05 Aralık 2020 Cumartesi / 19 RebiülAhir 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Serdar AKBIYIK
sakbiyik@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Kızın mı var derdin var

03 Eylül 2016 Cumartesi

Mel Gibson 2 yıl sonra Kan Bağı-Blood Father filmiyle izleyici karşısına çıkıyor. İyi bir aksiyon olan film, yıllardır görmediği kızının başı derde girince onu kurtarmak için çetelerle savaşa giren bir babanın macerasını anlatıyor...

Mel Gibson büyük oyuncu. Onun kariyerini ve hayatını izlemek sadece iyi bir sinemacının izinden gitmekten daha fazlasını gösteriyor bize. Hollywood’ta Yahudi lobisinin gücünü ve isterse bir yıldızı bile nasıl söndürebileceğini gözler önüne seriyor. Oyuncu birçok iyi filmde oynadı. Braveheart, Cehennem Silahı serisi, Mad Max oyunculuk performansı ile gönlümüzde taht kurduğu filmler. 1990’ların başında ise yönetmen olarak iyi bir başlangıç yaptı.

Sinemanın Cesur Yürek’i

İlk filmi ‘The Man Without a Face’ ile büyük değil ama ortalama bir başarı kazandı. Bir sonraki filmi ise yönetmenliğinin muhteşemliğini kanıtladı, Braveheart. Üçüncü projesi,Tutku - Hz. İsa’nın Çilesi filmi oldu. Zaten ne oldu ise bu filmden sonra oldu. Filmin İncil’deki olaylara getirdiği yorumu doğru bulmayan Yahudi lobisi Mel Gibson’ın biletini kesti. 2004’ten 2010’a kadar Mel Gibson hiç bir filmde oynayamadı. Yönetmenlik mi dediniz? Gibson 2004’te Tutku’yu çektikten sonra bugüne kadar sadece tek bir filmi yönetebildi. Kısacası iki muhteşem filmle başlayan yönetmenlik kariyeri Yahudi lobisi tarafından sonlandırıldı. Yıldızların tırnağı kırılsa manşetlere taşıyan Hollywood medyası ise Tutku çekildiğinde olaya biraz yakın durdu. Sonra belki birkaç makale ile bu yaşananların üstü kapatıldı. Gibson 2010’dan sonra da aslında çok dişe dokunur filmlerde oynayamadı. Bir iki bağımsız yapım ve iki tanede aksiyon filminde seyrettik oyuncuyu. Bu hafta ise yine bir aksiyon ile karşımızda Mel Gibson. Kan Bağı- Blood Father 2010’dan bu döneme en iyi filmi diyebilirim oyuncunun. Eski bir suçlu olan John Link hayatını dövme yaparak yalnız bir şekilde karavanında sürdürmektedir. 17 yaşındaki kızı Lydia babasından ayrı bir hayat sürer. Bir uyuşturucu karteline bulaşan erkek arkadaşı Lydia’yı kartelin servetini çalmak için aracı olarak kullanır. Lydia bu durumdan bir şekilde kurtulabileceğini düşünerek babasının yanına kaçar. John, hayatında bir zamanlar doğru yapamadığı şeyi şimdi yapabilmek için kolları sıvamıştır. Tek amacı, şu hayatta kan bağıyla bağlı olduğu tek şeyi yani kızını bu beladan kurtarmaktır. Mel Gibson emekli ırkçı çete üyesi John’u inanılmaz içselleştirmiş. Kızıyla baş etmeye çalışırken geçmişiyle de yüzleşmesini bize hissettirebiliyor. Filmin başarısının altında yatan asıl unsur ise Mel Gibson ile kızını canlandıran Erin Moriarty’nin perdedeki inanılmaz uyumu. 94 doğumlu Erin Moriarty’nin bundan sonra çokca ismini duyacağımızı düşünüyorum. Televizyon dizilerinde yıldızı parlayan oyuncu hem güzelliğiyle hem de kabiliyetiyle birçok meslektaşını kıskandıracak gibi duruyor. Mel Gibson ise geçirdiği yılları suratındaki derin izlerle belli ederken bunu sinema gibi bir sanatı icra etmek için kullanıyor. Yaşlılığı ancak iyi oyuncular perdede bir avantaja dönüştürebilir. Mel Gibson bunu başarıyor. Filmin yan kadrosunda ise William H. Marcy yer alıyor ama rolü o kadar kısaki onun leziz oyunculuğunu bu filmde hissedebildik desem yalan olur. Filmin bir özelliği de Fransız yapımı olması.

Filmi kaçırmayın

ABD’de geçen ve Amerikalı oyuncularla kotarılan filmin Fransız yapımı olması da bir farklılık tabii ki. Yönetmen Jean Francois Richet Fransa da Vincent Cassel ile beraber çalıştığı filmlerle tanınıyor. Dram aksiyon filmler yönetmenin hakim olduğu bir alan. Kan Bağı da aslında böyle bir tür. Yani farklı parçalar bu filmde tam oturmuş. Muhteşem bir başyapıt diyemeyeceğimiz ama kendini bilen ve iki saat seyrederken “Ben bu filme neden geldim” sorusunu kendinize sormayacağınız bir yapım. Öneririm.

İsa’nın Çilesi’ filminden sonra Yahudi lobisinin biletini kestiği Mel Gibson, oynadığı Kan Bağı ile yeteneğini konuşturdu.  

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Blood Father

Yönetmen: Jean Francois Richet

Senarist: Peter Craig

Oyuncular: Mel Gibson,

Erin Moriarty, Micheal Parks,

William H. Macy

Yapım: 2016, Fransa, 88 Dk.

VİZYONDAKİLER

Kayıp Balık Dori

Yapımcılığını Disney - Pixar yaptığı film, kimsenin unutamadığı Mavi Tang balığı Dori’yi geçmişiyle ilgili bazı yanıtlar ararken arkadaşı Nemo ve Marlin’le yeniden biraraya getiriyor. Dori neleri hatırlayabilecektir? Ailesi kimdir? Balina dilini nereden öğrenmiştir? Film bütün bu sorulara cevap arıyor.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Finding Dory

Yönetmen: Andrew Stanton

Senarist: Andrew Stanton

Seslenirenler: Ellen DeGeneres,

Albert Brooks, Ed O’Neill

Yapım: 2016, ABD, 97 Dk.

Siccin 3: Cürmü Aşk

Orhan ile Sedat çocukluk arkadaşıdır. Orhan, Sedat’ın kız kardeşi Kader’le evlenir. Sedat’ın yaptığı kaza hayatlarının dönüm noktası olur. Sedat’ın oğlu felç olur. Kader ise geçmişini hatırlayamaz. Orhan bu olay yüzünden Sedat’ı suçlar. Sedat, yaşadığı tuhaf ürkütücü olaylar nedeniyle iyice dağılır. Orhan ise Kader’i kaybetmeme uğruna korkunç bir şey yapar.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Alper Mestçi

Senarist: Alper Mestçi

Oyuncular: Adnan Koç, Büşra Ayaydın, Cem Uslu, Nevin Efe

Yapım: 2016, Türkiye

Masal

Film, İstanbul’da Yeşim adındaki karakterin ameliyattan sağ çıkamayacağını düşünerek, hastane odasında arkadaşlarına vasiyele başlıyor. Yeşim’in vasiyetini yerine getirmek için Bafa gölüne doğru yola koyulan beş arkadaş, vasiyetteki gizemi çözmeye çalışırken aşk ve dram yüklü başka hikâyelerle karşılaşırlar ve Yeşim’in hikayesi farklılaşmaya başlar.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Arın Arjen Öztürk

Senarist: Tolga Baysal

Oyuncular: Gökhan Mumcu, Tolga Yüce, Bengi Öztürk, Melis Canan Çiçekdenk

Yapım: 2016, Türkiye

Hayat Işığım

Tom Sherbourne, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Avustralya’ya döner ve Janus Kayası’ndaki deniz fenerinde çalışmaya başlar. Karısı Isabel’le yıldızlar, dalgalar ve rüzgârın sesinden başka hiçbir şeyin olmadığı iki kişilik dünyalarında huzur bulmalarını sağlar. Bir gün, üç yılın ve üç düşüğün ardından, karısı bir bebeğin ağlamalarını duyar.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: The Light Between Oceans

Yönetmen: Derek Cianfrance

Senarist: Derek Cianfrance

Oyuncular: Michael Fassbender, Alicia Vikander, Rachel Weisz

Yapım: 2016, ABD, 130 Dk.

Bana Normal Aktiviteler

Talip ve Yaşar iş hayatında başarısız olan iki kardeştir. Ağabeyleri Muhteşem’den aldıkları paraları batırırlar. Çalıştığı film setinden kovulan kostümcü Çiğdem iki kardeşe teklifle yaklaşır. Yaşar’a kendini yönetmen olarak tanıtır ve iki arkadaşı korku filmi piyasasında para olduğuna ikna eder. İkilinin son kez ağabeylerinden para alarak korku filmi işine girmelerini sağlar.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Özgür Bakar

Senarist: Alper Kıvılcım

Oyuncular: Ufuk Şen, Süleyman

Kabaali, Bengi İdil Uras

Yapım: 2016, Türkiye

Tutmayın Beni

Tutmayın Beni filminin yönetmen ve senaristi, daha önce Vay Başıma Gelenler filmlerini yönetmiş Semra Dündar üstleniyor. Filmde, bir alışveriş merkezinde çalışan Fikret’in (Bala Atabek) yaşadığı olaylar, komik bir dille anlatılıyor.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Semra Dündar

Senarist: Semra Dündar

Oyuncular: Bala Atabek, Hakan Eratik, Volkan Baş, Leyla Üner Ermaya,

Derya Şen

Yapım: 2016, Türkiye

Şöhret tesadüfleri sever

Bugün sinema ve şov dünyasındaki dev isimlerinin tesadüfen keşfedildiğini biliyor muydunuz? İşte ünlü yıldızların filmlere konu olacak ilginç hikayeleri...

ANGELINA JOLIE

Ünlü oyuncu

7 yaşındayken babası aktör Jon Voight’in başrülünde yer aldığı ‘Lookin’ to Get Out’ adlı filmle oyunculuk kariyerine başladı.

JOHNNY DEPP

Johnny Depp, Nicholas Cage tarafından keşfedilmiş. Depp o zamanları şöyle anlatıyor: ‘’Uzun yıllar önce Nicholas Cage ile tanışmıştım. O zamanlar gitaristlik yapıyordum. Ortak arkadaşlarımız vardı ve bir gün Monopoly oynuyorduk. Oyunculuğu denemem için beni ajansına davet etti. Ertesi gün oyunculuk seçmelerine girdim ve ilk rolümü kaptım.

MEL GIBSON

Aktörün oyunculuğuna denecek laf yok. Ancak Mad Max’e dahil olmasını sağlayan şey bu değildi.  Bir arkadaşını ziyaret etmek için bar kavgası yaptıktan sonra sete gelen oyuncuyu gören yönetmen, yüzünün kanla kaplı olmasından ve bar kavgasından dolayı üstünün yırtık pırtık olmasından etkilenerek onu seçmelere göndermişti.

CAMERON DIAZ

Long Beach’te yetişen Cameron Diaz, ergenlik çağından itibaren Hollywood partilerinin müdavimiydi. Yine bu partilerden birinde dansederken Jeff Dunas adlı fotoğrafçı tarafından keşfedildi. Bu ünlü isim, Diaz’ın Elite mankenlik ajansına girmesini sağladı. Mankenlikteki 5 başarılı yılın ardından “Maske-The Mask” filminde Jim Carrey’nin kız arkadaşı rolüne seçildi ve bir yıldız oldu.