07 Mart 2021 Pazar / 23 Recep 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Selim ATALAY
http://www.selimatalay.com
Yazarın Sayfası

Kimse kimseye yol vermiyor 

25 Eylül 2017 Pazartesi

İspanya’nın Barcelona merkezli Katalonya vilayeti, bağımsızlık peşinde. Katalonya’nın büyüklüğü Sivas ilimiz kadar, nüfusu da ilçeleriyle Ankara kadardır. 

1 Ekim’de aile arasında sade bir oylamayla bağımsızlık kararı almayı umuyorlar. Başkent Madrid’in bu yolu açma niyeti yok. Biz bu yazıyı yazarken, Kuzey Irak’ta da benzer bir oylama girişimi olması planlanmıştı. Bu oylamalar yapılsın ya da yapılmasın, bu iki bölgenin bağımsız devlet olamayacağını şimdiden ilan edelim.

Katalonya örneğinden gidersek, Katalonya bağımsız olmayacak, çünkü İspanya’da köklü bir devlet yapısı var ve devlet, bu ergenlik girişimini hukuk içinde, olmazsa da hukuku koruyacak polisiye tedbirlerle durduracak. 

Katalonya, bir çocukluk hastalığı da sayılacak ayrılıkçı girişimleri önleme konusunda önemli örnek. Kuzey Irak’tan farkı, İspanya’da oldubitti olmuyor. Ülke hukuku ve devlet yapısı sağlam olduğu için, ayrılıkçı girişim Anayasanın tek bir maddesiyle hukuk dışına düşüyor. Hukuksuz girişim de ceza yasası kapsamında suç muamelesi görüyor.

1 Ekim’de oylama yapılmaması için Madrid hemen bütün oy sandıklarına, oy pusulasına, afiş ve benzeri malzemeye el koymayı başardı. Hala ısrar olursa, polis-jandarma harekete geçecek. İspanya demokrasi mi? Elbette... Hem de AB demokrasisi! 

Peki silaha sarılmak? Silahı Kuzeydeki Bask bölgesi denedi. Terör başladı, çok can kaybedildi, sonra o terör örgütü de vazgeçti. Daha kapsamlı kırım gerekiyorsa, İspanya 80 yıl önce topyekun iç savaşı denedi. Orada da sonuç alamadılar.

Son olarak Madrid, bu oylamadan vazgeçilmesi karşılığında Katalonya’ya biraz da özerklik ve biraz daha para verme şartlarını konuşmayı önerdi. 

Bu arada Katalonya’yı gözü gibi koruyan İspanya’nın, İngiltere egemenliğindeki Cebelitarık’a göz diktiğini de biliyoruz. ‘Avrupa Birliği’nin bütün halkları, kimlikleri birleştiren, kaynaştıran ve ayrılıkçılığa son veren bir refah ve mutluluk adası olduğu’ iddiası da, galiba bir hayal perdesinden ibaret... İbretle izliyoruz. 

Tarih’e bakıp hikaye anlatmak serbest 

Katalonya havalisi Endülüs İslam Devleti sırasında fazla gözde değildi. Fransa’nın kıyısında olduklarından, Şarlman Frank İmparatorluğu ile Müslüman İspanya arasında tampon bölge idiler. Barcelona limanı Akdeniz tacirlerince bilinirdi. 

İki grup arasında sıkıştığı için iki tarafa da oynayan, net bir etnik farklılığı olmayan bir bölge. Yerel lehçe zaman zaman yaygınlaşmış, bazen unutulmuş. İslam devleti sonrasında herkes Kolomb ile birlikte Amerika’ya yoğunlaşınca, Barcelona’nın liman etkisi de azalmış. Ancak bölge zengin ve zengin ailelerin gözü hep dışarıda. 

1700’lerde Madrid tahtındaki son Habsburg kralı ölünce, hanedanın Fransa kolu ile Alman-Avusturya kolu iktidar çekişmesine giriyor. Barcelona, Avusturya koluna şirin duruyor, ancak yarışı Fransa kolu kazanıyor. Madrid de kaybeden Barcelona’yı kendince cezalandırıyor. Ayrılma meselesinin Katalanlarda 300 yıl önceki bu olayla başladığı söyleniyor. 

Barcelona Sanayi Devriminde tekstil imalatıyla yükselip zenginleşiyor. 1936’da General Franco ile İç Savaş başladığında, Barcelona Sol-Cumhuriyetçi tarafını tutuyor. 1939’de Franco birliklerinin Barcelona’ya girmesiyle İspanya İç Savaşı bitiyor: En az 500 bin ölü. 

Sonra Franco’nun demir yumruk iktidarı... Tam 35 yıl sürdü. Katalonya sıradan bir İspanya vilayeti sayıldı, Katalanca yasaklandı. Franco ölünce 1975’ten başlayarak İspanya demokratikleşti. 1986’da İspanya AB’ye girdi.  

Barcelona Ortak Pazarda imalat ve turizme yüklendi. AB fonlarıyla desteklendi, 1992’de Olimpiyatlara ev sahipliği vesilesiyle altyapıya kavuştu.

Sonrasında borçlanmayla büyüyen ve 2008 krizinin vurduğu Barcelona var. 2008 Krizinden sonra İspanya ve Katalonya yoksullaştıkça, Katalonya ‘ayrılalım’ demeye başladı. Ayrılıkçılık hayalleri, silindir gibi gelip herkesi süpüren 2008 ekonomik krizinin sonucudur. 

Bu ayrılıkçı oylamalar çıkmaz sokaktır

Katalonya ve Kuzey Irak, şov etkisi yüksek oylamalarla bir yerlere gitmek istiyor. İkisi de başarısız kalacak. Katalonya’nın derslerine bakalım. 

Yok öyle boşanmak! 

Peki, İspanya’da herhangi bir vilayet: ‘Biz bu durumu sevmedik, ayrılıyoruz’ derse, bu kadar kolay mı? Değil... İspanya’da anayasa var. İspanya Anayasası 1978’de AB’nin parçası, yeni, modern ve demokratik İspanya düşünülerek yapıldı. 

Herkesin ilgisi Katalonya olmakla birlikte, bir de Bask bölgesi var - Bilbao. Anayasa Katalonya ve Bask’ın ayrılıkçı eğilimleri de göz önüne alınarak yazıldı. İki bölgeye dil, eğitim sağlıkta hareket serbestisi verildi. Yalnızca, Bask tarafı topladığı verginin bir kısmını da alma hakkına kavuştu. Daha zengin olan Barcelona bunu tam alamadı. 

Ayrılma çabalarının genel bir bahanesi vardır -ki dünyanın başka yerlerinde de çok kullanılır- O da: ‘Merkez bizim vergimizi alıyor, bize hizmet getirmiyor’... denir.  Yalnızca sudan bir bahanedir ve çoğu kez yanlış bir iddiadır.  İspanya imparatorluk geleneğinde köklü bir devlet olduğundan Anayasasını da her ihtimale karşı yapmış. Anayasa diyor ki, şayet ayrılmak isteyen olursa, buna bütün İspanya karar verir. Bir mahalle, kent, bölge kendi arasında anlaşıp - Biz gidiyoruz- diyemez.

Ve Madrid, Katalonya’ya hukuk açısından yaklaşıyor: Ayrılmak isteyebilirsiniz, ama buna siz karar veremezsiniz, bütün İspanya’nın her karışınızda hakkı var, hepimiz karar veririz. Yani: Katalonya’nın oylama yapması, buna referandum demesi hukuki değil. Anayasaya aykırı. Kimsede ‘Ben o Anayasayı tanımıyorum’ deme cüreti yok. Öyle bir cüret gösterenin başı daha büyük derde giriyor, doğduğuna pişman ediyorlar. Doğrusu da o. Hukuksuz ‘Referandum’ da olmuyor, kendi aralarında yapılmış ve geçersiz bir ‘oylama’ oluyor. 

Peki tarih, etnik, dil farklılığı... Kimlik falan? Biz ‘farklıyız’ havası?... Sosyal bilimciler etnik kökenli ayrışmanın psikolojik olduğunu, tarihi hikayelerle beslendiğini ve bu yüzyılda aynı coğrafyada ayrı kimlik taşımanın güç olduğunu söyler.

Asıl mesele, ceplerdeki ve cüzdanlardaki paradır. Ayrılma sonucu daha da kalkınacağız ve zengin olacağız düşüncesi, esas motivasyondur. Burada da ‘Pirince giderken, evdeki bulgurdan olma’ gerçeği başlar. Katalonya dahil çoğu yerde gidişat odur. 

Self determinasyona tuzlu su lazım! 

Ulusların kendi hakkını belirleme hakkı? ‘Self determinasyon’ denen bir durum var. Derin hukuk bilgisiyle yorumlanması gereken bu terim, Katalonya’da da ayaküstü sakız oldu.

Terim ilk kez 1670’de kullanıldı. Bugünkü kullanımdan hayli uzaktı. Sonra terim, 1960’larda Afrika ve Asya sömürgelerinin bağımsızlığa kavuşması sürecinde uluslararası hukukta kabul gördü. Birleşmiş Milletler terimi oldu. Ancak hukukun tanıdığı Self Determinasyon, beyaz adamın sömürgecilik tarihi ile ilgili bir durum ve deniz aşırı yerlerdeki sömürgeleri kastediyor. 

Yani bir sömürgeci ülke olacak: İngiltere, Hollanda, Fransa vs. sonra bunların deniz aşırı bölgelerde sömürgesi olacak. Merkezden bir deniz mesafesi uzakta olan coğrafyalar, Self Determinasyon - kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip olacaklar.  

Hukukta buna ‘Mavi Su Kuralı’ derler. Hatta mavi su yanlış anlaşılır, her nehir, göl, hatta havuzun arkasında duran kendine Self Determinasyon biçer diye, daha da anlaşılması için ‘Tuzlu Su Kuralı’ denir... Yani kopmak istediğin-beğenmediğin merkezden bir tuzlu su coğrafyası kadar uzak olacaksın... Katalonya’da tuzlu su var ama Barcelona sahilinde var, Akdeniz’de... O da sayılmıyor. 

Meraklısı için Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararı. Sayısı: 637 VII, Tarihi: 16 Aralık 1952.