30 Ekim 2020 Cuma / 13 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Fadime ÖZKAN
fozkan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Kader diyemezsin!

05 Mayıs 2015 Salı

Laik Kemalist ulusolcu takımının Kürtleri henüz keşfetmediği, açık söylemek gerekirse pek insan yerine de koymadığı yıllardı. 

Ne Cihangir sakinleri Selahattin Demirtaş’a pop star muamelesi yapıyordu, ne de o asrın siyaset bilgesi havalarına giriyordu. Toy ama parlak bir grup başkanvekili idi.

Star gazetesi için Kürt meselesini, kimlik meselesini, silah meselesini konuştuğumuz geniş bir röportaj yapmış ve “bütün bu hikayede sizi en çok üzen şey ne” diye sormuştum. 

“Kürtlerin kriminalize olması” demişti sahici bir hislenişle. “Bütün bu çatışma yılları boyunca Kürtler öldü, öldürdü, kaçakçılık, uyuşturucu, başka işler... Toplumsal doku bozuldu. Dağa gidenler, geride kalanlar, korucu olanlar, Avrupa’dakiler, hapistekiler, şiddet ortamına doğanlar... Böyle olmayabilirdi.”

Elbette öyle olmayabilirdi. Ama oldu. Ne yazık ki!

Kaybettiğimiz yıllarımız canlarımız var geride. Ve sütten çıkmış ak kaşık değilsiniz. Bunu en iyi siz bilirsiniz. Bir zamanlar bir haksızlığa uğramış olmak size haksızlık yapmak hele adam öldürmek hakkını vermez. 

Dağ fare mi doğursun?

Şimdi, on yıllar sonra ilk kez, gençleri ölüme göndermeme, çocukları suça bulaştırmama imkanı varken bunu suistimal etmek yahut mağduriyetten kariyer yapmak yerine ölümlerin önünde durmak gerekmez mi? Aksi hem ahlaksızlık hem ahmaklık değil mi?

Tabi eğer hala aynı fikirde, aynı kederde iseniz.  

Neredeyse isim isim sayılabilecek denli afişe olmuş Türkiye karşıtı konsorsiyumun son oyuncağı olmak için mi harcıyorsunuz tabanınızı, geleceğinizi?

Ölmekten, öldürmekten, suç işlemekten rahatsızsanız eğer gerçekten, değiştirin o kaderi!

Ölümün öldürmenin değil çözümün ipine sarılın.

Ağır meselelerin yükünü taşıyan siyasetçilerin işi şık söylevler atmak, espriler patlatıp siyasi fayda ummak değildir çünkü. İsmet Özel’in bu gibi durumlar için çarpıcı bir benzetmesi vardır, şöyle der; “tecavüze uğramış olmak, fahişe olmayı gerektirmez”.

Çözümün kuyruğuna gelinmişken “silah bırakmam” diye direten bir örgütün, dağı ve silahı yücelten bir siyasetin olduğu ortamdan yeni kuşaklar etkilenir elbet. Ya dağa özenir, ya şantaj siyasetine.

Son zamanlarda bölgedeki anne babalar da en çok bundan şikayetçi: “Çocuğum beni dinlemiyor, terbiye veremiyorum. Gelmeyin üstüme, dağa giderim yoksa, diye dikiliyor karşıma”. 

Siirt’te bir kız öğrenci yurdu

Bu yazıyı Siirt’te açılışı yapılan Emine Erdoğan Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu’nun üçüncü katındaki bir öğrenci odasında yazıyorum. Yurdu yapan dernek TÜRGEV, bağışçı LİMAK Holding adına Nihat Özdemir.

2012’den beri İstanbul dışında da öğrenci yurtları açan bir dernek TÜRGEV. Paralel yapının saldırıları dolayısıyla siyasi tartışmaların göbeğinde kalmış olsa da, kızların okul hayatında daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu bilgisinden hareketle kız öğrencilere hizmet etmeyi görev bilmiş “feminist” bir dernek TÜRGEV. Şu an 4 bin öğrenci var yurtlarında. Artvin, Konya, Edirne, İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa ve Antalya’dan sonra Si-
irt’te açılan bu yurt yirminci yurt. Siirt’e bağlılığı bilinen ve kadınların sorunları, kızların eğitimleri için sessiz sedasız çalışan Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın adı verilmiş yurda.

Büyük, şık ve modern bir bina kompleksi bu. Çocukların her ihtiyacı düşünülmüş yapılmış. Geniş ve uzun koridor boyu sağlı sollu odalar var. Bazıları bilgisayar, bazıları rehber eğitmen, bazıları etkinlik odası... Ama en fazla yatak odası. 

Her odada dört yatak, dört dolap, dört masa-sandalye ve içinde duş kabini de olan bir banyo var.

Kızlar yok. Kızlar okulda. Hah şimdi, yurdun hemen yanındaki İmam Hatip Lisesi’nin zili çaldı: Barış Manço’dan “hava ayaz mı ayaz”. Bahçeye çıktılar neşeyle gürültüyle. Sesleri geliyor açık pencereden. Nasıl da genç ve hayat dolular. 

Yurdun mevcudu şu an 250, kapasitesi ise 590. İki yıl içinde bütün odalar dolacak. Siirt’in köylerinden ilçelerinden çevre illerden gelen kızlar bu yurdu yuva belleyecek. Okuluna güven içinde gidecek, doktor öğretmen olacak, kötüyü-kötülüğü değil iyilik gördüğü için iyiliği seçecek.

İnsanı ve siyasetçiyi belirleyen ne yaptığıdır çünkü, ne dediği değil.