• $ 5,8136
  • € 6,4366
  • 273.295
  • 108786
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Selim ATALAY

http://www.selimatalay.com

Kaybettik, ama unutmak gerekmiyor

05 Kasım 2018 Pazartesi

Birinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 100. yıldönümü anılıyor. Osmanlıyı kaybetsek de, kaybedilen coğrafyaları unutmamak, bağları canlı tutmak gerekiyor.

10-11 Kasım’da Türkiye dahil Avrupa devletleri Paris’te Birinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 100. yılını anacaklar... Buluşma, yenenleri ve yenilenleri ayırmayacak. Savaşın ortak acılarını ve derslerini paylaşım fırsatı olacak. Karşılıklı saygı da Savaşın unsurudur. 

Birinci Dünya Savaşı’na bakınca, Osmanlı İmparatorluğu kayıp, Türkiye Cumhuriyeti kazançtır. Türkiye, 100. yıldönümünde Birinci Dünya Savaşı’nın başı dik ve gururlu ülkelerindendir. Çanakkale, Kut, Kafkasya, Sina-Filistin, Irak, Hicaz-Yemen hepsi birer kahramanlık destanıdır. Balkan Savaşı adı altında kaybedilen iller de bu savaşın izdüşümüdür. Türkiye için savaş 1914’te değil, 1911’de başlamıştır.

Coğrafyaya bakınca, evet, Balkan boyları, Karadeniz kıyıları kayıptır. Gazze, Kudüs, Hayfa, Beyrut, Şam, Halep, Lazkiye kayıptır. Hicaz, Sana kayıptır, Basra, Bağdat, sonra Kerkük-Musul kayıptır. Tarihin ters dönemeçlerinde her ülkenin kayıpları vardır. Önemli olan bu kayıpları unutmamak, unutturmamaktır. Kayıp ve uzak illere küsüp sırtımızı dönmenin sakıncaları yeni anlaşılıyor. Fetih elbette artık söz konusu değil. Zaman, yumuşak güç kullanarak eski illere uzanmak, bağları tazelemek ve güçlendirmek zamanıdır. Hatırlamak ve yakın durmak, kaybetmenin acısının telafisidir.

 

Yanlış bir sağ dönüşten savaş çıktı

Tarihi olayların belirli şartların sonucu yaşandığını söylemek ‘bilimsellik’ sayılıyor. Ancak tarihte tesadüflerin payı hayli fazladır. Birinci Dünya Savaşı’nda da tesadüfler rol oynamıştır.

Savaşı tetikleyen olay, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliaht prensinin Saraybosna’da 28 Haziran 1914’te Sırp militanlarca öldürülmesidir. Ancak prens o gün Saraybosna’dan sağ çıkabilirdi. 

Prensin üstü açık aracının rotası, halkın el sallaması için günler önceden duyurulmuştu. Sırp milliyetçiler de bu saldırı için altı suikastçi hazırlamıştı. Sabah 10:55’teki suikaste dek Prens aracıyla nehir kıyısındaki ana bulvardan geçmiş, ancak beş suikastçi başarısız kalmıştı. İlki heyecandan silahını ateşleyemedi. İkincisi elindeki bombayı Prensin otomobiline fırlattı, ancak bomba sekti, arkadaki otomobilin altında patladı. Diğer üç suikastçi yakalanmaktan korkarak, kalabalığa karıştı.

(Avusturya-Macaristan prensinin suikaste uğramadan dakikalar önce Saraybosna’da attığı tur.)


Sadece, 19 yaşındaki Princip kendisine verilen sokak köşesinden ayrılmadı. Zaten bomba atılırken o da Prensi vurmak istemiş, ancak uygun açı bulamamıştı. Köşede, avare dikiliyordu.  

Aslında Prens’in aracı yine o köşeden geçmeyecekti. Prens, bombayla yaralananları hastanede ziyaret etmek istedi. Hastane için de aracın bulvarda nehir boyunca düz devam etmesi gerekiyordu. Tesadüf burada: Program değişikliği ve Prensin hastaneye gidileceği, aracın sürücüsüne söylenmemişti. Sürücü, eski program uyarınca bulvardan sağa döndü. 

Burası Princip’in beklediği köşeydi. 

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasını, yanlış bir sağ dönüş sağlamıştı. Sağa dönen aracın rotadan çıktığını fark eden muhafız, şoföre ‘Dur’ diye bağırdı. Araç sert frenle sokağın ortasında durdu. Durduğu nokta, Princip’in beş adım uzağındaydı. Princip, Prens’i karşısında bulunca şaşırmıştı. Birkaç adım attı, silahını çekti ve aracın arka koltuğuna çok yakın mesafeden iki el ateş etti. Kurşunlardan biri Prens’i, diğeri de eşini öldürdü. 

(Günümüzde müze olarak kullanılan Princip’in suikastı gerçekleştirdiği yer.)


Sürücü yanlış sağ dönüş yapmasa ve Prens Saraybosna ziyaretini sağ salim tamamlasa, tarih değişirdi. Muhtemelen savaş yine çıkardı, ancak başka zaman ve başka bir bahane ile çıkardı. En azından savaş o yaz başlamazdı. Sonbahara kazasız ulaşılsa, kışın savaşmak istemeyecek kurmaylar, ilkbaharı beklerdi... Hatta saldırı olmasa, Prens ölmese ve tahta çıksa, Avusturya-Macar İmparatorluğunun Sırbistan’ı işgal etmeyeceği düşünülür. O zaman da savaş çıkmaz, Çanakkale olmaz, Bolşevikler Rusya’yı ele geçirmez, Almanya kepaze edilmez, oradan da 2. Dünya Savaşı’nın yolu açılmazdı.  

 

Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’na girmeseydi

Birinci Dünya Savaşı’nın tesadüfleri konusunda İngiliz yazar Simon Winder’in ilginç tezleri var: Mesela, Osmanlı İmparatorluğu’nun tesadüfen savaşa girdiğini, Osmanlının girmesiyle savaşın uzadığını yazıyor. 

Winder, American Spectator dergisindeki yazısında, Alman gemileri Goeben ve Breslau’un İngiliz filo komutanlarının beceriksizliği ve iş bilmezliği sonucu Akdeniz’i geçtiklerini ve batırılamadıkları için Çanakkale’ye ulaştıklarını yazıyor. 

İngiliz donanması yolda Alman gemilerini batırsa, Yavuz-Midilli olayı yaşanmayacak, Karadeniz’de Rus limanları bombalanmayacaktı. 

İki geminin ‘Almanya tarafından Osmanlıyı savaşa sokmak için yollandığı’ tezlerini biliyoruz. Ancak iki Alman gemisi daha önce Akdeniz’de batırılsaydı, ne olurdu? Osmanlı yine savaşa girer miydi? 

Saldırganların, Osmanlının parçalanması planını daha önce yaptığını, Sykes-Picot’nun daha 1916’da Ortadoğuyu paylaştığını bilsek de, Goeben ve Breslau batırılsaydı, tarihin değişeceğini öngörebiliriz. 

Winder’e göre, Osmanlı savaşa girene kadar ‘dünya savaşı’ yoktu. Osmanlı girdikten sonra ‘Dünya’ savaşa girdi. Çünkü o zamana dek, Almanya’nın Avrupa dışındaki askeri varlığı kuşatılmış, gemileri de batırılmıştı. Dünya denizlerinde İngiltere, Fransa ve müttefikler rahatça ticareti ve nakliyeyi sürdürüyordu.

Müttefikler, Osmanlıyla savaşmak için sömürgelerden asker toplamaya başlayınca savaş, Dünya Savaşı’ oldu. 1918 sonunda ise Dünya gerçekten savaştaydı: Japon destroyerleri Akdeniz’de dolaşıyordu. Brezilyalı askerler Fransa’nın doğusunda savaşıyordu. Fransa’nın Calais limanında Çinli işçiler yük boşaltıyor, orduya Kanada Senegal ve Vietnam’dan asker alınıyordu. 

Ayrıca Fransa’da 2 milyon ABD askeri vardı.

Bunu yazmıştık: Selanik’te Yunan ordusuna Vietnam yüzlü, Fransız üniformalı askerler destek veriyordu. 

Osmanlı İmparatorluğunun girmesiyle savaşın uzamasına gelince: Osmanlıyı vurmak için savaşı Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yaydılar. Winder’a göre 1918 itibarıyla Mısır ve Irak’ta 500’er binden,  1 milyon asker vardı. 1 milyon asker Avrupa’da kalsaydı, Almanya daha çabuk yenilir, savaş daha çabuk biterdi.

Winder, Osmanlı savaşa girmese, Osmanlı ’reform hareketinin’ yaşanacağını, Karadeniz’den Hint Okyanusuna uzanan tek parça bir İslam devletinin kalacağını savunuyor. 

Aynı kanıda değiliz. Osmanlı İngiltere ile ittifak kurmaya çalıştı, ancak sonuç alamadı. Ayrıca Osmanlı daha savaşta değilken parası verilmiş savaş gemileri Sultan Osman ve Reşadiye’yi teslim etmeyen İngiltere, çoktan o coğrafyayı tek parça bırakmamayı hedeflemişti. Osmanlının tek parça kalması belki Hindistan sömürge yönetimi benzeri bir modelle mümkün olurdu. Ona da devlet ve millet zaten dayanamazdı. Savaşın galiplerinin Avrupa’daki hesapları başka, Osmanlı üzerindeki hesapları başkaydı. Avrupa’da maksat toprak kazanmak değil, rakibi çökertip, yönetim değiştirmek ve ekonomiyi ele geçirmekti. Sonuçta Avrupa’da herkes Beyaz Adam’dı ve sanki savaş briç masasında kazanılmış ya da kaybedilmişti. Osmanlı için ise doğrudan sömürgeci paylaşım yapılmıştı. 

Birinci Dünya Savaşı’ndan bugüne yansıyan ve hala süren tek etki: Osmanlı arazisinin paylaşılmasıdır.

 

Çanakkale geçilse, Rusya Bolşevik olmazdı

Birinci Dünya Savaşı’nın en büyük etkilerinden biri, Çanakkale Zaferi’dir. Çanakkale’de durdurulan yalnızca İngiltere-Fransa değildi. Rusya’nın tarihi de Çanakkale’yi geçemedi.

1915-16’da zor durumda olan Çar, müttefiklerinden yardım istiyordu. İngiliz-Fransız ordusu Çanakkale’yi aşarak Çar’a yardım ulaştırmak, Karadeniz hattından Moskova’yı sürekli beslemek niyetindeydiler. Ancak Çanakkale geçilemedi, Çarlık dış destek alamadı. Aç kitleler 1916 sonu ve 1917’de ayaklandılar. Ayaklanmayı, daha örgütlü olan Bolşevikler ve Lenin yönlendirip biçimlendirdi. Sokak, başka amaçla yola çıkmıştı ama ayaklanma ve yeni devlet, Bolşeviklerin damgasını taşıdı. Çanakkale geçilseydi, Lenin kazanamazdı, Rusya Bolşevik olmazdı ve sonraki 100 yıl farklı akardı. Bolşevik ihtilal, ‘mutlaka olacak’ değildi. Ayaklanma önlenebilirdi. Zaten Lenin 1924’te ölecekti.

Akılalmaz olay! Duvardan adam çıkınca şok oldular

Akılalmaz olay! Duvardan adam çıkınca şok oldular

2019'un en çok petrol rezervine sahip olan ülkeleri belli oldu! Türkiye kaçıncı sırada?

2019'un en çok petrol rezervine sahip olan ülkeleri belli oldu! Türkiye kaçıncı sırada?

Dünya metrolarında görülen en garip yolcular

Dünya metrolarında görülen en garip yolcular

Dünyanın en lanetli 13 yeri... Hikayelerine inanamayacaksınız

Dünyanın en lanetli 13 yeri... Hikayelerine inanamayacaksınız