Kâinat üç boyutlu bir sahne. En, boy, derinlik.
İnsan da bu üçgende yürüyen bir varlık, ailesiyle şekillenen, mesleği ve hayaliyle istikamet arayan, aklı ve becerisiyle derinleşen bir varlık.
İnsan, kul olma ufkunu taşıyacak boyutlar inşa etmedikçe içeriden eksiliyor, fayda, merhamet, emanet bilinci, güvenilirlik, erdem ve şecaat gibi unsurlar sahneye çıkmadıkça hayat yalnızca görünen ölçülerle tartılıyor.
Bu tartının modern çağdaki adı çoğu zaman sayısallaştırma.
Matematikte nokta, tanımsız terimdir. Boyutu yoktur. Sadece konumu vardır. Gözün görür, elin çizer, aklın kabul eder, ama kendisi sayılmaz.
Haritalar da böyle çalışır. Bir şehri bir noktaya indirirsin. Bir halkı bir koordinata. Sonra o koordinatın üstüne operasyon, misilleme, denge kelimelerini yığarsın.
Nokta büyümez ama insan kaybı büyür.
Gazze'nin başına gelen tam olarak budur. Dil önce Gazze'yi bir başlığa çevirdi, sonra bir koordinata.
Geçişlerin kapandığını, insani hareketliliğin askıya alındığını söyleyen BM OCHA notu bunu açıkça kaydediyor.
Bu tabloya İran hattı eklenince, koordinatlaştırma daha da hızlanıyor. Yeni bir çatışma sarmalı, yalnızca yeni bir cephe anlamına gelmiyor, dikkatin bölünmesi anlamına geliyor. Dikkat bölününce vicdan da bölünüyor.
Gazze bu gürültünün içinde daha da nokta haline geliyor, insanın yüzü istatistiğin gölgesine itiliyor.
Noktadan sonra devreye bir formül daha giriyor. Altın oran. Matematikteki değeri, φ= 1,618.
Zihin bu oranı sever. Çünkü denge hissi verir ve estetik bir ikna üretir.
Modern düzen de kendini oranlarla anlatmayı sever, risk oranı, caydırıcılık oranı, büyüme oranı, itibar oranı. Hayat oranlarla konuşulunca bir düzen varmış hissi doğar, grafikler düzgün akınca vicdan da sanki düzene girmiş sanılır.
Bu estetik ikna, ahlaki uyanışı bastırma kabiliyetine sahiptir. Zulmün bile dengeli bir sunumla normalleşmesi buradan beslenir.
Bu ikna düzeni, insanın içine de sızıyor. İnsanların peşinde koştuğu üç şey beğenilme arzusu, para ve itibar. Para olmadan itibar, beğeni olmadan kişilik devşirme baskısı.
Oysa ayet balyoz gibi inmiştir! "Mülkün sahibi Allah'tır, mülkü dilediğine verir, dilediğinden çeker alır."
Üç boyutlu sahnenin görünür tarafı O'nun elindedir. İnsan ise görünmeyen boyutları inşa etmekle yükümlüdür.
Noktanın boyutu yok, insan o boyutsuzluğu taşımakta zorlanınca kendine sahte bir hacim üretiyor. Takdir edilme, fark edilme, saygınlık beklentisi, görünürlükten devşirilen bir varım hissi.
Beğeni ekonomisi vitrini büyütürken görünmeyen boyutlar siliniyor, iyilik bile sahneye dönme riski taşıyor, mazlumun acısı bile zaman zaman görünürlük yakıtına çevrilebiliyor.
Bu noktada altın oran, vitrine bir denge makyajı sürüyor, ölçü var ancak yön kayıp.
Müslüman dünyanın en büyük açmazı burada beliriyor, parçalanmış tepkiler, hızla tüketilen öfke, kısa ömürlü gündemler. Ancak bu parçalanma nokta kadar bir manzara üretiyor, altın oran kadar dengeli bir istikamet kurulamıyor.
Nokta formülü, insanı boyutsuzlaştıran dilin, merhameti söndürdüğünü hatırlatıyor ve Gazze'yi koordinata indiren dil, vicdanı yormuş oluyor. İran tırmanmasını başlık yarışına çeviren dil, insanı unutturmuş oluyor.
Altın oran formülü ise ahlakın kaydığını gösteriyor. Estetik ikna, ahlaki ölçü yerine geçtiği anda hayatın terazisi şaşıyor.
Hayatın ölçüsü, görünmeyen boyutların inşasıdır, fayda, emanet, erdem, güven, şecaat, merhamet, kul olmanın sessiz ama ağır geometrisi.
Dünya noktaları çoğaltılıyor. Oysa biz isimleri çoğaltmadıkça çoğalan yalnızca acı olacak.
Dünya oran üretiyor. Oysa biz ölçü üretmedikçe kalan yalnızca vitrin olacak.
Bu yazı, bir matematik hocasıyla yapılan hasbihalin ardından doğdu. Merkeze kendimi koyarak, insanlaşmanın dersini, daha sert bir yerden, yeniden insan kalmanın formülünü arar gibi yazdım.