06 Temmuz 2020 Pazartesi / 15 Zilkade 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Mensur AKGÜN
mensurakgun@gmail.com
Yazarın Sayfası

Kimse Türkiye’den mucize beklemesin

03 Ağustos 2014 Pazar

Gazze müdahalesi başladığından bu yana kimi samimiyetle, ama çoğu iktidarı sıkıştırmak ve zorlamak amacıyla Ankara’dan İsrail karşısında daha sert bir duruş sergilemesini istedi. Bazıları ticareti kesme tehdidinde bulunmasını, bazıları Kürecik radarının kapatılmasını, bazıları daha da ileri giderek Gazze’ye yardım götürecek bir sivil konvoya donanmanın eskortluk etmesini talep etti.

Ankara ise en doğru olanı yaptı. Hamas üstündeki etkisini kullanarak insani ateşkesin sağlanması için arabuluculuk çabalarına ağırlık verdi. Daha fazla insan ölmesin diye 72 saatlik bir ateşkesin sağlanması için çalıştı.

Ateşkes ne yazık ki uzun sürmedi. Ama Ankara yılmadı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu hayal kırıklığını gizlemeye gerek görmeden çabaların süreceğini, ateşkesin sağlanması için bundan sonra da çalışacaklarını söyledi.

***

İstese iktidar kolay yolu seçebilir, diğer pek çok Arap ülkesinin yaptığı gibi kınamalarla, lanetlemelerle yetinebilirdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin başladığı, siyaset içinde beklenmedik gelişmelerin yaşanabileceği bir süreçte başarısız olma olasılığı yüksek arabuluculuk çabası içinde yer almak yerine BM sistemi, AB ve ABD eleştirisi üstünden günü kurtarmak mümkündü.

Fakat İktidar günü değil insanı kurtarmayı seçti, elindeki imkanları en etkin şekilde kullandı, bundan sonra da kullanacağını açıkladı. Çünkü ne Türkiye’nin sivil bir konvoya eskortluk gibi bir macerayla savaşa sürüklenmesi, ne de İsrail’in kolayca ikame edeceği ürünlerinin ihracatını kesmesi oradaki acıların dinmesine, İsrail’in müdahalesinin sona ermesine yol açacaktı.

Sadece Türkiye ekonomisi zarar görecek, kendi insanımız işsiz ve parasız kalacaktı. Kürecik radarının CHP’nin istediği gibi kapatılmasıysa olsa olsa bizim güvenliğine zarar verecekti. Çünkü Hamas füzelerinden korunmayı sağlayan İsrail savunması bağımsız ünitelerden oluşmaktaydı.

Türkiye elinde olan imkanlarla en doğrusunu ve makul olanını yaptı. Savaş’ı aklına dahi getirmedi. Mahmut Abbas’ın da Ankara ziyareti sırasında talep ettiği gibi Hamas’la konuştu, onu ikna etmeye çalıştı. Batılı müttefikleriyle temas içinde kaldı. Kerry’nin ateşkes çabalarına destek verdi.

Türkiye bundan sonra da en iyi yaptığı işi yapmak, ateşkes çabalarına destek vermek, Filistin sorununun çözümü için çalışmak zorunda. Bizim gücümüz ikna kabiliyetimizden, hem doğuda hem de batıda yer alamızdan, bölgesel istikrarın bizim için önemli olduğunun herkes tarafından anlaşılmasından kaynaklanıyor.

İsrail’in orantısız güç kullandığı, savaş suçu işlediği, işgal kuvveti olarak en temel insan haklarını ihlal ettiği doğrudur. Hamas pek çok siyasi talebinde de haklıdır. Ancak ne bu haklılığın bizler tarafından sürekli tekrarı, ne de İsrail’in lanetlenmesi sorunun çözümüne yardımcı olacaktır.

Eğer aramızda insan ölümlerinin, İsrail’in vahşetinin gözler önüne serilmesinin siyasi bir sonuç doğuracağını düşünenler varsa, onlara da tarihe bakmalarını bundan önce yaşananlar karşısında uluslararası toplum adına hareket edenlerin ne tepki gösterdiklerini göz önünde bulundurmalarını öneririm.

***

Amerika’nın her düzeyde yaptığı açıklamalar ve benimsediği politikalar, Avrupa’da dökülen timsah göz yaşları ölümlerin hiç bir siyasi sonuç doğurmayacağını zaten şimdiden gösteriyor. Ölenler belli ki öldükleriyle kalacaklar. 170 bin insanın öldüğü, 6 buçuk milyon insanın yerinden edildiği Suriye krizini seyredenler, Gazze trajedisi karşısında siyasi tavırlarını değiştirmeyeceklerdir.

Mısır, Suudi Arabistan, İran, Suriye’den arta kalan her neyse sorunun çözümünü, insan ölümlerinin bitmesini değil sürmesini, sorunun kendi amaçlarına hizmet eder bir şekilde yönetilmesini arzu etmektedirler. Pek çok Arap ülkesinin çıkarları ne yazık ki İsrail’in çıkarlarıyla bir şekilde örtüşmektedir.

Türkiye’nin yapması gereken bu gerçeklikten ve eldeki imkanlardan hareketle, sorunun çözümüne katkıda bulunmak, arabuluculuk, kolaylaştırıcılık çabalarına bıkmadan, usanmadan destek vermektir.

Zaten Türkiye’nin de yaptığı budur. Bölgesinde yaşanan insani dramlara, siyasi istikrarsızlıklara karşı hassasiyet göstermek, onlara çözüm üretmektir. Her zaman en doğru yöntemi bulamasa, her zaman başarılı olmasa da...