26 Eylül 2020 Cumartesi / 8 Safer 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Resul TOSUN
rtosun@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İstanbul Sözleşmesi tüm kötülüklerin anası mı?

04 Ağustos 2020 Salı

Evet, İstanbul Sözleşmesi AK Parti’nin yumuşak karnına dönüştü. Muhafazakâr camia sözleşmedeki kimi maddelerin içeriği konusunda duyarlı, hatta camiada sözleşmenin bir kültür dayatması olduğu kanaati var.

Doğrusu ben de 2011 yılında imzalanan bu sözleşmeyi okumamıştım. Muhafazakâr camiadan yükselen itirazları, özellikle AK Parti’yi yıpratmaya yönelik bir malzeme olarak kullanıldığını görünce bir kez değil birkaç kez okudum.

Önce şunu açık ve net belirtmeliyim ki sözleşmenin amacı kısmında açıklanan kadına şiddet konusuna insan olan hiç kimse itiraz edemez. Hele, hayatı boyunca annelerimize elini bile kaldırmamış olan Efendimizi örnek ve rehber kabul eden hiçbir Müslüman şiddeti onaylamaz. Sadece kadına değil, insan olan herkese şiddet merduttur. Merhamet dini olan İslam, insan bir yana hayvana şiddeti bile reddeder.

Dolayısıyla sözleşmeye itiraz eden dindarları kadına şiddet yanlısı olarak göstermek de en hafif ifadeyle bilgisizliktir.

HANGİ DİN KABUL EDER?

Mesela tanımlar maddesi olan 3. Maddenin (b) bendinde ‘Aile (ev) içi şiddeti’ tarif ederken eşler arasındaki şiddete ilaveten ‘birlikte yaşayan bireyler arasında’ meydana gelen şiddete de değiniliyor.

Eşler anlaşılıyor nikâhlı karıkoca, peki birlikte yaşayan bireylerden maksat nedir? Hem nikâhsız ilişki hem de eşcinsellik gibi diğer sapkın ilişkileri içermektedir.

Bu ilişkileri tecviz eden bir din var mıdır?

Aynı maddenin (c) bendi ise şöyledir: c “toplumsal cinsiyet, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır.”

Müslüman toplum cinsel bağlamda kadınlar ve erkekler için kadınlık ve erkeklik dışında rol davranış ve özellik tanımaz. Prof. Nevzat Tarhan beyin yazdığı gibi, ’Biyolojik olarak üçüncü bir cinsiyet yoktur.’

Aynı maddenin (e) bendi ise 18 yaşından küçük kızları da kadın olarak kabul etmektedir!

4. maddenin 3. fıkrasında bir de cinsel yönelim ve cinsel kimlikten bahsedilmektedir.

BM’nin ‘Herkes Eşit ve Özgür Doğar’ adlı metninin alt başlığı ‘Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği’ şeklindedir. Burada İstanbul Sözleşmesi’nde geçen cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ile lezbiyen, gey, biseksüel ve trans kişiler kastedildiği anlatılıyor. Hatta interseks bireylerden bahsediliyor.(E. Yıldırım, Yeni Şafak,29.7.2020)

Bunun anlamı eşcinsellik, homoseksüellik ve lezbiyenliği de cinsel hürriyet adı altında kabullendirmenin yasal alt yapısını oluşturmaktır.

Nitekim bazı Avrupa ülkeleri bu sözleşmeyi ya Bulgaristan gibi reddetti, ya Almanya gibi çekince koydu, ya İngiltere gibi imzaladığı halde uygulamadı ya da Polonya gibi uyguladıktan sonra feshetme kararı aldı!

AİLE MEFHUMU

Genel Yükümlülükleri içeren 12. Maddesinin 1. fıkrası ise, ‘Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır. ‘ şeklindedir.

İlk bakışta kadınların aşağı düzeyde olmasına karşı düzenlenmiş bir madde şeklinde algılanıyor. Buna itiraz edilemez. Ama ‘diğer uygulamalar’dan maksat nedir belli değil.

Ayrıca bu ifadeler, aile içinde bulunan din, örf ve adetlerimizdeki esasa göre, karı-koca görev ve sorumluluklarının kalktığı; eşler ve çocukların, birbirlerine karşı bağımsız ve sorumsuz olduğu anlaşılabilir! Yani aile içinde bir düzen ve disiplin kalmayacak otel gibi herkes başına buyruk ve istediği gibi, girip çıkabilecek, istediği gibi davranabilecektir.

Örf ve adetlerimizin getirdiği kuralların kökünden kazınması aile yapımızı olumsuz etkilemeyecek midir?

EĞİTİM VE SPORDA

Sözleşmenin 14. Maddesi şöyle:

‘Madde 14 – Eğitim

1 Taraflar, yerine göre, tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata, kadın erkek eşitliği, toplumsal klişelerden arındırılmış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde çatışmaların şiddete başvurmadan çözüme kavuşturulması, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişilik bütünlüğüne saygı gibi konuların, öğrencilerin zaman içinde değişen öğrenme kapasitelerine uyarlanmış bir biçimde dahil edilmesi için gerekli tedbirleri alacaklardır.

2 Taraflar 1. fıkrada belirtilen ilkeleri yaygın eğitimin yanı sıra, spor, kültür ve eğlence tesislerinde ve medyada yaygınlaştırılmasına yönelik gerekli tedbirleri alacaklardır.’

Yani şiddetle mücadele kılıfı altında, eğitimde çocuklara, spor ve eğlencede herkese İslam’ın gayri ahlaki bulduğu ve yasakladığı sapkınlıkların doğal olduğu anlatılacak!

Nitekim bu amaçla başlatılan Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi (ETCEP) projesi Biritish Counsil desteğiyle Ankara, Erzurum, Batman, Samsun, İzmir, Malatya, Şanlıurfa Karaman, Mardin, Trabzon ve Sivas’ta pilot olarak başlatıldı, ana okullarında bile uygulandı! Ama gelen tepkiler üzerine bakanlık iptal emek zorunda kaldı!

Tepkiler haklıydı çünkü, bırakın dindar muhafazakar insanları bu toplumda yaşayan seküler kesime mensup fertlerin de geyliği lezbiyenliği eşcinselliği normal gösterecek EĞİTİMİ kabul etmesi mümkün değildir.

Zaten 6284 sayılı kanunda bu husus toplumsal cinsiyet olarak değil kadın erkek eşitliği olarak yer almıştır. Yani kanun sözleşmeye anlamlı bir şerh koymuştur!

ARABULUCUK UZLAŞTIRMA SULH

36. maddede yine eşler ve birlikte yaşayan bireylerden bahsedilmektedir.

48. madde ise inancımızın sulh prensibine tamamıyla aykırı. Karıkoca arasında tatsızlıklar kavgalar yaşanabilir. Geri dönüşü olmayan durumlarda boşanmak son çaredir. Ama ortada bir pişmanlık varsa ailenin devamı ve eşler arasında sulh esastır. Ama sözleşmenin 48. Maddesi arabuluculuğu tamamıyla ortadan kaldırmayı ve yasaklamayı öneriyor.

48. maddenin 1. Fıkrası aynen şöyle:’ 1 Taraflar bu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.’

Rabbimiz, Nisa suresi 128. Ayette karıkoca arasındaki anlaşmazlıklarda sulhu tavsiye etmekte ve ‘Sulh daha hayırlıdır’ buyurmaktadır. İstanbul sözleşmesi ise arabulucu ve uzlaştırmanın yasaklanmasını tavsiye etmektedir.

Bunlar birkaç misal. Diğer bazı maddeler için de farklı yorumlar getirilebilir.

SAVUNANLAR İYİ NİYETLİ

Muhafazakâr camiada sözleşmeyi savunan kardeşlerimizin iyi niyetlerinden şüphemiz yok. Kısaca yukarda serdettiğimiz hususlarda aynen bizim gibi düşündüklerinden de şüphemiz yok. Sözleşmeyi onlar yazmış olsaydı eminim böyle yazmazlardı!

Doğrudur, sözleşme bütün kötülüklerin anası değildir. Sapkınlıklar sözleşmeden önce de vardı; sözleşme ile de şiddet azalmadı. Ama sözleşme sapkınlıklara meşruiyet sağlıyormuşçasına bir algı oluşturdu. Başta LGBT olmak üzene kimi çevrelerin sözleşmeyi savunması bu algıyı güçlendirdi. Dolayısıyla muhafazakâr camia ve AK Parti tabanının geneli sözleşmeye tepkili hale geldi.

Nitekim bu hususta STK’ları dinleyen Başkan Erdoğan ‘Nass değil ya değiştirilir’ diyerek milletin talebine olumlu tepki verdi. Geçen haftalarda parti MKYK’sında konu gündeme alındı ve Numan Kurtulmuş bey nasıl girildiyse öyle çıkılacağı açıklamasıyla yine muhafazakar camiayı rahatlattı.

MÜEYYİDE YASADAN

Şunu da hatırlatmakta fayda görüyorum ki, kadına şiddete müeyyideyi sözleşme değil kanun koymaktadır. Esas olan bu konu ile ilgili olan 6284 sayılı kanundur.

Yine ifade etmeliyim ki, sözleşmenin esas alındığı 6284 sayılı kanunda sözleşmede geçen toplumsal cinsiyet, cinsel eğilim ve cinsel kimlik gibi kavramlara yer verilmemiştir!

Sözleşme, batıdaki çarpık ilişkileri de normal algılayan bir çerçevede yazılmış; kanun ise tüm eleştirilere rağmen batının değil Türk toplumunun gerçeklerini göz önünde bulundurarak düzenlenmiştir!

Dolayısıyla sözleşme çarpıklıkları da içeren uluslararası bir düzenleme; kanun ise yerli ve millidir.

Kanuna da kimi itirazlar vardır ama asıl tepki sözleşmeyedir.

Sözleşmeye şerh/çekince konmamıştır, ancak kanun içeriği itibariyle sözleşmeye gereken şerhi kısmen de olsa koymuştur!

Çekince koyma dönemi geçtiği için tepkilerin giderilmesinin iki yolu var. Ya değiştirilmesi talep edilecek ki, diğer ülkelerin onayı gerektiği için imkânsız gibi görünmektedir. Ya da feshedilecek. Sözleşme bu konuda katı değil 80. Madde tek taraflı olarak çekilme imkânı veriyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne yapılacak bir bildirim yeterli oluyor.

Önemli olan sözleşme değil şiddete engel olabilmektir.

Sözleşmenin feshedilmesi şiddete karşı mücadele hususunda yasal boşluk oluşturmayacaktır. Zira hem TCK’daki ilgili maddeler hem 6284 sayılı kanun yürürlüktedir.

Ancak artık gayet açık ve net olan bir gerçek var ki o da, kimi siyasi çevrelerin de teşvikiyle bu sözleşmenin Başkan Erdoğan’ı yıpratmak için kullanılan bir argümana dönüşmesidir.

Dünya mazlumlarının umudu Başkan Erdoğan aleyhine oluşturulan bu algı operasyonu durdurulmalıdır.