devlette "ikame" mekanizması çalışır. Bir komutan gider, yardımcısı gelir; birimler görev devri yapar; kurumlar kendini toparlar. Bu nedenle suikastlar ve nokta atışı saldırılar her zaman sonuç vermez. Hatta çoğu zaman tam tersi olur: rejimin güvenlik refleksi sertleşir, toplumun içe kapanarak bütünleşmesi hızlanır.
Batı medyasının tekrar ısıttığı bir beklenti var: "Vurdukça halk sokağa çıkar, rejim düşer." Bu beklentinin bu coğrafyada defalarca ters teptiğini gördük. Irak, Libya, Suriye tecrübeleri; dış müdahalenin "daha iyi bir düzen" değil, çoğu zaman "devlet çöküşü ve kaos" ürettiğini gösterdi. İran toplumu da bütün bu süreçleri izledi, okudu, tartıştı. Bu nedenle rejime mesafeli kesimler dahi dış saldırı anlarında "ülke bütünlüğü" refleksine yönelebiliyor.
İran dosyasında bugün geldiğimiz yer tam da bu yüzden "tek cümlelik" bir yere sığmıyor. Nükleer ve füze başlıkları işin görünen gerekçesi. Ancak arka planda jeostratejik konum, enerji düzeni, bölgesel ağlar ve küresel rekabet var.
Asıl sorular şunlar: İran'ın misilleme stratejisi ne kadar süre maliyet hesabı yaparak ilerleyecek? Gerilim hangi noktada "bölgesel yangın"a dönüşecek? Washington–Tel Aviv hattı İran'ı teslimiyet eşiğine itmek isterken hangi eşiği yanlışlıkla aşacak? Bu dosyada küçük ayrıntılar değil, eşikler belirleyici olacak.
İLKELİ DURUŞA İHTİYACIMIZ VAR
İran, son 20 yılda bölgeye nüfuz ederken birçok ülkenin siyasal dengesine müdahil oldu; Irak'taki mezhep savaşları, Suriye ve Lübnan dosyaları, Yemen hattı bunun örnekleri. 2024 Aralık'ta Suriye'de İran'ın etkisi büyük ölçüde geriletildi.
Evet, İran "sütten çıkmış ak kaşık" değil; ancak ABD ve İsrail'in müzakere sürerken saldırması hiçbir koşulda meşruiyet üretmez. Hele sivilleri hedef alan saldırılar asla kabul edilemez. Meseleye "İran yayılmak istiyor" diyerek başlayan cümleler, bizi ilkeli bir duruşa götürmeyeceği gibi, küresel kavganın gerçek dinamiklerini anlamaktan da uzaklaştırır.