07 Mart 2021 Pazar / 23 Recep 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Aziz ÜSTEL
austel@stargazete.com
Yazarın Sayfası

''Kürt sorunu mutlaka bir çözüme kavuşmalı!''

31 Ekim 2020 Cumartesi

Bu piştov gibi laf, hele de 2020'nin Kasım ayında söylenmişse, kimin ağzından çıkmıştır?

Aferin, kazandınız!

Elbette Kemal Beyimin lafıdır!

"CB Erdoğan'ın Başbakanlığı sırasında, 11 Ağustos 2009'da AK Parti Gurubu ve 3. AK Parti Olağan Kongresinde yaptığı konuşmalar, Kürt sorunuyla ilgili çok önemli konuşmalardır!" (Hüseyin Yayman Türkiye'nin Kürt Sorunu Hafızası--Doğan Kitap--S 444-445)

Tayyip Erdoğan12 Ağustos 2005 tarihinde , Ankara'da bir gurup aydınla Kürt sorununu görüşmüş, ardından da Diyarbakır'a giderek, TOKİ'nin yaptığı konutların anahtar teslim töreninde konuşmuştur. Erdoğan'ın bu konuşması sık sık "Diyarbakır seninle gurur duyuyor" sloganlarıyla kesilmiştir

"...Bu soruna illa bir ad verelim diyorsanız, Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil , herkesin sorunudur. Benim de sorunumdur Kürt olsun, Laz olsun, bütün Türkiye'nin sorunudur.Bu ülkenin başbakanı olarak sorun herkesten önce benim sorunumdur. Biz büyük bir devletiz ve millet olarak bu ülkeyi kuranların bize miras bıraktığı temel ilkeler ve Cumhuriyet ilkesi, anayasal düzen çerçevesinde her sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku ve daha çok refahla çözeceğiz. "

Bunları söyledikten sonra, Kürtçe, "Sayın Başbakan biz seni seviyoruz" yazılı büyük bir pankart açılmış.

Erdoğan , "Değerli kardeşlerim, umutsuzluğa tahammülümüz yok. . Biz artık Botan Çay'ında serinlemek, Zap Suyu gibi coşmak, Dicle, Fırat gibi barışa ve kardeşliğe akmak istiyoruz. "

Tayyip Erdoğan gelmiş geçmiş bütün hükümetler içinde bu sorun üzerinde en çok konuşan , yaşanan acıyı anladığını belirten ve kardeşlik vurgusu yapan çok az sayıda liderden biridir. Erdoğan bu konuda tabu sayılan kavramları kullanmaktan çekinmezken (a.g.e. sayfa 447) "duygudaşlığa, vatandaşlığa ve tarihdaşlığa" sıkça değinmiştir konuşmasında:

"Yunus Emre'siz bir Türkiye dilsiz kalır. Mevlana'sız ruhsuz kalır, Tatyos Efendiyi yok sayan Türkiye'nin besteleri yarım kalır. Cem Karaca bu ülkenin hasretini çektiği kadar bu ülke de Cem Karacanın hasretini çekti. "Hoşcakal İki Gözüm" diyen Ahmet Kaya'ya vefa göstermeyen Türkiye'nin şarkıları eksik kalır.

"Nasıl Mehmet Akif'siz bir Türkiye düşünülemezse....Nazım Hikmet'siz bir Türkiye eksik sayılır sevgili kardeşlerim... Biz herkesi Tatar, Abaza, Roman, Musevi, Rum, Ermeni olduğu için değil insan olduğu için sevdik...Biz bu terbiyeyi "Yaradanı severiz, Yaradandan ötürü" diyen Yunus'tan aldık..."

Ya işte böyle Kemal Beyim. Sen sen ol sakın CB'nıyla ringe çıkma, sonra yedi düvel bir araya gelse seni ayıltamayız. Otur CHP Genel Başkanlık koltuğunda, dalgın gözlerle çevreyi seyret, sana ne ekonomiden, dış ilişkilerden, Libya'dan, Doğu Akdeniz'den, Macron zibidisinden...Yan gel keyfine bak. Ha unutmadan, "Lüküs hayat... lüküs hayat.." diye de mırıldanmayı unutma!